Bilime Adanmış Bir Ömür, Gönüllerde Silinmeyen Bir Hoca: Prof. Dr. Güler Somer [İz Bırakanlar]
Bazı insanlar vardır; aramızdan ayrıldıklarında yalnızca bir insanı değil, bir dönemin bilgisini, emeğini ve hatıralarını da özleriz. Bazı hocalar vardır ki isimleri akademik unvanlarıyla değil, yetiştirdikleri öğrencilerin başarılarıyla, dokundukları hayatlarla ve arkalarında bıraktıkları insanlık değerleriyle yaşar. Prof. Dr. Güler Somer, bilime adanmış ömrü, öğrencilerine verdiği emek ve insanî yönüyle unutulmayacak böyle bir bilim insanıydı.
İnsan ömrünü yıllarla ölçmek mümkündür. Ancak bir insanın gerçek değerini, yaşadığı yılların sayısından çok, o yıllara neleri sığdırdığı ve kendisinden sonra geride neler bıraktığı belirler. Kimi insanlar yaşarken iz bırakır, kimi insanlar ise aramızdan ayrıldıktan sonra bile yetiştirdikleri öğrenciler, ortaya koydukları eserler ve başkalarının hayatlarında oluşturdukları değişimlerle yaşamaya devam eder.
ODTÜ ve Ankara Üniversitesi eski rektörlerinden merhum Prof. Dr. Tarık Somer’in kıymetli eşi olan Prof. Dr. Güler Somer hocamız, bu ikinci gruba mensup, hayatını bilime, eğitime, araştırmaya ve insan yetiştirmeye adamış çok kıymetli bir akademisyendi.
2 Kasım 2021 tarihinde (bugün) aramızdan ayrılan Güler Somer hocamızı, vefatının beşinci yılında rahmet, saygı, minnet ve derin bir özlemle anıyoruz. 5 Ağustos 1937 tarihinde başlayan 84 yıllık yaşam yolculuğu, sadece başarılı bir akademik kariyerin değil, Türkiye'de üniversite kültürünün gelişmesine katkıda bulunan bir bilim insanının, bir eğitimcinin ve bir insanın hikâyesidir.
Onun hayatını anlatırken sadece profesörlük unvanından, bilimsel yayınlarından, uluslararası başarılarından veya yöneticilik görevlerinden söz etmek yeterli değildir. Çünkü Güler Somer'i özel kılan, bütün bu başarıların arkasında bulunan çalışma disiplini, öğrencilerine duyduğu sorumluluk, yardımseverliği ve bilime karşı duyduğu derin bağlılıktır.
Bir bilim insanını anlatmak, aslında onun yetiştirdiği insanların hayatlarına da bakmayı gerektirir. Zira bazı hocaların en büyük eseri, kitaplarda veya bilimsel dergilerde değil, yıllar sonra kendi ayakları üzerinde duran öğrencilerinin başarılarında saklıdır.
Bilim Yolculuğu Ankara'da Başladı, Uluslararası Akademik Dünyaya Uzandı
Prof. Dr. Güler Somer'in bilimsel yolculuğu, 1960 yılında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesinden Kimya Yüksek Mühendisi olarak mezun olmasıyla yeni bir aşamaya ulaştı.
Bilgiye ve araştırmaya duyduğu ilgi, onu akademik hayata yöneltti. Orta Doğu Teknik Üniversitesinde başladığı çalışmalar, bilimsel kariyerinin temel taşlarını oluşturdu.
1965 yılında ODTÜ Kimya Bölümünde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başlayan Somer, dönemin önemli bilim insanlarından Dr. Michael Green ile doktora çalışmalarını yürüttü. Fotokimyasal reaksiyonların kinetiği üzerine gerçekleştirdiği araştırmalar sonucunda 1971 yılında doktora derecesini aldı.
Ancak onun ODTÜ yıllarındaki katkıları sadece doktora çalışmalarıyla sınırlı değildi. Üniversitenin kuruluş ve gelişme dönemlerinde kimya ve kimya mühendisliği laboratuvarlarının oluşturulması, deneysel araştırma altyapısının geliştirilmesi ve bilimsel çalışma ortamının hazırlanması gibi önemli sorumluluklar da üstlendi.
