YAZARLAR

  • 12 Mart 2026, Perşembe
  • Yeni Yazı

Halil İnalcık’ın Eserlerinde Osmanlı Kültür, Sanat ve Müzik Dünyası

Özet: Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu'nu sadece siyasi ve askeri bir güç olarak değil, köklü bir medeniyet havzası olarak tanımlamıştır. İnalcık’ın çalışmalarında kültür ve sanat, devlet yapısının ve toplumsal düzenin ayrılmaz bir parçasıdır. Özellikle klasik dönem Osmanlı kültürünü incelerken, saray çevresindeki entelektüel üretimi, "Has-bağçe" geleneğini ve bu geleneğin kalbinde yer alan musiki dünyasını derinlemesine tahlil etmiştir. Bu makale, İnalcık’ın eserlerinden hareketle Osmanlı sanat ve müzik hayatının sosyolojik ve estetik temellerini incelemektedir.

  • 09 Mart 2026, Pazartesi

Faruk Sümer'in Çalışmalarında Türk Müzik Kültürü ve Organolojik Analiz

Prof. Dr. Faruk Sümer, Türk dünyasının sosyal ve kültürel tarihini incelerken musikiyi bu yapının ayrılmaz bir parçası olarak görmüştür. Onun eserlerinden yola çıkarak Türk çalgılarını organolojik bağlamda dört temel başlıkta analiz edebiliriz. Faruk Sümer'in çalışmalarını analiz ettiğimizde, onun bir tarihçi titizliğiyle taradığı vakayiname,  seyahatname ve destanların, bugün müzikologlar için birer "saha raporu" niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Özellikle Oğuzlar ve Eski Türklerde Musiki ve Oyun (1989) makalesi, bu konudaki en rafine bilgilerini içerir.

  • 06 Mart 2026, Cuma

Okul Öncesinden Üniversiteye Müzikte Millîlik: Makamsal Gelenek, Yapısal Dönüşüm

Giriş Müzik eğitimi, bir toplumun kültürel sürekliliğini sağlayan en temel araçlardan biridir. Türkiye özelinde Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), müfredat programları aracılığıyla bireyin estetik algısını ve kimlik bilincini şekillendirme yetkisine sahiptir. Ancak, Cumhuriyet'in ilanından itibaren izlenen müzik politikaları, "modernleşme" ve "çağdaşlaşma" idealleri doğrultusunda Batı müziği teorisini merkeze almış, bin yıllık makamsal geleneği ise çoğu zaman bu sistemin dışına itmiş veya ona eklemlenmeye zorlamıştır. Bu durum, toplumun kültürel kodları ile eğitim sistemi arasında bir kopukluğa (kültürel yarılmaya) yol açmıştır.

  • 03 Mart 2026, Salı

Türk Yüksek Öğretiminde Akademik İlerleme Paradigması: Yabancı Dil Bariyeri ve Yapay Zekâ Vizyonu

Giriş: Türk yükseköğretim sisteminde Doçentlik ve Doktora eğitimi için temel bir eşik olan yabancı dil sınavı (YDS/YÖKDİL), on yıllardır akademik camianın en çok tartıştığı konuların başında gelmektedir. Bir yandan küresel bilim dünyasıyla entegrasyon için bir zorunluluk olarak sunulan dil şartı, diğer yandan özgün yerel alanlarda çalışan akademisyenler için mesleki kariyeri sonlandıran bir "filtre" işlevi görmektedir. Günümüzde yapay zekâ (AI) ve nöral makine çevirisi (NMT) alanındaki devrimsel gelişmeler, bu geleneksel paradigmayı kökten sarsmaktadır. Önümüzdeki yüzyıl, Yapay Zekâ yüzyılı olarak toplumsal hayatın her aşamasında etkili olacak birçok mesleklerin görevini üstlenecektir. Artık kabullenmek zorundayız ki yeni gelecek vizyonun da bu doğrultuda yapılandırılması gereklidir. Bu yazı Yabancı Dil’in artık önemsizliğini değil akademik hayatta bariyer olarak devam ettirilmesinin bilimsel üretkenliği zayıflattığı ve bu aşamada yeni bir bakış açısı ortaya koymanın zamanının geldiğini sorgulamaktadır.  

