Özet 1947 yılında ilan edilen Truman Doktrini ve ardından gelen Marshall Planı, Türkiye’nin sadece dış politikasını ve ekonomisini değil, eğitim sisteminin kültürel kodlarını da derinden etkilemiştir. Soğuk Savaş konsepti çerçevesinde Türkiye'nin "Batı Bloku"na entegrasyonu, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Modernizm" eğitim modelinin (Köy Enstitüleri) yerini, daha kontrol eğitim için Amerikan pedagojik yaklaşımlarına açık bir yapısal değişimi getirmiştir. Bu değişim, müzik eğitimi sisteminde mandolin temelli halkçı çokseslilikten, standartlaştırılmış öğretmen okulu modellerine ve dini referanslı eğitim kurumlarının müzik algısına kadar geniş bir yelpazede dönüşüm yaratmıştır.
ÖzetBu metin, klasik Türk musikisi ve Türk halk müziğinde merkezi birer imge olan "bülbül" ve "gül" sembolizmini müzik felsefesi bağlamında analiz etmektedir. Çalışma, bülbülün "âşık/talip" ve gülün "mâşuk/ilahi tecelli" olarak konumlandırılmasının melodik ve felsefi izdüşümlerini, kaynakçalı ve dipnotlu bir akademik dille tartışmaktadır.
Giriş Modern dünya düzeni, yalnızca askeri veya ekonomik parametrelerle değil, aynı zamanda değerler, yaşam tarzları ve kültürel üretimler aracılığıyla inşa edilen kapsamlı bir "medeniyet projesi" niteliğindedir. Batı Hristiyan dünyası, Antonio Gramsci’nin "hegemonya" kavramıyla açıkladığı üzere, yönetilenlerin rızasını kültürel araçlarla kazanma becerisini en üst düzeye çıkarmıştır. Bu analiz, Batı’nın sunduğu "çekim gücünün" temellerini ve bu güç karşısında İslam dünyasının yaşadığı yapısal krizleri ele almaktadır.
Türk halk müziğinin temel taşını oluşturan türküler; kültürel belleğin, toplumsal yaşantının ve bireysel duygu dünyasının ezgiyle form bulmuş tezahürleridir. Bu müzikal yapıların icrasında kullanılan enstrümanlar arasında "Bağlama", sadece teknik bir refakat aracı değil, aynı zamanda türkülerin semantik (anlamsal) ve tınısal bütünlüğünü tamamlayan en temel unsurdur. Bağlama diğer açıdan Türk kültürünün sembol çalgısı ve yaşanmışlıkları sesle ifade etme aracı olarak toplumsal bağın en güçlü aracıdır.
Kültür Endüstrisi, Frankfurt Okulu düşünürleri Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer tarafından "Aydınlanmanın Diyalektiği" (1944) adlı eserde ortaya atılan eleştirel bir kavramdır. Bu kavram, kapitalist toplumlarda kültürün metalaşmasını, standartlaşmasını ve kitlelerin manipülasyonu için bir araç haline gelmesini ifade eder. Kültür Endüstrisi bağlamında gelenek ve modernite arasındaki ilişki karmaşık ve genellikle çelişkilidir. Popüler müzik ise bu endüstrinin en belirgin ve etkili ürünlerinden biri olarak kabul edilir. Kültür endüstrisi sürekli yeni pazarlar ve ürünler arar. Kültürel değerlerde bu durma açık bir pazardır. Kültürel ürünler de al, kullan, sat ve yenile gibi temel kavramlar dönüştürülerek endüstrinin ham maddesini oluşturur. Bu yazı geleneksel kültür değerlerinin ticarileşmesinde nasıl meta olarak kullanıldığını sorgulamaktadır.