Bu ayrıntı, Güler Somer'in akademisyenlik anlayışını anlamak bakımından son derece önemlidir.
Çünkü üniversite yalnızca ders anlatılan sınıflardan, sınav yapılan salonlardan ve akademik unvanlardan oluşmaz. Üniversite; bilimsel düşüncenin üretildiği, araştırma kültürünün yerleştiği, gençlerin yetiştiği ve gelecek nesillerin bilimsel altyapısının hazırlandığı bir kurumdur.
Güler Somer, daha akademik hayatının ilk yıllarında bu anlayışla hareket etmiş, sadece kendisi için değil, kendisinden sonra gelecek akademisyenler için de yol gösterici olmuştur.
1971 yılında Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesinin akademik kadrosuna katılmasıyla yeni bir sorumluluk üstlendi. Kimya Bölüm Başkanlığı görevini yürütürken Genel Kimya, Analitik Kimya, Aletli Analiz ve Araştırma laboratuvarlarının kurulmasına ve geliştirilmesine katkıda bulundu.
1978 yılında doçent unvanını aldı. Fakülte ve enstitü kurullarında görev yaparak üniversitenin akademik yapılanmasında da aktif rol üstlendi.
Bu yıllar, onun akademisyenliği sadece bilimsel yayın üretmek olarak görmediğini; kurum oluşturmayı, araştırma ortamı hazırlamayı ve bilimsel geleneği gelecek kuşaklara aktarmayı da temel bir görev kabul ettiğini göstermektedir.
Gazi Üniversitesinde Bir Bölümün Tarihine Emek Veren Öncü İsim
Güler Somer'in yaşamında Gazi Üniversitesi yıllarının ayrıcalıklı bir yeri vardır.
1985 yılında Gazi Üniversitesine katılan Somer, Kimya Bölümünün kuruluş ve gelişim çalışmalarında önemli görevler üstlendi. Yeni bir akademik yapılanmanın oluşturulması, laboratuvarların kurulması, eğitim programlarının geliştirilmesi ve araştırma imkânlarının güçlendirilmesi için yoğun çaba gösterdi.
1985-1997 yılları arasında yaklaşık 12 yıl Kimya Bölüm Başkanlığı görevini yürüttü.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, bu dönemin yalnızca idari bir görev süresi olmadığını görüyoruz. O yıllar, bir bölümün akademik kimliğinin şekillendiği, araştırma kültürünün temellerinin atıldığı ve gelecek nesillerin bilimsel çalışmalarını sürdürebileceği bir ortamın oluşturulduğu yıllardı.
Bir bölüm başkanlığı yapmak, sadece toplantıları yönetmek, dersleri dağıtmak veya idari kararlar almak değildir. Asıl yöneticilik, kendisinden sonra da yaşayacak bir kurumsal kültür oluşturabilmektir.
Güler Somer, Gazi Üniversitesi Kimya Bölümünün gelişiminde bu sorumluluğu üstlenen akademisyenlerden biri oldu.
Bugün bölümün bilimsel üretkenliğinde, akademik birikiminde, araştırma geleneğinde ve yetiştirdiği akademisyenlerde geçmişte verilen emeklerin izlerini görmek mümkündür.
Üniversitelerin tarihini sadece binalar, laboratuvarlar, yönetmelikler ve akademik kadrolar üzerinden okumak eksik bir değerlendirmedir. O kurumların gerçek tarihini, taş üstüne taş koyan, bir laboratuvarın ilk cihazını kuran, bir öğrencinin bilimsel merakını uyandıran ve bir bölümün geleceği için yıllarını veren insanlar yazar.
Gazi Üniversitesi Kimya Bölümünün tarihinde Prof. Dr. Güler Somer'in adı, bu emeğin ve öncülüğün önemli bir temsilcisi olarak daima yaşayacaktır.
