Teknoloji dünyası son yıllarda baş döndürücü bir hızla dönüşüyor. Dün sadece veri işleyen sistemlerden söz ederken, bugün kendi kararlarını verebilen, görev planlayabilen ve belirli ölçüde otonom hareket edebilen yapay zekâ ajanlarını tartışıyoruz. Ancak teknolojik devrimlerin doğasında değişmeyen bir gerçek vardır: Her büyük yenilik, beraberinde büyük umutlar kadar büyük abartılar da getirir.
Bazı medeniyetler vardır; büyüklükleri yalnızca fethettikleri topraklarla, inşa ettikleri saraylarla veya kazandıkları savaşlarla ölçülmez. Asıl büyüklük, güçsüz olana nasıl davrandıklarında saklıdır. Bir toplumun medeniyet seviyesi; kimsesize, sahipsize, mazluma ve hatta dili olmayan canlılara gösterdiği merhametle anlaşılır. İşte Osmanlı medeniyeti, bu açıdan tarihe eşsiz bir miras bırakmıştır.
Toplumsal ilişkilerin, inanç dünyasının ve insanın nedensellik kurma biçimlerinin kesişim noktaları, sosyolojinin ve felsefenin her dönem ilgisini çeken en bakir alanlarından biridir. Geçtiğimiz günlerde önüme düşen, ilk bakışta mizahi bir fıkra gibi görünen ama derinlemesine incelendiğinde modern insanın zihniyet dünyasına dair adeta bir röntgen filmi sunan bir kıssayı, sosyolojik ve epistemolojik (bilgi felsefesi) açıdan masaya yatırmak farz oldu. Buyurun birlikte değerlendirelim.
Bir insanın hayatı, sadece doğduğu toprakların sınırları ya da aldığı unvanların basamaklarıyla ölçülemez. Gerçek bir münevverin biyografisi; aklın, emeğin ve koca bir coğrafyaya duyulan karşılıksız bir sevdanın hikâyesidir. Yozgat’ın bir köyünden çıkıp Türk dünyasının felsefi ve tarihi köklerini aramak üzere Bağdat kütüphanelerine, oradan Kırgızistan’ın Tanrı Dağları eteklerine uzanan; aklıyla bilimi, gönlüyle kadim Türk kültürünü harmanlayan bir ömür... Prof. Dr. Reşat Genç.
İnsanlığın en büyük trajedileri bazen kalın kitaplarda değil, birkaç satırlık bir cümlenin içinde saklıdır: "Ölülerin sevgiyle anıldığı, yaşayanların sevgisizlikten öldüğü bir dünya... Ölülerin toprağına çiçek ektiler, dirilerin bahçesini talan ettiler." Bu söz, yalnızca bireysel ilişkilerimizin değil, çağımızın vicdan muhasebesini yapan güçlü bir toplumsal eleştiridir. Çünkü modern insan, teknolojide ilerledikçe duygularında yoksullaşmış; iletişim araçları çoğaldıkça gönül köprülerini zayıflatmıştır.
Dünya, yükseköğretimin bildiğimiz tüm ezberlerini bozan, "diploma odaklı" hantal ve statik yapıyı tarihe gömen devasa bir kırılmaya şahit oluyor. Çin’in yükseköğretim kürsülerinde attığı radikal adımlar, ne alelade bir müfredat makyajı ne de sıradan bir kontenjan ayarıdır; bu, tam anlamıyla bir "insan kaynağı operasyonudur!" Yapay zekânın, otomasyonun ve acımasız küresel güç rekabetinin hükmettiği bu yeniçağda, bir ülke kendi insan gücünü sıfırdan ve dikey olarak yeniden inşa ediyor. Karşımızdaki bu sert tablo, statik diplomaların artık birer kâğıt parçasından ibaret kaldığını, yeni dünyanın tek geçer akçesinin "stratejik çıktı ve ekonomik katma değer" olduğunu açıkça ilan ediyor.
Değerli okurlarımız; müsaadenizle, hafızamın tozlu raflarından çekip çıkardığım, lakin dünü bugünü fark etmeksizin her daim taze kalan, ailece yaşadığımız hakiki bir kıssayı sizinle paylaşmak isterim. Bu anlatacaklarım, sadece geçmişe dair bir yâd ediş değil; kulaktan kulağa aktarılması gereken, insanoğlunun o "çiğ süt emmiş" tabiatına ve saflığımıza dair kulaklara küpe olacak cinsten, ibretlik bir hayat dersidir.
İnsanlık tarihi, kelimelerin yer değiştirmesiyle altüst olan kavramların, zihinsel devrimlerin tarihidir. Bugün köşemizde, ilk bakışta sadece bir kelime oyunundan ibaretmiş gibi duran, ancak derinlerine indikçe insan psikolojisinin ve felsefesinin bambaşka dinamiklerini harekete geçiren muhteşem bir döngüyü masaya yatıracağız: "Başarmaya inanmak" ve "İnanmayı başarmak."
2026 Dünya Kupası, 24 yıllık uzun ve hasret dolu bir bekleyişin ardından tüm ülkenin kalbinin aynı ritimle attığı büyük bir umut sahnesiydi. Ancak futbolun o kendine has, bazen acımasız ve mantık sınırlarını zorlayan doğası, D Grubu'nda bizi hiç beklemediğimiz bir erken vedayla yüzleştirdi. Avustralya’ya karşı alınan 2-0’lık ve ardından Paraguay karşısındaki 1-0’lık mağlubiyetler, sokaktaki her bir vatandaşımızdan teknik heyete kadar hepimizde derin bir hüzün bıraktı. Fakat bugün yapmamız gereken şey, öfkeyle masaları devirmek ya da bu genç evlatlarımızı sosyal medyanın insafsız çarkları arasında linç etmek değil; sakin bir akılla, bilimin ve futbolun doğrularıyla resmi bütünüyle okumaktır. Çünkü yenilmek, her şeyin bittiği anlamına gelmez; asıl yenilgi, yenilgiden bir ders çıkaramamak ve kendi çocuklarını sahada yalnız bırakmaktır.
İslam dünyasının bugün karşı karşıya bulunduğu sorunları anlamak isteyen herkesin öncelikle şu soruya samimiyetle cevap vermesi gerekir: Biz Kur’an’a gerçekten ne kadar yakınız? Daha doğrusu, Kur’an bizim hayatımızın neresindedir? Evlerimizin en yüksek köşelerinde asılı duran, özenle muhafaza edilen, özel günlerde tilavet edilen kutsal bir hatıra mı; yoksa düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve toplumsal ilişkilerimizi şekillendiren canlı bir rehber mi?
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.