  • 27 Şubat 2026, Cuma

Kaynaktan Sahneye, Sahneden Sanata: Zeybek Kültürü ve Dönüşüm Serüveni

Giriş:  Zeybeklik geleneği, sadece bir dans veya müzik türü değil; Batı Anadolu’nun tarihsel, sosyal ve destansı hafızanın dışavurumudur. Bir türkünün "kaynak" (mahalli icra) noktasından başlayıp "sahneye" (konser/halk dansları) ve oradan "sanata" (sinema/senfoni/modern dans) uzanan serüveni, Türk halk biliminin en dinamik süreçlerinden biridir. Diğer taraftan bu kültürel mirasın sadece etkinlik tarafından bakılsa bile üzerinde taşıdığı yük onu sosyal-kültürel-eğitim hayatının temel malzemesi yapmaktadır. Bu yazı hemen her alana derin malzeme sunan bu kültürel miras birikimin ortak hafızaya olan etkisi malzeme kültür ve sanata olan katkısını anlamaya çalışmaktır.

  • 25 Şubat 2026, Çarşamba

Batı Müziği Eğitimi Alan İcracıların Geleneksel Türk Müziğine Yönelik Paradigmatik Yaklaşımı

GirişTürkiye’deki müzik kültürü, Tanzimat’tan itibaren ivme kazanan ve Cumhuriyet dönemiyle kurumsallaşan bir "modernleşme" projesinin merkezinde yer almıştır. Bu süreçte Batı müziği, "çağdaşlaşmanın" ve "evrenselliğin" simgesi olarak konumlandırılırken; geleneksel müzikler (Türk Sanat Müziği ve özellikle Türk Halk Müziği), "yerellik", "ilkelik" veya "doğululuk" parantezine alınmıştır.  Büyük şair N.F.Kısakürek’in Sakarya şiirinde ifadesini bulan “Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya/Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” misali kendi öz yurdunda yabancılaştırılan binlerce yıllık kültürel birikimin feryadıdır aslında bu yazı.Yazıda, Batı müziği eğitimi almış icracıların kendi kültürel köklerine yönelik geliştirdikleri "küçümseyici" veya "yabancılaşmış" tutum, Pierre Bourdieu’nün kültürel ayrım kuramı ve Edward Said’in oryantalizm kavramları çerçevesinde yorumlancaktır.

  • 22 Şubat 2026, Pazar

Aşık Şenlik ve "Koçaklama" Şiirinde Vatan, Din ve Sevgi Unsurları Üzerine

1.Giriş: Aşık Şenlik ve Müzik Kültürüne Etkisi Türk Kültür ve Sanat hayatı tarihine iz bırakan yüzlerce şahsiyetler vardır. Ancak bunlardan çok azı yazılı sözlü tarih ve kayıtlarla veya anlatılarla varlığı bilinmektedir. Bu müstesna kişiliklerden birisi de 19.Yüzyılın önemli halk ozanlarından Aşık Şenlik’tir. (1850-1884). Kars'ın Çıldır İlçesine bağlı Yakınsu doğmuş, yöresinde yetişmiş ve sazıyla sözüyle bölgenin kültürel belleğinde derin izler bırakmıştır. Sanatının temelini usta-çırak geleneği, özellikle de atışma ve muamma çözme becerisi oluşturur. Şenlik'in müzik kültürüne etkisi, sadece geleneksel aşık makamlarını korumakla kalmayıp, aynı zamanda 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nın (93 Harbi) ağır travmasını eserlerine taşıyarak yöre halkının acılarını, umutlarını ve direnişini dile getirmesiyle belirginleşir. Eserleri, günümüzde dahi Kafkasya ve Doğu Anadolu âşık geleneğinin en güçlü temsilcilerinden biri olarak kabul edilmekte, onun deyişleri ve Koçaklamaları sonraki kuşak ozanlara ilham kaynağı olmuştur.

