İnsan, varoluşsal bir dürtüyle tabiatın tınılarını anlamlandırma ve bu tınılar üzerinden "Mutlak Olan" ile bağ kurma arayışındadır. Bu analizde, müziğin sadece estetik bir olgu değil, aynı zamanda ruhun tekamülünde ve yaratıcıya ulaşma çabasında temel bir "transandantal" (aşkın) araç olduğu tezi felsefi ve irfani perspektiflerle incelenecektir.
Giriş Milli (ya da Ulus) devletin sürdürülebilirliği, yalnızca siyasi sınırlar ve bürokratik mekanizmalarla değil, aynı zamanda ortak bir ideal ve tarih bilinci etrafında kenetlenmiş bir toplum yapısıyla mümkündür. Türkistan’dan Avrupa içlerine kadar uzanan geniş hinterland, tarih boyunca İpek Yolu gibi ticaret ve kültür koridorları aracılığıyla sürekli bir gel-gitler yaşanmıştır. Bu hareketlilik, "kültürel mayalama" olarak adlandırabileceğimiz, farklı kültür katmanlarının birbirine nüfuz ederek yeni ve homojen bir kimlik oluşturma sürecini tetiklemiştir. Batı literatüründe "kültürel difüzyon" (cultural diffusion) olarak tanımlanan bu durumun en somut ve estetik dışavurumu ise halk ezgilerimizde, yani türkülerimizde görülmektedir. Bu yazıda kültürel mayalanmanın toplumsal sorunların anlaşılması ve çözülmesinde okuyucuya iletmek, kanun yapıcılara konunun önemini vurgulamaktır.
Giriş Türk milliyetçiliğinin sosyolojik temellerini atan Ziya Gökalp’in (1876-1924) fikir dünyası, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki Avrupalı Türkoloji çalışmalarından derin izler taşır. Bu bağlamda, Macar oryantalist ve seyyah Arminius Vambéry (1832-1913), Gökalp’in "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" formülündeki "Türkleşmek" unsuru için gerekli olan tarihsel ve dilsel ham maddeyi sağlayan isimlerin başında gelir. Vambéry'nin çalışmaları, Osmanlı aydınına imparatorluk sınırlarının ötesinde, Orta Asya’da kadim bir "Türk harsı"nın (kültürünün) varlığını hatırlatmıştır.
Giriş: 1. Kimlik ve Yetiştiği Çevre: Bir Sipahi Çocuğundan Türkologluğa Necip Asım Yazıksız (1861-1935), Kilis’te "Balhasanoğulları" olarak bilinen köklü bir sipahi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir [1]. İlk eğitimini Kilis’te alan Necip Asım, askerî bir kariyere yönelerek Şam Askerî İdadisi ve ardından İstanbul Kuleli Askerî Lisesi’nde eğitim görmüştür. 1881 yılında Harbiye’den mezun olan Yazıksız, dönemin en önemli bilim insanlarından biri olan Hoca Tahsin Efendi’den özel dersler alarak fen bilimleri ve felsefeye ilgi duymuş, Ahmet Mithat Efendi’nin teşvikiyle basın hayatına atılmıştır [2]. Yazıksız’ın yetiştiği çevre, Tanzimat sonrası "Osmanlılık" kimliğinin sorgulandığı ve Türkoloji çalışmalarının Avrupa’da yükseldiği bir geçiş dönemidir. Onun askerî hocalık kimliği (Harbiye’de Türkçe ve Fransızca öğretmenliği), disiplinli bir metodolojiyle tarih ve dil üzerine yoğunlaşmasını sağlamıştır.
Özet Bu çalışma, uzun zaman Kültür Bakanlığı’nda Folklor Araştırmacılığı yaptığımız sırada saha araştırmalarında dikkatimizi çeken sosyal ve kültürel sohbet toplantılarının tarihi kökenini nasıl başladığı nereden bugünlere kadar gelebildiğini sorgulamakla başladı. Bu sohbet geleneğinin izlerinin Türk dünyasının doğu ve batı uçlarında yer alan Uygur Meşrepleri ile Anadolu’daki Sıra Geceleri, Kürsübaşı, Barana ve Yaren gibi geleneksel sohbet toplantılarının tarihi; bizi Türkistan coğrafyasına götürdü. Söz konusu geleneklerin sadece birer eğlence meclisi olmadığı, aksine toplumsal kültürel değerlerin kuşaklararası aktarımını sağlayan, disiplinli bir hiyerarşiye sahip, etik ve estetik eğitimin verildiği "Halk Üniversiteleri" olduğu veya benzerlik taşıdığı sorgula masına kadar götürdü.