Bilimsel Çalışmalarının Merkezinde İnsan, Çevre ve Güvenilir Analiz Vardı
Güler Somer'in akademik çalışmalarının merkezinde Analitik Kimya bulunuyordu. Ancak bilimsel ilgisi tek bir araştırma alanıyla sınırlı değildi. Elektrokimya, polarografi, voltametri, iyon seçici elektrotlar, fotokimya, eser element analizi ve çevresel analiz gibi farklı alanlarda önemli araştırmalar gerçekleştirdi.
Özellikle eser elementlerin çok düşük derişimlerde güvenilir biçimde belirlenmesine yönelik çalışmaları dikkat çekiciydi.
İlk bakışta oldukça teknik görünen bu araştırmaların aslında insan yaşamıyla doğrudan ilişkili çok önemli bir boyutu bulunuyordu.
Çünkü bir gıdanın içeriğinde bulunan ağır metallerin belirlenmesi, kandaki eser elementlerin ölçülmesi, çevresel örneklerdeki kirleticilerin tespit edilmesi ve kimyasal maddelerin biyolojik etkilerinin araştırılması, insan sağlığının korunması bakımından büyük önem taşımaktadır.
Somer'in araştırmaları, bilimin laboratuvarların duvarları arasında kalan soyut bir uğraş olmadığını; insanın yaşam kalitesini yükselten, çevreyi koruyan ve toplumsal sorunlara çözüm üreten bir faaliyet olduğunu ortaya koyuyordu.
Selenyum üzerine yaptığı çalışmalar, bilimsel üretiminin önemli bir bölümünü oluşturdu. Kan ve tam kan örneklerinde, süt ve çeşitli gıdalarda selenyumun belirlenmesi; selenyumun farklı kimyasal formlarının incelenmesi; kurşun ve diğer elementlerle etkileşimlerinin araştırılması bu çalışmaların başlıca konuları arasındaydı.
Ayrıca sarımsak ve bitkisel örneklerde eser elementlerin belirlenmesi, bakır-tellür-selenyum etkileşimleri, selenit iyonuna duyarlı elektrotların geliştirilmesi, iyodür ve cıva seçici membran elektrotların hazırlanması gibi farklı konularda da araştırmalar yürüttü.
Fotokimya ve fotosistem II üzerine gerçekleştirdiği çalışmalar da onun bilimsel ufkunun genişliğini göstermektedir.
Doktora döneminde başlayan fotokimyasal reaksiyonlara yönelik ilgisi, sonraki yıllarda fotosentetik sistemler ve suyun oksidasyonuyla ilişkili mekanizmalar üzerine gerçekleştirilen araştırmalarla devam etti.
Bütün bu çalışmalar, Güler Somer'in bilimsel yaklaşımında araştırma merakının, yöntemsel titizliğin ve disiplinler arası düşüncenin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Uluslararası Bilim Dünyasında Türkiye'yi Temsil Eden Bir Akademisyen
Bir bilim insanının başarısı, sadece kendi üniversitesindeki çalışmalarıyla ölçülmez. Ürettiği bilginin uluslararası bilim dünyasında ne kadar karşılık bulduğu da akademik değerinin önemli göstergelerindendir.
Prof. Dr. Güler Somer, bilimsel çalışmalarını uluslararası ölçekte duyurmayı başarmış akademisyenlerimizden biriydi.
Akademik özgeçmişinde SCI kapsamındaki uluslararası hakemli dergilerde 100'e yajın bilimsel makalesi bulunduğu ve çalışmalarına çok sayıda atıf yapıldığı belirtilmektedir. Farklı özgeçmiş özetlerinde yayın sayısına ilişkin farklı rakamlar yer alsa da uluslararası bilimsel üretkenliği tartışmasızdır.
Araştırmaları Analytica Chimica Acta, Analyst, Talanta, Food Chemistry, Analytical Sciences, Sensors and Actuators B, Electroanalysis ve Journal of Electroanalytical Chemistry gibi saygın bilimsel dergilerde yayımlandı.
