YAZARLAR

06 Ağustos 2026 Perşembe, 00:00

Çilesini Eşek Çeker, Sefasını Ceylan Sürer: Bir Sosyolojik İroni

Geçtiğimiz günlerde sanal âlemde gezinirken, eşek ile ceylan karşılaştırması üzerine hazırlanmış oldukça dikkat çekici bir içerikle karşılaştım. Dijital evrenin o hızlı akışında bir an durup bu iki canlı üzerinden kurulan derin hiyerarşiyi izlerken, akademik tecessüsüm kabardı ve meselenin arkasındaki o muzip ironiyi kaleme almadan edemedim. Zira insanoğlunun kıymet bilmezliği ve aldatıcı algı dünyası üzerine kafa yorarken, tarihin en büyük adaletsizliğinin ahırlarda ve dağlarda sessizce yaşandığını fark etmemek imkânsızdı. Teraziye koysak bir yanda insanlığın medeniyet yükünü omzunda taşıyan bir emektar, diğer yanda ise sadece arz-ı endam edip süs gibi duran bir zarafet abidesi duruyor. Fakat ne hikmetse insanoğlu, gecesini gündüzüne katıp kendisine hizmet edene hakaret etmeyi, hiçbir somut faydası olmayana ise şiirler dizip övgüler düzmeyi tercih etmiştir.

Bahsettiğim figürler elbette Equus asinus (namıdiğer eşek) ve Gazella (yani ceylan). Sanal âlemdeki o paylaşımdan yola çıkarak bu iki canlının toplumsal algıdaki yerini incelediğimizde, karşımıza tam anlamıyla bir "fayda-değer çelişkisi" çıkmaktadır.

Bir Lojistik Harikası: Eşek (Equus asinus)

Yaklaşık 6000 yıl önce Afrika yaban eşeğinden türetilerek evcilleştirilen bu fedakâr dostumuz; engebeli arazilerde, kurak coğrafyalarda kendi ağırlığının %30’una kadar yükü gıkını çıkaramadan taşır. Kuru ve besleyiciliği düşük otlarla bile hayatta kalabilen, toynakları kayalık zeminlere tam uyumlu bir biyolojik mühendislik harikasıdır.

Üstelik sanılanın aksine "inatçı" da değildir; sadece tehlike anında atlar gibi körü körüne kaçmak yerine durup durumu analiz edecek kadar temkinli ve yüksek zekâya sahiptir. Geçtiği yolları ve kendisine yapılan iyiliği de kötülüğü de yıllarca unutmayacak kadar güçlü bir hafızası vardır.

Peki, insanlık bu muazzam hizmete nasıl karşılık vermiştir? "Eşek gibi çalışmak", "eşeklik etmek", "kitap yüklü eşek" diyerek... Kendisine hayatı kolaylaştıran bu canlıyı cehaletin, amelsizliğin ve kaba tabiatın sembolü yapmıştır. Şeyhî’nin Harname’sinde boynuz umarken kulağından olan saf bir hırslı; Kur'an-ı Kerim'in bildirisinden esinlenen edebiyatta ise sırtında taşıdığı bilginin ahlakına varamamış "hamal âlim" olarak etiketlenmiştir.

Sıfır Hizmet, Maksimum Prim: Ceylan (Gazella)

Şimdi dönüp diğer tarafa bakıyoruz: Ceylan. İncecik bacaklar, geriye doğru kıvrık halkalı boynuzlar, açık kahve bir kürk ve saatte 80-100 kilometre hız. Ana vatanı Kuzey Afrika ve Orta Doğu olan bu çift toynaklı arkadaşımızın insanlığa pratik, somut tek bir faydası yoktur. Ne tarlayı sürer, ne sırtında yük taşır, ne de kapınızda nöbet tutar. Sadece dağlarda ve savanlarda gezer, yırtıcı gördü mü zıplayıp kaçar.