Özet: Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu'nu sadece siyasi ve askeri bir güç olarak değil, köklü bir medeniyet havzası olarak tanımlamıştır. İnalcık’ın çalışmalarında kültür ve sanat, devlet yapısının ve toplumsal düzenin ayrılmaz bir parçasıdır. Özellikle klasik dönem Osmanlı kültürünü incelerken, saray çevresindeki entelektüel üretimi, "Has-bağçe" geleneğini ve bu geleneğin kalbinde yer alan musiki dünyasını derinlemesine tahlil etmiştir. Bu makale, İnalcık’ın eserlerinden hareketle Osmanlı sanat ve müzik hayatının sosyolojik ve estetik temellerini incelemektedir.
Prof. Dr. Faruk Sümer, Türk dünyasının sosyal ve kültürel tarihini incelerken musikiyi bu yapının ayrılmaz bir parçası olarak görmüştür. Onun eserlerinden yola çıkarak Türk çalgılarını organolojik bağlamda dört temel başlıkta analiz edebiliriz. Faruk Sümer'in çalışmalarını analiz ettiğimizde, onun bir tarihçi titizliğiyle taradığı vakayiname, seyahatname ve destanların, bugün müzikologlar için birer "saha raporu" niteliği taşıdığını söyleyebiliriz. Özellikle Oğuzlar ve Eski Türklerde Musiki ve Oyun (1989) makalesi, bu konudaki en rafine bilgilerini içerir.
Giriş Müzik eğitimi, bir toplumun kültürel sürekliliğini sağlayan en temel araçlardan biridir. Türkiye özelinde Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), müfredat programları aracılığıyla bireyin estetik algısını ve kimlik bilincini şekillendirme yetkisine sahiptir. Ancak, Cumhuriyet'in ilanından itibaren izlenen müzik politikaları, "modernleşme" ve "çağdaşlaşma" idealleri doğrultusunda Batı müziği teorisini merkeze almış, bin yıllık makamsal geleneği ise çoğu zaman bu sistemin dışına itmiş veya ona eklemlenmeye zorlamıştır. Bu durum, toplumun kültürel kodları ile eğitim sistemi arasında bir kopukluğa (kültürel yarılmaya) yol açmıştır.
Giriş: Türk yükseköğretim sisteminde Doçentlik ve Doktora eğitimi için temel bir eşik olan yabancı dil sınavı (YDS/YÖKDİL), on yıllardır akademik camianın en çok tartıştığı konuların başında gelmektedir. Bir yandan küresel bilim dünyasıyla entegrasyon için bir zorunluluk olarak sunulan dil şartı, diğer yandan özgün yerel alanlarda çalışan akademisyenler için mesleki kariyeri sonlandıran bir "filtre" işlevi görmektedir. Günümüzde yapay zekâ (AI) ve nöral makine çevirisi (NMT) alanındaki devrimsel gelişmeler, bu geleneksel paradigmayı kökten sarsmaktadır. Önümüzdeki yüzyıl, Yapay Zekâ yüzyılı olarak toplumsal hayatın her aşamasında etkili olacak birçok mesleklerin görevini üstlenecektir. Artık kabullenmek zorundayız ki yeni gelecek vizyonun da bu doğrultuda yapılandırılması gereklidir. Bu yazı Yabancı Dil’in artık önemsizliğini değil akademik hayatta bariyer olarak devam ettirilmesinin bilimsel üretkenliği zayıflattığı ve bu aşamada yeni bir bakış açısı ortaya koymanın zamanının geldiğini sorgulamaktadır.
Giriş: Zeybeklik geleneği, sadece bir dans veya müzik türü değil; Batı Anadolu’nun tarihsel, sosyal ve destansı hafızanın dışavurumudur. Bir türkünün "kaynak" (mahalli icra) noktasından başlayıp "sahneye" (konser/halk dansları) ve oradan "sanata" (sinema/senfoni/modern dans) uzanan serüveni, Türk halk biliminin en dinamik süreçlerinden biridir. Diğer taraftan bu kültürel mirasın sadece etkinlik tarafından bakılsa bile üzerinde taşıdığı yük onu sosyal-kültürel-eğitim hayatının temel malzemesi yapmaktadır. Bu yazı hemen her alana derin malzeme sunan bu kültürel miras birikimin ortak hafızaya olan etkisi malzeme kültür ve sanata olan katkısını anlamaya çalışmaktır.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.