Yurt içinde ve yurt dışında düzenlenen bilimsel toplantılarda 100'ün üzerinde bildiri sundu. Uluslararası bilimsel yayıncılık açısından önemli kaynaklar olan Encyclopedia of Analytical Chemistry ve Encyclopedia of Analytical Science içerisinde yayımlanan bölümlere katkıda bulundu.
Ayrıca uluslararası bilimsel dergilerde hakemlik görevleri üstlenerek bilimsel yayınların değerlendirilmesine katkı sağladı.
Onun akademik kimliğinin bir başka önemli yönü ise 1983-2006 yılları arasında Avrupa Kimya Dernekleri Federasyonu FECS'in Analitik Kimya Bölümü DAC bünyesinde Türkiye temsilciliği görevini yürütmesiydi.
Yaklaşık 23 yıl devam eden bu görev, Türkiye'deki analitik kimya çalışmalarının Avrupa bilim dünyasıyla bütünleşmesi bakımından önemliydi.
Bir bilim insanının ülkesini uluslararası platformlarda temsil etmesi, sadece kişisel bir başarı değildir. Aynı zamanda ülkesinin bilimsel birikimini, araştırma kapasitesini ve akademik saygınlığını temsil etmesidir.
Güler Somer, bu sorumluluğu uzun yıllar başarıyla taşıyan bilim insanlarımızdan biri olmuştur.
Bilim üretmek kadar bilgiyi Türkçe anlatmayı da önemsedi
Güler Somer'in akademik mirasının önemli bir boyutu da bilimsel bilginin eğitim yoluyla yaygınlaştırılması ve Türkçe bilim dilinin geliştirilmesidir.
Analitik Kimya alanının önemli kaynaklarından Daniel C. Harris'in Analytical Chemistry adlı eserinin Türkçeye çevrilmesinde editörlük görevini üstlenmesi, bu konudaki çalışmalarının dikkat çekici örneklerinden biridir.
Ayrıca Analitik Kimya ve Genel Kimya laboratuvarları için hazırlanan üç kitabın yazımında ve editörlüğünde görev aldı.
Türk Dil Kurumu kapsamında yürütülen Kimya Terimleri Sözlüğü projesinde yaklaşık 4.500-6.000 kimya teriminin hazırlanması ve düzenlenmesinde editörlük yaptı. Bu çalışma üzerinde özellikle durmak gerekiyor.
Çünkü bilimsel gelişmenin sadece yabancı dilde yayın yapmakla tamamlanmadığı açıktır. Bilginin kendi dilimizde doğru kavramlarla anlatılması, öğrencilerin bilimsel düşünceyi daha iyi kavraması ve akademik birikimin toplumun bütün kesimlerine aktarılabilmesi de büyük önem taşımaktadır.
Bilim dili, bir ülkenin düşünme ve üretme kapasitesinin temel unsurlarından biridir.
Güler Somer, bilimsel araştırmalarının yanında Türkçe bilim terminolojisine yaptığı katkılarla da önemli bir akademik sorumluluğu yerine getirmiştir.
Bir Hocanın Gerçek Büyüklüğü Yetiştirdiği Öğrencilerde Saklıdır
Gelelim Güler Somer'in akademik yaşamının belki de en anlamlı, en duygusal ve en kalıcı yönüne…
Yetiştirdiği öğrencilerine.
Bir akademisyenin bilimsel yayınları, aldığı ödüller, yönettiği projeler ve sahip olduğu unvanlar elbette önemlidir. Ancak bütün bunların ötesinde, onun bilim dünyasına kazandırdığı insanlar vardır.
Çünkü bir bilim insanı bir makaleyle yeni bir bilgi ortaya koyabilir. Bir kitapla binlerce öğrenciye ulaşabilir. Fakat yetiştirdiği bir öğrenci, ömrü boyunca yeni öğrenciler yetiştirerek onun bilimsel mirasını kuşaktan kuşağa taşıyabilir.
İşte bu nedenle bir hocanın gerçek büyüklüğü, sadece kendisinin ürettikleriyle değil, yetiştirdiği insanların ürettikleriyle de ölçülür.