  • 19 Şubat 2026, Perşembe

Erol Güngör’ün Kültür Teorisi Bağlamında Türk Müziğinde Modernleşme ve Müzik Sosyolojisi Analizi

Giriş Türk kültür hayatının sembol isimlerinden Erol Güngör, Türk modernleşmesinin yapısal tıkanıklıklarını analiz ederken "kültürel süreklilik" kavramını merkeze alır. Ona göre bir cemiyetin hayatiyeti, tarihsel birikimiyle kurduğu organik bağın sıhhatine bağlıdır. Müzik sosyolojisi açısından bakıldığında, musiki sadece seslerin estetik bir dizilimi değil, bir toplumun dünya görüşünün, inanç sisteminin ve sosyal yapısının işitsel bir projeksiyonudur. Modern olmak modernleşmek algısı üzerine kurgulanan senaryonun sonraki yıllarda derin kültürel kırılmaya yol açacağı göz ardı edilmiş gözükmektedir. Herhangi bir kültürün derin şoklara maruz bırakılması ileride kendi kültürüne yapancı nesillerin ortaya çıkması sonucunu getirmiştir.  Bu çalışma, Güngör’ün "milli sentez" ve "sosyal mühendislik eleştirisi" perspektiflerini, Türk müziğinin modernleşme sürecindeki sancıları üzerinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

  • 16 Şubat 2026, Pazartesi

Eduard Zuckmayer ve Türk Müzik Eğitiminde Kimlik Buhranı: Kültürel Tahakküm ve Yabancılaşma

Giriş Cumhuriyet Türkiye'sinin erken dönem müzik politikaları, "muasır medeniyetler seviyesine ulaşma" ideali doğrultusunda radikal bir dönüşümü hedeflemiştir. Bu dönüşümün en önemli aktörlerinden biri olan Eduard Zuckmayer, 1936 yılında Paul Hindemith’in tavsiyesiyle Türkiye’ye gelmiş ve 1972 yılındaki vefatına kadar Musiki Muallim Mektebi (daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü) bünyesinde Türk müzik eğitiminin mimarlığını yapmıştır. Ancak Zuckmayer’in pedagojik yaklaşımı, sadece teknik bir eğitim modeli sunmakla kalmamış; aynı zamanda yerel müzik kültürünü dışlayan bir "evrensellik" iddiasıyla Anadolu gençliğinin kültürel kimliğinde derin yarılmalar yaratmıştır.

  • 13 Şubat 2026, Cuma

Alvarlı Efe'nin Tasavvuf, Türk Halk ve Sanat Müziğine Etkisi

Türk kültür ve sanatına en yüksek seviyede etki eden ve toplumun gönül dünyasında iz bırakan şahsiyetlerinden biri de şüphesiz Alvar’lı Efe’dir. Asıl adı (Muhammed Lutfî Efendi. 1868-1956), Millî Mücadelenin doğu cephesinde yer alan simge isimlerden birisidir. Onun bu yönü dikkat çekmektedir. Alvar’lı Efe bölgede tanınan dini konularda tanınan kimliktir. Alvar’lı Nakşibendî ve Kadirî tarikatlarında şeyhlik yapmış, aynı zamanda şair ve alim bir zattır. Hayatı boyunca irşad faaliyetlerinde bulunmuş, şiirleriyle tasavvufi düşüncelerini yaymıştır. Vefatından sonra şiirleri oğlu tarafından "Hülâsatü'l-Hakâyık" adıyla kitaplaştırılmıştır. Alvar’lı Efe'nin etkisi, tasavvufi düşüncesiyle sınırlı kalmamış, yazdığı şiirler aracılığıyla Türk tasavvuf, halk ve sanat müziğine doğrudan sirayet etmiştir.