Giriş: Organoloji ve Müzik Tarihi İlişkisi Organoloji (çalgıbilimi), yalnızca müzik aletlerinin fiziksel yapısını inceleyen bir disiplin değil, aynı zamanda bu aletlerin kültürel, tarihsel ve teknolojik gelişim süreçlerini müzik icrasıyla ilişkilendiren çok boyutlu bir çalışma alanıdır. Batı müzikolojisinde Curt Sachs ve Erich von Hornbostel tarafından 1914 yılında geliştirilen sınıflandırma sistemi, Organolojiyi bilimsel bir zemine oturtmuştur. Bu disiplin, özellikle "Müzik Tarihi" ile doğrudan temas halindedir; çünkü bir çalgının evrimi, o toplumun göç yolları, teknolojik imkanları ve estetik anlayışı hakkında birincil kaynak teşkil eder.
Bu çalışma, Denizli’nin Çameli ilçesinden yetişen ve UNESCO tarafından "Yaşayan İnsan Hazinesi" seçilen Hayri Dev’in (1933-2018) müzik icrasını, organolojik tercihlerini ve uluslararası müzikoloji literatüründeki yerini analiz etmektedir. Sanatçının icrası, sadece bir müzik performansı değil; Teke Yöresi pastoral yaşam tarzının, sözlü geleneğin ve kadim Türkmen kültürünün günümüze taşınan canlı bir belgesidir.
Özet Ülkemizin ithalata bağlı gider kalemlerinden birisi de enstrüman ve bunlara ait yedek parçalarıdır. Kültür endüstrisi içinde enstrümanlar: pazarda milyonlarca dolarla ifade edilebilecek harcama kalemi içinde yer alır. Bunun yanında pazarda sadece enstrüman değil onun temel bileşenleri olan (özellikle telli çalgılarda) telli çalgıların tel burgu gibi diğer aksanları da yekûn yer tutar. Her ne olursa olsun her iki durumda iç açıcı değildir. Ülkemiz müzik enstrümanları ve aksesuarları pazarında, büyük ölçüde dışa bağımlı bir yapı sergilemektedir. Özellikle Avrupa menşeli yüksek nitelikli çalgı telleri, döviz kurlarındaki dalgalanmalarla birleşerek hem sanatçılar hem de ekonomi üzerinde ciddi bir yük oluşturmaktadır. Bu çalışma, mevcut durumu veriler ışığında analiz ederek, yerli üretimin neden yetersiz kaldığını ve bu alanda nasıl bir stratejisi izlenmesi gerektiğini akademik bir bakış açısıyla tartışmaktadır.
Özet: Bu analizde, Türk müzik geleneğinin sadece bir estetik form değil, aynı zamanda ulusal kimliğin korunması ve toplumsal direncin inşasında stratejik bir unsur olduğunu savunmaktadır. Tanzimat ile başlayan modernleşme sürecindeki kültürel kırılmaların sosyolojik etkileri, teknolojik dönüşümün getirdiği riskler ve geleneğe bağlı sanatın bir ülkenin topyekûn kalkınmasındaki rolü değerlendirilmektedir. Müzik geleneği toplamsal güçlü bağın kurulmasında ve ortak yaşam ve kültürel kimlik ideallerinin pekiştirilmesi için hafıza deposudur.
GirişHalk bilimi (Folklore), 19. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa’da ulus-devletleşme süreçlerinin bir parçası olarak doğmuş, toplumların kültürel genetiğini, sözlü ve maddi kültür ürünlerini inceleyen disiplinler arası bir bilim dalıdır. Terim olarak ilk kez 1846 yılında William John Thoms tarafından The Athenaeum dergisinde önerilen "Folklore" [1], başlangıçta "halkın kadim bilgisi" olarak tanımlansa da zamanla toplumsal değişimi, kimliği ve kültürel sürekliliği analiz eden modern bir sosyal bilim niteliği kazanmıştır. Türkiye’de ise bu süreç, Ziya Gökalp’in "Halkiyat" makaleleriyle teorik bir zemin bulmuş, ancak kurumsallaşması ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşebilmiştir.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.