Prof. Dr. Güler Somer'in akademik özgeçmişinde 19 yüksek lisans ve 11 doktora tezini tamamlatıp mezun ettiği belirtilmektedir. Farklı biyografik kayıtlarda bu sayılara ilişkin farklılıklar bulunsa da lisansüstü eğitimdeki önemli katkısı açıktır.
Onun yetiştirdiği öğrenciler arasında bugün akademik unvanlara ulaşmış, farklı üniversitelerde görev yapmış ve bilimsel çalışmalarını sürdüren çok sayıda değerli isim bulunmaktadır.
Prof. Dr. Aytekin Temizer, Prof. Dr. Serdar Ateş, Prof. Dr. Ferhunde Şahbaz, Prof. Dr. Hasan Aydın, Prof. Dr. Erdoğan Hasdemir, Prof. Dr. Recai İnam, Prof. Dr. Güler Ekmekçi , Prof. Dr. Mehmet Sayım Karacan ve Doç. Dr. Şükrü Kalaycı bunlardan bazılarıdır.
Bu isimlerin her biri, kendi akademik yolculuğunda farklı başarılara imza atmış, bilimsel çalışmalar yürütmüş ve yeni öğrenciler yetiştirmiştir.
Bir düşünelim…
Yıllar önce bir laboratuvarda hocasının karşısında deney yapan genç bir araştırma görevlisi, bugün başka bir üniversitede profesör olarak öğrencilerine bilim anlatıyor olabilir. Bir zamanlar doktora tezini hazırlarken hocasının yönelttiği sorular karşısında zorlanan bir öğrenci, bugün kendi öğrencilerine aynı bilimsel titizliği kazandırmaya çalışıyor olabilir.
İşte akademik miras tam da budur.
Bir hocanın sesi zamanla sınıflardan çekilebilir. Yazı tahtasındaki notları silinebilir. Birlikte çalıştığı öğrenciler farklı şehirlere ve üniversitelere dağılabilir. Ancak onun kazandırdığı düşünme biçimi, bilimsel ahlakı ve çalışma disiplini yaşamaya devam eder.
Bir insanın ölümünden sonra da düşüncelerinin, emeğinin ve değerlerinin başka insanların hayatında yaşamaya devam etmesinden daha büyük bir başarı olabilir mi?
Ezberleyen Değil, Düşünen ve Sorgulayan Öğrenciler Yetiştirdi
Güler Somer'i tanıyanların ve onunla birlikte çalışma fırsatı bulanların hatıralarında öne çıkan özelliklerinden biri, bilimsel titizliği ve öğrencilerinden beklediği yüksek çalışma disiplinidir.
Onun için bilim, kitaplarda yazılan bilgileri ezberlemek veya sınavlarda doğru cevapları vermekten ibaret değildi.
Bir araştırmacının neden o yöntemi seçtiğini, deneyin hangi bilimsel gerekçeye dayandığını, elde edilen sonucun nasıl yorumlanacağını ve farklı yöntemlerin neden tercih edilmediğini açıklayabilmesi gerekiyordu.
Bu nedenle öğrencilerine sürekli sorular yöneltirdi.
- Neden?
- Niçin?
- Nasıl?
- Hangi gerekçeyle?
Bu sorular, onun eğitim anlayışının temelini oluşturuyordu.
Özellikle laboratuvar çalışmalarında öğrencilerini sadece uzaktan izleyen bir öğretim üyesi değildi. Öğrencilerin arasına katılır, deneyleri takip eder, yapılan işlemlerin gerekçelerini sorgular ve her aşamanın bilimsel mantığının anlaşılmasını isterdi.
Bir deneyin başarıyla tamamlanması onun için tek başına yeterli değildi. Öğrencinin deneyin arkasındaki bilimsel düşünceyi kavraması, ölçüm sonuçlarını değerlendirmesi ve karşılaştığı sorunlara çözüm üretebilmesi önemliydi.
Bugün eğitim dünyasında sıkça konuştuğumuz eleştirel düşünme, bilimsel sorgulama, problem çözme ve araştırma yetkinliklerinin temelinde de bu yaklaşım bulunmaktadır.
