2030’a Doğru: Yapay Zekâ, Yok Olacak Meslekler ve “Anlamsız İşler”

İçinde bulunduğumuz çağ, yalnızca yeni teknolojilerin hayatımıza girmesiyle açıklanabilecek bir dönem değildir. Bu çağ, aynı zamanda emeğin ne olduğu, çalışmanın ne anlama geldiği ve insanın üretim sürecindeki yerinin nasıl tanımlanacağına dair köklü bir sorgulamayı da beraberinde getirmektedir. Yapay zekâ, otomasyon ve dijitalleşme, iş dünyasını hızla dönüştürürken, uzun yıllar boyunca sorulan “hangi meslekler yok olacak?” sorusu yerini çok daha temel bir soruya bırakmaktadır: Hangi işler gerçekten anlamlı kalacak?
2030’a doğru ilerlerken artık net biçimde görünen şudur: Yaşanacak olan şey basit bir iş kaybı dalgası değildir. Aksine, işin doğası kökten değişmektedir. Bazı meslekler tamamen ortadan kalkarken, bazıları bugünkü hâliyle tanınmayacak kadar dönüşecektir. Asıl belirleyici unsur ise bu dönüşümün insanı merkeze alıp almayacağıdır. Eğer mesele yalnızca hız, verimlilik ve maliyet üzerinden ele alınırsa, ortaya çıkan tablo teknolojik olarak gelişmiş ama insani olarak yoksullaşmış bir toplum olacaktır.
Yapay zekâ ne kadar gelişmiş olursa olsun, insan ilişkilerinin merkezde olduğu alanlarda insanın yerini bütünüyle alması mümkün görünmemektedir. Sağlık, bakım, eğitim ve psikolojik destek gibi alanlar yalnızca bilgiye değil; empatiye, sezgiye, etik sorumluluğa ve insani temasa dayanır. Bir doktorun hastayla kurduğu güven ilişkisi, bir öğretmenin öğrencinin ruh hâlini sezebilmesi ya da bir terapistin söylenmeyeni anlayabilmesi, algoritmaların taklit edebileceği süreçler değildir. Bu alanlarda teknoloji destekleyici bir araç olabilir, ancak belirleyici aktör insan olmaya devam edecektir.
Benzer biçimde sanat ve yaratıcılık alanı da insan deneyimiyle doğrudan bağlantılıdır. Yapay zekâ metin yazabilir, görsel üretebilir ya da müzik bestelebilir; ancak bu üretimlerin anlamı, insanın yaşantısıyla ve yorumuyla şekillenir. Sanatçılar ortadan kalkmayacak, fakat üretim biçimleri ve kullandıkları araçlar değişecektir. Yaratıcılık, insanın dünyayı yorumlama biçimi olarak varlığını sürdürecektir.
Önümüzdeki yıllarda teknik alanlar elbette önemini koruyacaktır. Bilgisayar mühendisleri-Yapay zekâ mühendisleri, veri bilimciler, siber güvenlik uzmanları ve yenilenebilir enerji alanında çalışan profesyoneller büyük talep görecektir. Ancak bu mesleklerde dahi belirleyici olan yalnızca teknik bilgi olmayacaktır. Karmaşık düşünebilme, soyutlama yapabilme, etik sonuçları değerlendirebilme ve stratejik kararlar alabilme yeteneği öne çıkacaktır. Geleceğin iş dünyası, yalnızca kod yazabilenleri değil; yazılan kodun toplumsal, ekonomik ve insani sonuçlarını düşünebilenleri arayacaktır.
Bu dönüşüm sürecinde özellikle dikkat çeken bir diğer unsur, sosyolog David Graeber’ın “anlamsız işler” olarak tanımladığı alanların hızla tasfiye edilmesidir. Modern bürokrasinin ve kurumsal yapıların ürettiği, topluma somut bir katkı sunmayan; gereksiz raporlamalar, verimsiz toplantılar ve tekrar eden idari süreçler, yapay zekâ tarafından kolaylıkla devralınmaktadır. Bu durum ilk bakışta bir tehdit gibi algılansa da, aslında insan emeği için önemli bir fırsat da barındırmaktadır. İnsanların zamanını ve enerjisini daha yaratıcı, daha toplumsal ve daha anlamlı işlere yönlendirme ihtimali doğmaktadır. Asıl sorun, bu geçişin adil ve kapsayıcı biçimde yönetilip yönetilemeyeceğidir.
Çünkü yapay zekâ, verimliliği artırırken aynı zamanda eşitsizliği derinleştirme potansiyeline de sahiptir. Yeni becerilere erişemeyen, eğitim ve dönüşüm süreçlerinin dışında kalan bireyler için risk giderek büyümektedir. Üstelik yalnızca üretkenliğe odaklanan bir gelecek tasavvuru, insanın anlam arayışını göz ardı ederse, daha hızlı ama daha mutsuz bir toplum ortaya çıkabilir. Empati, etik muhakeme, değer temelli karar alma gibi insana özgü yetiler bu nedenle her zamankinden daha önemlidir. Yapay zekâ bu alanlarda destek sunabilir, ancak yön gösterici ve ahlaki bir rehber olamaz.
Bu noktada hazırlık meselesi bir tercih olmaktan çıkmış, zorunluluk hâline gelmiştir. 2030’lara hazırlanmak yalnızca yeni bir meslek öğrenmek değildir; aynı zamanda yeni bir düşünme biçimi geliştirmektir. Yaşam boyu öğrenme, eleştirel düşünme, güçlü iletişim becerileri ve teknolojiyle birlikte çalışabilme yetisi, bireylerin en önemli sermayesi olacaktır. Ancak belki de en kritik soru şudur: İnsan, yaptığı işin toplumsal anlamını yeniden sorgulayabilecek mi?
Sonuç
Yapay zekâ işleri yok etmiyor; ayıklıyor. Verimsizi, anlamsızı ve tekrarı tasfiye ederken, insanı daha çok insan yapan alanları görünür kılıyor. Asıl mesele, bu dönüşümün edilgen bir nesnesi mi olacağımız, yoksa bilinçli bir öznesi mi…
2030’un mesleklerine hazırlanmak kadar, 2030’un insanına da hazırlanmak zorundayız. Çünkü teknoloji ilerlerken, cevaplanması gereken temel soru hâlâ geçerliliğini koruyor: Biz nereye gidiyoruz?
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr
YORUM YAP