Gündelik hayatın hengâmesi içinde dilimize yerleşmiş bazı ifadeler vardır ki, yalnızca birer söz kalıbı olmaktan öte, bir dünya görüşünü, hatta bir varoluş biçimini taşır. “Olan hayırdır” ve “olanda hayır vardır” da bu ifadelerden ikisidir. İlk bakışta birbirine çok benzeyen bu iki cümle, aslında insanın hayata bakışındaki ince ama derin bir ayrımı gözler önüne serer.
Hayatın sessiz koridorlarında, zamanın ağır adımlarla aktığı o derin geçitlerde öyle yolcular vardır ki; onların vakarla örülmüş yavaş yürüyüşlerine uzaktan bakanlar yalnızca bir gecikme, bir eksiklik yahut bir geri kalmışlık görürler. Oysa hakikat, görünenin aldatıcı yüzeyinde değil; kalbin en mahrem dehlizlerinde, ruhun en derin menzillerinde saklıdır. İnsan çoğu zaman gözünün gördüğünü gerçek zanneder; hâlbuki göz sadece şekilleri seçer, hakikati ise ancak gönül kavrar. Çünkü insan baktığı kadarını değil, hissedebildiği kadarını anlar; gördüğü kadarını değil, sol yanına-kalbine- dokunan kadarını yaşar. Nice hakikatler vardır ki süratle geçenlerin nazarından kaçar; fakat yavaşlayanların, duranların ve tefekkür edenlerin gönlünde bir ömür boyu ışık olur.
Takvim üzerinde sıradan gibi görünen bazı günler vardır ki, aslında şehir bilincinin derin katmanlarında güçlü bir yankıya dönüşür. 6 Haziran, yani 06.06 tarihi de bu özel günlerden biridir. Ankara’nın plaka kodu olan “06” ile gün ve ayın çakışması, zaman içinde yalnızca tarihsel bir rastlantı olmaktan çıkmış; kentin dijital çağdaki sembolik hafıza koduna dönüşmüştür. Son yıllarda “Dünya Ankaralılar Günü” ya da “06.06 Ankara Günü” olarak anılan bu resmî olmayan ama toplumsal karşılığı güçlü, şehir kimliğini görünür kılma ve ortak aidiyet duygusunu pekiştirme açısından kıymetli bir işlev üstlenmektedir.
Gündemin adeta bir nehir gibi hırçın aktığı, her yeni günün kendi dalgasıyla geldiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Türkiye’nin ve dünyanın nabzını, bu kadim kentin kalbinden, Ankara’dan tutarken; her gün kaleme aldığım köşe yazılarımla bu dinamizme yetişmeye, gelişmeleri sıcağı sıcağına kamuoyuyla paylaşmaya gayret ediyorum. Fakat bazen öyle anlar oluyor ki, o hızlı akan nehrin kıyısında durup, insanlığın ve üzerinde yaşadığımız bu gezegenin ortak kaderine çok daha derinden, makro bir perspektifle bakmak hayati bir zorunluluk haline geliyor.
Bugün, sokakların gürültüsünden, ekranların parıltısından ve bitmek bilmeyen o modern koşuşturmacadan bir an olsun sıyrılıp, aynanın karşısına geçme vakti. Ama yüzümüzdeki çizgilere bakmak için değil; ruhumuzun nerede durduğunu, kalbimizin hâlâ aynı ritimle çarpıp çarpmadığını anlamak için.
Dijital çağın ruhunu anlamak için artık sadece sokaklara, meydanlara ya da klasik kurumlara bakmak yetmiyor. Asıl hareket, görünmeyen ama her şeyi şekillendiren ağların içinde gerçekleşiyor. Bu noktada Manuel Castells’in çığır açan eseri The Rise of the Network Society (Ağ Toplumunun Yükselişi), içinde yaşadığımız dönüşümü kavramak için güçlü bir teorik çerçeve sunuyor.
Her sabah güneşin doğuşuna uyanıyor, gün içinde işlerimizi yapıyor ve akşam olduğunda dinleniyoruz. Her şey sakin ve sabit görünüyor. Oysa gerçekte durum hiç de öyle değil. Üzerinde yaşadığımız Dünya, biz fark etmeden inanılmaz hızlarla uzayda yol alıyor.
Bilgisayarların tarihsel gelişimi, insanlığın düşünme, hesaplama ve problem çözme kapasitesini araçlar yoluyla genişletme çabasının en somut örneklerinden biridir. Bugün cebimize sığan cihazların ardında, yüzyıllara yayılan bilimsel birikim, mühendislik dehası ve toplumsal ihtiyaçların yön verdiği uzun bir dönüşüm süreci bulunmaktadır.
Değerli Gazete Ankara Okurları, İnsanlık tarihi incelendiğinde bazı coğrafyaların yalnızca üzerinde yaşayan toplumların değil, aynı zamanda küresel güç mücadelelerinin de kaderini belirlediği görülür. Anadolu ve onun merkezinde yükselen Türk Devleti, binlerce yıldır böyle bir coğrafyanın taşıyıcısı olmuştur. Bugün içinde bulunduğumuz süreç de sıradan bir siyasi rekabetin veya bölgesel anlaşmazlığın ötesinde, devletlerin geleceğini şekillendiren büyük bir jeopolitik dönüşüm dönemidir.
Değerli Okurlarımız, Yeryüzü, binlerce yıllık insanlık serüveninin bir mirası olarak, kadim zamanlardan bugüne çok sayıda inanç sistemine ve dünya görüşüne ev sahipliği yapmaktadır. İnsanlığın mana arayışında farklı coğrafyalarda neşvünema (Neşv:gelişme, filizlenme) ve (nemâ:çoğalma, büyüme) bulan ve ilahi kaynaklı olmayan pek çok inanış biçimi, bugün de dünya genelinde varlığını sürdürmektedir. Bununla birlikte bu yazımızda, yöntemsel bir tercihle sınırlarımızı çiziyor ve odağımızı doğrudan “semavi dinler” olarak tanımladığımız Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam ekseninde tutuyoruz.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.