Değerli okurlar, Bugün bakışlarımızı; Avrasya coğrafyasının en özgün, en hassas ve ne yazık ki en çok yalnız bırakılan köşelerinden birine, Gagavuzya’ya yöneltmek istiyorum. 13. yüzyılda Dobruca’ya yerleşen Selçuklu ve Oğuz Türklerinin soyundan gelen; "Allah", "Peygamber", "Oruç" ve "Kurban" kelimelerini Hristiyan-Ortodoks inanç dünyalarıyla harmanlayarak yaşayan bu kadim halk, bugün varoluşsal bir anayasal krizle karşı karşıyadır.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkiler, yalnızca iki komşu devlet arasındaki ikili anlaşmazlıkların ötesinde, Doğu Akdeniz'in güvenlik mimarisini, NATO'nun güneydoğu kanadının dayanıklılığını ve Avrupa'nın enerji güvenliğini doğrudan etkileyen stratejik bir dosya niteliğindedir. Bugün Ege ve Doğu Akdeniz'de yaşanan gerilimlerin temelinde yalnızca egemenlik iddiaları değil, aynı zamanda uluslararası hukukun farklı yorumlanması, tarihsel hafıza, iç politika dinamikleri ve değişen küresel jeopolitik dengeler bulunmaktadır.
Toplum olarak Kur'an-ı Kerim'i anlamaya, yorumlamaya ve hayatımıza rehber kılmaya yönelik asırlara sarih, muazzam bir ilmi birikime sahibiz. Endülüs'ten Maveraünnehir'e, İstanbul'dan Kahire'ye kadar uzanan bu coğrafyada yetişen müfessirlerimiz, İslam düşünce atlasının en kıymetli hazinelerini ortaya koymuşlardır. Onlar, kendi dönemlerinin bilgi birikimi, sosyolojik şartları ve felsefi imkânlarıyla ilahi kelamı anlamlandırmak için ömürlerini vakfetmişlerdir. Bugün kütüphanelerimizi süsleyen bu zengin tefsir mirası, sadece geçmişe ait birer vesika değil, İslam medeniyetinin entelektüel omurgasını oluşturan en önemli dinamiklerdendir.
İnsanlık tarihi, kendi yarattığı teknolojinin ihtişamı karşısında büyülenen, ardından o ihtişamın kölesine dönüşen medeniyetlerin hikayeleriyle doludur. Nitekim daha önceleri kaleme aldığım çok sayıda yazıda, bu tehlikeye dikkat çekmiş; insanlığın kendi sonunu kendi elleriyle hazırladığı bir teknolojik kölelik düzenine doğru sürüklendiğini dile getirmiştim. Bugün, korktuğumuz o büyük kırılma noktasının, belki de en geriye dönülemez olanının tam eşiğindeyiz.
2026 yılının Temmuz ayı itibarıyla, özellikle Ankara'da gerçekleştirilen son NATO zirvesi eksenindeki kritik diplomatik temaslar, küresel siyasetin ve Türk dış politikasının en sıcak maddelerinden birini yeniden masaya taşımıştır: ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’yi F-35 programına geri döndürme veya hangarlarda bekletilen uçakları teslim etme ihtimali. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmede yaptırımları kaldırmak istediğini ve F-35 konusunu "kesinlikle değerlendireceklerini" belirten Trump’ın bu "niyeti", şüphesiz şahsi liderler diplomasisi açısından olumlu bir sinyaldir. Ancak Amerikan devlet sisteminin kurumsal işleyişi, savunma bürokrasisi ve Washington'daki bölgesel lobilerin (İsrail, Yunanistan, Ermenistan) Kongre üzerindeki baskısı dikkate alındığında, bu teslimatın önünde çok ciddi askeri-teknik ve siyasi barikatlar bulunmaktadır.
Dünya tarihi, büyük dönüşümlerin yalnızca savaşlarla değil; düşünceler, ekonomik modeller, teknolojik gelişmeler ve medeniyet tasavvurlarıyla şekillendiğini net bir biçimde göstermektedir. Bugün uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrası dönemin alışılmış, tek kutuplu dengelerinden hızla uzaklaşarak yeni bir güç yapılanmasına doğru ilerlemektedir. Tek kutuplu dünya düzeninin yerini; ekonomik merkezlerin çeşitlendiği, bölgesel güçlerin yükseldiği, enerji ve teknoloji rekabetinin belirleyici olduğu çok merkezli bir uluslararası sistem almaktadır.
21. yüzyıl, küresel dengelerin radikal bir biçimde yer değiştirdiği, gücün parametrelerinin yeniden tanımlandığı bir asır olarak tarihe geçmektedir. Bu yeni dönemde medeniyetlerin ayakta kalabilmesi, tarihî miraslarını geleceğin vizyonuyla ne ölçüde harmanlayabildiklerine bağlıdır. Yaklaşık 300 milyonluk bir nüfusu barındıran, ortak dil, kültür ve tarih bağlarıyla kenetlenmiş Türk dünyası, bu küresel dönüşümün tam merkezinde yer almaktadır. Stratejik değerlendirme dizimizin 3.bölümünde; dijital çağı, bütünleşmenin önündeki reel engelleri, jeopolitik dengeleri ve bizi 2050 yılına taşıyacak somut yol haritasını bilimsel bir mercek altına alıyoruz.
Dünyada kalıcı birliktelikler yalnızca ekonomik çıkarlarla veya siyasi anlaşmalarla kurulmaz. Tarih bize göstermektedir ki güçlü devlet birliklerinin arkasında mutlaka ortak bir kültür, ortak bir medeniyet anlayışı ve ortak bir gelecek tasavvuru bulunmaktadır. Avrupa Birliği'nin temelinde yalnızca ekonomik bütünleşme değil, ortak Avrupa kimliği oluşturma çabası vardır. Aynı durum Türk Dünyası açısından da geçerlidir.
Değerli Gazete Ankara okurları, Tarih boyunca milletlerin kaderini belirleyen en önemli unsurlardan biri, sahip oldukları ortak hafıza, kültürel miras ve geleceğe yönelik vizyonları olmuştur. Türk dünyası da binlerce yıllık tarihî birikimi, geniş coğrafyası, kültürel bağları ve stratejik konumu ile yalnızca geçmişin bir mirası değil; aynı zamanda geleceğin önemli jeopolitik aktörlerinden biri olma potansiyeline sahip büyük bir medeniyet alanıdır.
Dünya siyaseti, tarih boyunca yalnızca savaş meydanlarında değil; liderlerin aynı masa etrafında aldığı kararlarla da şekillenmiştir. Bazen bir zirvenin sonuç bildirgesi, yıllar sürecek yeni jeopolitik dengelerin habercisi olur. 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi de bu yönüyle sıradan bir diplomatik buluşma değil, küresel güç mücadelesinin geleceğine ışık tutan tarihî bir dönüm noktası olarak okunmalıdır.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.