Türk dünyası bugün, belki de son yüzyılın en kritik eşiklerinden birinde duruyor. Siyasi sınırlarla ayrılmış, farklı alfabelerle yazan; fakat aynı dil ailesine, büyük ölçüde ortak bir tarihsel hafızaya ve benzer kültürel kodlara sahip milyonlarca insan, yeniden birbirini anlama ve birlikte düşünme arayışında. Bu arayışın en somut, en stratejik ve uzun vadede en kalıcı sonuçlar doğurabilecek adımlarından biri ise Türk Dünyası Ortak Alfabesi girişimi olarak öne çıkıyor.
Hünkar Hacı Bektaş Seyit Muhammed Hüseynî el-Horasanî el-Nişaburî’nin asırlardır dilden dile aktarılan ve irfan geleneğinin özünü yansıtan “Eline, beline, diline sahip ol” öğüdü, çoğunlukla bireyin kendi ahlak dünyasını inşa etmesine yönelik bir ilke olarak ele alınmıştır. Bu anlayışta el, başkasının hakkına uzanmayan, haramdan ve zulümden uzak duran eli; bel, nefsin taşkın arzularına karşı gösterilen iradeyi ve ölçüyü; dil ise yalandan, iftiradan, kırıcı ve incitici sözlerden sakınmayı temsil eder. Bu yorum hem doğru hem de son derece kıymetlidir; zira bireyin kendisiyle hesaplaşmasını esas alan bu yaklaşım, yüzyıllar boyunca Alevi-Bektaşi yolunun ahlakî omurgasını oluşturmuştur.
Korkuluk… Adı gibi korkutucu, ama neden insan siluetinde yapılır? Tarlaların ortasında, uçsuz bucaksız toprakların sessizliğinde dikilmiş o tanıdık figürü gözünüzde canlandırın: Rüzgâr estikçe kolları hafifçe sallanan, başında yırtık ve yamuk bir şapka, üzerinde ne zaman giyildiği bile belli olmayan eski elbiseler. İlk bakışta son derece aciz, hatta gülünçtür. Ne keskin dişleri vardır, ne pençeleri; ne kükreyebilir, ne saldırabilir. Canlı bile değildir- sadece tahta ve birkaç bez parçasından ibarettir.
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte, liberal uluslararası düzenin “nihai” ve alternatifsiz bir model olduğu iddiası uzun süre sorgulanmadan kabul görmüştür. Piyasa ekonomisi, serbest ticaret ve Batı merkezli kurumsal yapıların evrensel normlar haline geldiği bu sistem, görünürde istikrar üretirken; derin eşitsizlikleri, yapısal bağımlılıkları ve kalıcı kırılganlıkları da beraberinde getirmiştir. Bugün gelinen noktada asıl soru şudur: Bu düzen gerçekten değişebilir mi?
Ortadoğu söz konusu olduğunda, aceleci okumalar genellikle gerçeğin önüne geçer. İran’da son dönemde yaşanan toplumsal hareketlilik de bu riskli alanlardan biridir. Sokaklara yansıyan öfkeyi, otomatik biçimde “rejim karşıtı büyük bir ayaklanma” olarak etiketlemek, hem İran toplumunun sosyolojisini hem de bölgesel dengeleri ıskalamak anlamına gelir.
Bir üniversite düşünün…Taş duvarlarında bir milletin hafızası, koridorlarında Cumhuriyet’in sesi, sınıflarında yarının öğretmeni, hekimi, mühendisi, sanatçısı dolaşsın. Bir üniversite düşünün ki sadece diploma vermesin; istikamet, sorumluluk ve vicdan kazandırsın. İşte Gazi Üniversitesi tam da budur.
Bazı insanlar vardır; yalnızca yaşadıkları hayatla değil, dokundukları hayatlarla da hatırlanırlar. Bazı isimler vardır; bir şehirle birlikte anılır, bir coğrafyanın kaderine sessizce ama ısrarla eşlik ederler. İşte Prof. Dr. Zeliha Tekin, tam da böyle bir isimdir.
Davos 2026’da yapay zekâ başlığı etrafında yapılan tartışmalar, artık bu alanın bir “teknoloji trendi” olarak ele alınamayacağını açık biçimde göstermiştir. Yapay zekâ, yalnızca üretim süreçlerini hızlandıran ya da maliyetleri düşüren bir araç değil; devletlerin yönetim kapasitesini, toplumların adalet algısını ve ülkelerin küresel sistemdeki konumunu yeniden tanımlayan yapısal bir dönüşüm alanıdır. Bu nedenle temel soru, yapay zekânın ne kadar gelişeceği değil; bu dönüşüm karşısında Türkiye’nin nasıl bir yön seçeceğidir.
İsviçre’nin Davos kasabasında 19-23 Ocak'ta düzenlenen 2026 Dünya Ekonomik Forumu, bu yıl alışıldık diplomatik nezaketin ve yuvarlak cümlelerin çok ötesine geçen bir gerilime sahne oldu. Yapay zekâ artık bir “gelecek teknolojisi” değil; küresel güç dengelerini, ekonomik üretim modellerini ve hatta insan olmanın anlamını yeniden tanımlayan bir medeniyet meselesi olarak masadaydı. Tartışmaların sertliği, konunun yalnızca teknik değil, varoluşsal bir eşiğe geldiğini açıkça ortaya koyuyor.
Davos 2026 Dünya Ekonomik Forumu, insanlık tarihinin belki de en kritik eşiklerinden birine tanıklık etti. Dünya liderleri, teknoloji devleri ve akademisyenler yapay zekâyı artık sıradan bir teknolojik araç olarak değil, insanlık tarihindeki en dönüştürücü paradigma olarak ele aldı. Tartışmaların merkezinde klasik ama derin bir ikilem vardı: Eşi görülmemiş fırsatlar ile benzeri görülmemiş riskler arasındaki ince çizgi.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.