Belki de Güler Somer'in öğrencilerine bıraktığı en önemli derslerden biri şuydu: Bilmek başka, bildiğini sorgulayabilmek başkadır. Bilim insanı, yalnızca cevapları bilen değil, doğru soruları sorabilen insandır.
Bu anlayış, bugün üniversitelerimizin ve genç araştırmacılarımızın en fazla ihtiyaç duyduğu akademik değerlerden biridir.
Bilimsel Otoritesinin Arkasında Büyük Bir İnsanlık Vardı
Güler Somer'i anlatırken sadece bilimsel çalışmalarından söz etmek, onun kişiliğini eksik anlatmak olur.
Çünkü onu tanıyanların hafızasında yer eden en önemli özelliklerden biri de cömertliği, yardımseverliği ve insanlara karşı duyduğu hassasiyetti.
Maddi veya manevi sıkıntı yaşayan insanların kendisine başvurabildiği, imkânları ölçüsünde yardımcı olmaktan kaçınmadığı ifade edilmektedir.
Öğrencileri ve çalışma arkadaşları için yalnızca bilgisine başvurulan bir akademisyen değil, aynı zamanda güven duyulan, danışılan ve ihtiyaç duyulduğunda yanında bulunacağı bilinen bir insandı.
Akademik hayatta bazen bir hocanın sertliği, öğrencilerinden beklentileri ve bilimsel konulardaki titizliği ön plana çıkar. Ancak bunların yanında insanlara yaklaşımındaki samimiyet, yardımseverlik ve merhamet, o kişinin gerçek karakterini ortaya koyar.
Güler Somer'in yaşamında bilimsel disiplin ile insanî duyarlılığın bir arada bulunması, onu tanıyanların gönlünde özel bir yere yerleştirmiştir.
Çünkü bilgi, insanı güçlü kılar; fakat insanı değerli kılan, sahip olduğu bilgiyi nasıl kullandığı ve başkalarına nasıl davrandığıdır.
Bir öğrencinin akademik başarısı için emek vermek, zor durumda kalan bir insana destek olmak, bir çalışma arkadaşının sorunuyla ilgilenmek, genç bir araştırmacının önünü açmak…
Bunların her biri, bilim insanlığının insanî yönünü oluşturan değerlerdir.
Güler Somer, bu değerleri yalnızca sözleriyle değil, yaşamıyla temsil etmiş bir hocaydı.
Bir Anne, Bir Akademisyen ve Bir Rol Model
Prof. Dr. Güler Somer'in yaşamındaki en özel bağlardan biri de ailesiyle kurduğu ilişkidir.
Göz hastalıkları uzmanı olan kızı Prof. Dr. Deniz Somer için yalnızca bir anne değil, aynı zamanda akademik disiplinin, çalışma azminin ve sorumluluk bilincinin güçlü bir örneği olmuştur.
Bir insanın başarısı, sadece meslek hayatında elde ettiği sonuçlarla değerlendirilemez. Ailesine, öğrencilerine, çalışma arkadaşlarına ve çevresindeki insanlara bıraktığı değerler de onun yaşam öyküsünün ayrılmaz bir parçasıdır.
Güler Somer'in hayatı, bilimsel kariyer ile aile sorumluluğunun, akademik başarı ile insanî değerlerin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösteren örneklerden biridir.
Bir annenin çocuğuna bıraktığı en değerli miraslardan biri, hayat karşısında nasıl durulacağını, çalışmanın ve öğrenmenin neden önemli olduğunu, insanlara karşı nasıl davranılması gerektiğini gösterebilmektir.
Bu yönüyle onun yaşamı, sadece akademik çevrelerde değil, aile hayatında da iz bırakan bir örnek olmuştur.
Bir Öğrencinin Hocasına Duyduğu Minnet, Yılları Aşan Bir Vefa Hikâyesidir
Güler Somer'in akademik ve insanî yönünü anlamak bakımından öğrencilerinin hatıraları büyük önem taşıyor.
Özellikle Prof. Dr. Recai İnam'ın hocası hakkındaki değerlendirmeleri, hoca-öğrenci ilişkisinin yıllar içerisinde nasıl güçlü bir gönül bağına dönüşebildiğini gösteriyor.
