Türkiye yaklaşık iki yıldır “Terörsüz Türkiye” adı verilen tarihî ve bir o kadar da hassas bir süreci tartışıyor. Bir tarafta terörün sona ermesi umudu, diğer tarafta üniter devlet, millî kimlik ve egemenlik konusunda dile getirilen ciddi kaygılar var. Peki resmî belgeler gerçekten Türkiye'nin federasyona, özerkliğe veya “yeni bir Sevr”e götürüldüğünü mü gösteriyor? Yoksa korkularla gerçekler birbirine mi karıştırılıyor? Yaklaşık iki yıllık süreci sloganlarla değil, devletin kayıtlarıyla okumaya çalışalım.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Türkiye’nin en büyük gücü, bütün vatandaşlarının aynı düşünmesi değil; farklı siyasi tercihlere, hayat tecrübelerine ve dünya görüşlerine sahip insanların millî birlik ve ortak aidiyet bilinci içinde aynı geleceğe yürüyebilme, birlikte üretebilme ve ülkenin temel meselelerinde sorumluluk paylaşabilme kapasitesidir. Türkiye’nin ihtiyacı farklılıkları ortadan kaldıran bir tek seslilik değil; Anayasa’nın değiştirilemez temel nitelikleri, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü ve eşit vatandaşlık zemini üzerinde toplumsal güveni, millî dayanışmayı ve demokratik uzlaşmayı güçlendirecek yeni bir ortak gelecek iradesidir.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Türkiye’nin demokratik geleceğini yalnızca devlet kurumlarının yapısı değil, siyasetin nasıl örgütlendiği, temsilin nasıl üretildiği, siyasi kararların hangi etik sınırlar içinde alındığı ve vatandaşın karar süreçlerine ne ölçüde katılabildiği de belirleyecektir. Siyasi partilerin kendi içlerinde daha demokratik hâle geldiği, seçmen ile temsilci arasındaki bağın güçlendiği, siyasi etiğin ortak bir kamu standardına dönüştüğü, gençlerin ve kadınların karar mekanizmalarında gerçek sorumluluk üstlendiği ve dijital teknolojilerin yalnızca propaganda için değil demokratik katılım için kullanıldığı yeni bir siyaset anlayışına ihtiyaç vardır. Çünkü demokratik kurumları güçlendirmek istiyorsak, onları çalıştıracak siyaseti de yeniden düşünmek ve yeniden inşa etmek zorundayız.
Türkiye, Cumhuriyetin ikinci yüzyılına yalnızca yeni hedeflerle değil; devletin işleyişi, demokrasinin niteliği, hukuk düzeninin güvencesi ve vatandaşın yönetime katılımı konusunda cevaplandırılması gereken temel sorularla girmiş bulunuyor. Artık asıl mesele yalnızca iktidarın kimde olduğu değil; iktidar kimde olursa olsun hukukun üstünlüğünü koruyan, demokratik denetime açık, güçlü ve öngörülebilir kurumlara dayanan bir devlet düzeninin kurulabilmesidir.
7595 sayılı Kanun silah bırakma sonrasındaki soruşturma, kovuşturma ve infaz rejimini ayrıntılı biçimde düzenliyor. Ancak kalıcı toplumsal bütünleşme yalnızca ceza dosyalarının hukuki statüsünün değiştirilmesiyle sağlanabilir mi? Hukuk devleti, demokratikleşme, mağdur hakları, ekonomik ve sosyal uyum, TBMM denetimi ve ortak vatandaşlık zemini bu sürecin neresinde duruyor?
7595 sayılı Kanun soruşturma, kovuşturma ve cezaların infazını beş veya on yıl erteliyor; koşullar yerine getirildiğinde davalar düşüyor, bazı cezalar ise “infaz edilmiş sayılıyor”. Peki bu yapı hukuken yalnızca bir erteleme rejimi midir, yoksa af hukukunun sınırlarına mı girmektedir? MGK kararının rolü, Kurulun soruşturma izni, yargının konumu ve sorumsuzluk hükmü Anayasa karşısında nasıl değerlendirilmelidir?
7595 sayılı Kanun; PKK/KCK'nın fiilî varlığının sona ermesi ve silahların tesliminin devlet tarafından teyit edilmesi sonrasında soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş cezaların infazına ilişkin özel bir geçiş rejimi kuruyor. Peki sistem nasıl işleyecek, kimleri kapsayacak ve beş-on yıllık erteleme sürelerinin sonunda ne olacak?
Sosyal medyada karşılaştığımız mizahi bir görsel bazen uzun tartışmaların, akademik çalışmaların ve toplumsal eleştirilerin anlatmaya çalıştığı bir gerçeği birkaç cümleyle önümüze koyabiliyor. “Senin değilse alma, doğru değilse yapma, gerçek değilse söyleme, bilmiyorsan sus” sözlerinden hareketle; toplumsal ahlakımızı, kamu hakkını, liyakati, emaneti, adalet duygusunu ve giderek aşınan güven ilişkilerimizi bir cuma günü yeniden düşünmeye ne dersiniz? Çünkü belki de asıl mesele başkalarının ne yaptığı değil, şikâyet ettiğimiz düzenin oluşmasına kendi küçük davranışlarımızla ne ölçüde katkıda bulunduğumuzdur.
Geleceği inşa etmek, yalnızca iyi niyetli temennilerle, dönemsel reform başlıklarıyla veya teknik politika paketleriyle mümkün değildir. Türkiye’nin ikinci yüzyılında ihtiyaç duyulan şey; insan onurunu, hukukun üstünlüğünü, liyakati, katılımcı demokrasiyi, dijital dönüşümü, yerel ortak aklı, üretken ekonomiyi, güçlü eğitimi ve adil kalkınmayı birlikte taşıyacak yeni bir yönetişim modelidir. Bu model; devleti güçlü, vatandaşı özgür, toplumu güven içinde, ekonomiyi üretken, teknolojiyi insan merkezli, eğitimi hikmetli ve sivil toplumu çözüm üreten bir ortak gelecek mimarisi içinde buluşturmalıdır.
Toplumsal sözleşme yalnızca anayasal ve hukuki bir metin değildir; bir toplumun adalet, özgürlük, sorumluluk, aidiyet ve ortak gelecek iradesi etrafında kurduğu yaşayan mutabakat zeminidir. Devletin güven vermesi, hukukun adalet üretmesi, ekonominin refahı paylaşması, eğitimin insanı yetiştirmesi ve sivil toplumun ortak aklı güçlendirmesi ancak güçlü bir ortak gelecek fikriyle anlam kazanır. 21. yüzyılda toplumların asıl meselesi, farklılıkları yok saymadan birlikte yaşama iradesini, kuşaklar arası adaleti ve kurucu ortak aklı yeniden inşa edebilmektir
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.