Ancak insanoğlu, ceylanın o kara ve iri gözlerine (çeşm-i ahu) bakar bakmaz büyülenir. Şairler ona iltifatlar yağdırır, sevgililer ceylana benzetilir, divan edebiyatında yakalanması imkânsız "ulaşılmaz sevgili" tacı onun başına takılır. Tasavvufta dahi Mevlânâ’nın Mesnevisinde ahıra düşmüş ceylan hikâyesiyle "cahiller arasında kalmış arif ve saf ruh" rolü yine ceylana biçilir. Ahırdaki eşekler ise saman derdindeki maddiyatçılar olarak tasvir edilir.

Acı Sosyolojik Reçete

Sanal âlemde izlediğim o kısa karşılaştırmanın arka planında yatan bu durum, bize insan psikolojisi ve toplumsal ilişkiler hakkında tokat gibi bir gerçeği fısıldamaktadır: Siz bir sisteme veya insana ne kadar çok hizmet eder, hayatınızı onun rahatlığına adarsanız, değeriniz o kadar düşer ve "çantada keklik" olursunuz. Ne kadar ulaşılmaz, bağımsız ve erişilmez kalırsanız, o kadar "asalet" sembolü haline gelirsiniz.

Eşek halkın arasında ter döktüğü, sıradanlaştığı ve erişilebilir olduğu için hor görülmüş; ceylan ise dağlarda insandan kaçtığı, hiçbir işe elini sürmediği ve sadece estetik bir seyir zevki sunduğu için baş tacı edilmiştir.

Bülbülün “aşkı”  temsil edip karganın "sıradan faydacılık" ile suçlanması; karıncanın geleceği düşünen kolektif emekten, ağustos böceğinin ise tedbirsiz sanatsal kaygıdan ibaret görülmesi gibi... Edebiyat ve insanlık tarihi, kendi çıkarları uğruna emeği küçümseyip estetik gözbağıcılığı yüceltmenin tarihidir.

Kısacası muhterem okurlar; sosyal medyada karşımıza çıkan basit bir hayvan kıyası bile toplumun bu köklü çelişkisini yüzümüze vurmaya yeter. Bu dünyada eşek gibi çalışıp ceylan muamelesi görmeyi beklemek büyük bir safdilliktir. Hayat, sırtındaki yükle övünenlerin değil; gözünün süzüşüyle prim yapanların sahnesidir.

Sonuç ve Değerlendirme

Netice-i kelam muhterem okurlar; sanal âlemin o hırçın dalgaları arasında karşıma çıkan basit bir eşek ve ceylan mukayesesi, esasen insanlığın bin yıldır değişmeyen o kadim ve ikiyüzlü değer yargılarını yüzümüze bir tokat gibi çarpmaktadır.

Akademik tecessüsümüzün ışığında meseleyi masaya yatırdığımızda gördüğümüz acı gerçek şudur: İnsanoğlu kendisi için sırtı çürüyene kadar ter döken, medeniyetin yükünü omzunda taşıyan eşeği ahırın köşesine itip ona "cehalet ve kaba tabiat" etiketi yapıştırırken; dağda bayırda keyfince gezen, insanlığa tek bir çöp kadar faydası dokunmayan ceylanı sırf gözlerinin karası ve edalı süzülüşü yüzünden şiirler yazıp övgüler düzmüştür.

Bu durum, toplumsal psikolojinin en marazi hastalığını gözler önüne serer: Aşırı hizmet ve erişilebilirlik sıradanlaşmayı, mesafeli duruş ve sıfır katkı ise "asalet" illüzyonunu doğurur. Mevlânâ’dan Şeyhî’ye, Divan edebiyatından günümüz sokak jargonuna kadar edebiyatın ve kültürün yaptığı şey, aslında insan nefsinin bu riyakâr fotoğrafını çekmekten ibarettir.

Kısacası; emeğin ve cefanın değil, görsel şovların ve ulaşılmaz havaların prim yaptığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu hakikati kavramadan toplumsal ilişkileri anlamak da mümkün değildir. Zira bu hayatta ne kadar çok "eşeklik" edip hizmete koşarsanız değeriniz o kadar düşer; ne kadar "ceylan" gibi kaçıp ulaşılmaz olursanız baş tacı edilirsiniz yargısı ortaya çıkıyor. Takdir siz kıymetli okurlarındır. Sürçü lisan ettiysek affola”

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

 

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)