Recai İnam, Güler Somer'in doktora danışmanı olmasının yanında akademik hayata katılmasında ve bilim insanı olarak yetişmesinde birinci derecede etkili olduğunu ifade ediyor.
Bir doktora danışmanının öğrencisinin hayatında bıraktığı iz, yalnızca tez çalışmasıyla sınırlı değildir.
Danışman, öğrencisine araştırma yapmayı, bilimsel dürüstlüğü, zamanı doğru kullanmayı, karşılaştığı sorunlarla mücadele etmeyi ve bilimsel sorumluluk taşımayı da öğretir.
Recai İnam'ın hatıralarında Güler Somer; bilimsel çalışmalarını hiçbir zaman üstünkörü yapmayan, ayrıntıları araştıran, ezbere dayalı öğrenmeye karşı çıkan ve öğrencilerini sürekli sorgulamaya yönlendiren bir hoca olarak yer almaktadır.
Bir öğrencinin yıllar sonra hocasını hâlâ saygıyla, sevgiyle ve minnetle anması, aslında o hocanın ne kadar büyük bir iz bıraktığının en güzel kanıtıdır.
Akademik hayatta birçok unvan kazanılabilir. Çok sayıda makale yayımlanabilir. Önemli idari görevler üstlenilebilir. Ancak bir öğrencinin yıllar sonra kalpten gelen bir ifadeyle "Hocamın üzerimde çok büyük emeği var" diyebilmesi, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır.
Çünkü vefa, zamanla azalmayan bir duygudur.
Bir hocanın emeğini hatırlamak, onun öğrettiklerini yaşatmak ve kazandırdığı değerleri başka insanlara aktarmak, akademik dünyanın en güzel geleneklerinden biridir.
Bugünün Üniversitelerine Bırakılan Önemli Bir Ders
Güler Somer'in hayatını ve akademik çalışmalarını değerlendirirken sadece geçmişi hatırlamıyoruz. Aynı zamanda bugünün ve geleceğin üniversiteleri için de önemli sonuçlar çıkarıyoruz.
Üniversiteler, bilimsel yayın sayılarının yarıştığı, akademik unvanların sıralandığı veya idari görevlerin paylaşıldığı kurumlar olarak görülmemelidir.
Üniversitenin asıl gücü; yetiştirdiği insanlarda, oluşturduğu bilimsel kültürde, araştırma altyapısında, akademik özgürlük ortamında ve topluma sunduğu katkılarda saklıdır.
Bir bölümün gelişmesi için laboratuvarlara, cihazlara, teknolojik altyapıya ve nitelikli akademik kadroya ihtiyaç vardır. Ancak bütün bunları anlamlı kılan, bilimsel merakı canlı tutan, genç akademisyenlere yol gösteren ve ortak bir çalışma kültürü oluşturan insanlardır.
Güler Somer'in yaşamında bu unsurların tamamını görmek mümkündür.
O, laboratuvar kurmanın ne demek olduğunu bilen, bilimsel araştırmanın zorluklarını yaşayan, öğrencisinin yetişmesi için emek veren, uluslararası bilim dünyasında ülkesini temsil eden ve üniversite yönetiminde sorumluluk üstlenen bir akademisyendi.
Bugün üniversitelerimizde genç akademisyenlerin yetiştirilmesi, deneyimli bilim insanlarının birikimlerinin aktarılması ve kurumsal hafızanın korunması konusunda daha fazla çaba gösterilmesi gerekiyor.
Çünkü bir üniversitenin geçmişte elde ettiği başarıları geleceğe taşıyabilmesi, o geçmişi oluşturan insanların emeklerini tanıması ve yaşatmasıyla mümkündür.
Güler Somer'in hayatı, bu açıdan sadece bir anma konusu değil, aynı zamanda akademik sorumluluğun ne olması gerektiğini gösteren önemli bir örnektir.
Sonuç: Bazı insanlar ölmez, yetiştirdikleri insanlarda yaşamaya devam eder

Bugün 2 Kasım 2026…
Prof. Dr. Güler Somer'in aramızdan ayrılışının üzerinden beş yıl geçti.
Beş yıl önce bir bilim insanını, bir hocayı, bir anneyi ve pek çok insanın hayatına dokunmuş değerli bir insanı kaybettik.
Ancak onun hayatına baktığımızda geride kalanların sadece bir özgeçmişten ibaret olmadığını görüyoruz.
ODTÜ'de başlayan akademik yolculuğu, Hacettepe Üniversitesinde devam eden bilimsel çalışmaları, Gazi Üniversitesinde Kimya Bölümünün gelişmesine sunduğu katkılar, uluslararası bilimsel yayınları, yürüttüğü projeler, Türkçe bilim diline hizmetleri ve yetiştirdiği akademisyenler…
Bütün bunlar, bir ömrün bilime nasıl adanabileceğinin somut göstergeleridir.
Fakat bütün bu başarıların üzerinde duran daha büyük bir değer vardır: İnsan yetiştirmek.
Bugün onun öğrencileri farklı üniversitelerde bilimsel çalışmalar yapıyor, yeni araştırmacılar yetiştiriyor ve akademik hayatın içinde üretmeye devam ediyorsa, Güler Somer'in emeği de yaşamaya devam ediyor demektir.
Belki artık laboratuvarlarda onun sesi duyulmuyor. Belki öğrencilerine yönelttiği sorular, sınav salonlarında eskisi gibi yankılanmıyor. Belki bir araştırmanın en küçük ayrıntısını sorgularken gösterdiği titizliği bugün doğrudan göremiyoruz.
Ancak onun yetiştirdiği öğrenciler, kazandırdığı bilimsel disiplin ve bıraktığı insanî değerler hâlâ aramızda.
Bir hocanın gerçek ölümsüzlüğü de burada başlar.
İnsanlar yaşarken makamlarıyla, unvanlarıyla ve başarılarıyla anılabilirler. Ancak aramızdan ayrıldıktan sonra onları yaşatan, yetiştirdikleri insanların kalbinde bıraktıkları izlerdir.
Güler Somer hocamız, bilimsel eserlerinin yanı sıra yetiştirdiği öğrencilerle, kurumsal emeğiyle ve yardımsever kişiliğiyle bu izleri bırakmıştır.
Bugün kendisini anarken yalnızca geçmişteki başarılarını hatırlamakla yetinmemeliyiz. Onun temsil ettiği bilimsel titizliği, araştırma ahlakını, öğrenci yetiştirme sorumluluğunu, cömertliği ve insan sevgisini de yaşatmalıyız.
Çünkü bir hocaya gösterilebilecek en büyük vefa, onun adını anmak kadar, öğrettiklerini hayata geçirmektir.
Değerli Güler Somer hocamız…
Siz bir ömür bilime hizmet ettiniz. Laboratuvarlar kurdunuz, araştırmalar yaptınız, öğrenciler yetiştirdiniz, bilim dünyasında ülkemizi temsil ettiniz. Ama belki de en önemlisi, insanların hayatına dokundunuz.
Arkanızda sadece bilimsel yayınlar ve akademik başarılar değil; sizin emeğinizle yetişmiş, bugün kendi öğrencilerine ışık tutan insanlar bıraktınız.
Bir hocanın ömrü, son dersini verdiği gün bitmez. Yetiştirdiği son öğrencisi de bilim yolculuğunu tamamlayıncaya kadar yaşamaya devam eder.
Siz, öğrencilerinizin hafızasında, Gazi Üniversitesinin akademik tarihinde ve bilime adanmış bir ömrün bıraktığı değerlerde yaşamaya devam ediyorsunuz.
Sizi tanıyan, sizinle çalışan, sizden öğrenen ve emeğinizi hisseden herkesin hatırasında daima özel bir yeriniz olacak.
Mekânınız cennet, kabriniz nurla dolsun.
Rahmetle, minnetle, saygıyla ve hiç eksilmeyen bir özlemle…
Saygılarımla.
Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”
YORUM YAP