Bugün gençlerimize İslam medeniyetinin büyüklüğünden söz ettiğimizde, çoğu zaman romantize edilmiş bir geçmiş anlatısı sunduğumuz ya da ideolojik bir savunma yaptığımız düşünülüyor. Oysa mesele, İslam medeniyetinin büyük olup olmadığı değildir; büyüklüğü konusunda en küçük bir tereddüdümüz yoktur. Asıl sorun, bu büyüklüğü nasıl anlattığımız, hatta gerçekten anlayıp anlayamadığımızdır.
Modern çalışma hayatına dair en rahatsız edici sorulardan biri şudur: Yaptığımız işler gerçekten dünyaya anlamlı bir katkı sağlıyor mu? Antropolog David Graeber, 2013’te yayımladığı ve kısa sürede küresel ölçekte yankı uyandıran “Anlamsız İşler (Bullshit Jobs)” makalesinde bu soruyu merkeze alır. Tartışma, 2018’de kitaplaştığında artık yalnızca akademik bir iddia değil; milyonlarca çalışanın gündelik deneyiminde karşılığını bulan bir huzursuzluğun adı haline gelmiştir.
Bugün üniversite sıralarında oturan gençler, yalnızca bir meslek seçimi yapmıyor; aynı zamanda henüz tam olarak şekillenmemiş bir geleceğe hazırlanıyor. 2030’lara doğru ilerlerken yapay zekâ, otomasyon ve dijitalleşme; iş dünyasını olduğu kadar eğitim sistemini, kamu politikalarını ve bireyin hayata bakışını da köklü biçimde dönüştürüyor.
İçinde bulunduğumuz çağ, yalnızca yeni teknolojilerin hayatımıza girmesiyle açıklanabilecek bir dönem değildir. Bu çağ, aynı zamanda emeğin ne olduğu, çalışmanın ne anlama geldiği ve insanın üretim sürecindeki yerinin nasıl tanımlanacağına dair köklü bir sorgulamayı da beraberinde getirmektedir. Yapay zekâ, otomasyon ve dijitalleşme, iş dünyasını hızla dönüştürürken, uzun yıllar boyunca sorulan “hangi meslekler yok olacak?” sorusu yerini çok daha temel bir soruya bırakmaktadır: hangi işler gerçekten anlamlı kalacak?
Eğitim politikalarında sık yapılan bir hata, eğitimin fiilî içeriğini görmezden gelmek, yalnızca kâğıt üzerindeki etikete bakmaktır. Oysa eğitim, adıyla değil; süresi, müfredatı ve kazandırdığı yetkinliklerle anlam kazanır. Bugün teknik öğretmenler etrafında yürüyen tartışmanın düğüm noktası tam olarak buradadır: Alınan eğitimin içeriği mi esas alınacaktır, yoksa program sonunda yazan unvan mı?
6 Şubat 2023 sabahı, saatler henüz umutla karanlık arasında salınırken, bu kadim coğrafya bir kez daha insanın ne kadar kırılgan, ihmalin ise ne denli yıkıcı olabileceğini haykırdı. Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinden yükselen 7,8 büyüklüğündeki ilk sarsıntı yalnızca fay hatlarını değil, toplumun vicdanını da paramparça etti. Dokuz saat sonra Elbistan merkezli ikinci büyük deprem ise adeta doğanın insanlığa yönelttiği acı bir soruydu: “Ders almadınız mı?”
Gelecek denildiğinde, çoğumuzun zihninde benzer bir sahne canlanır: Camdan kuleler, yapay zekânın hüküm sürdüğü şehirler, hap şeklinde gıdalar ve doğayla bağı kopmuş bir insanlık… Parlak yüzeyler, metalik sesler, plastik tatlar… İnsan elinin toprağa değmediği, gökyüzünün yalnızca bir arka planda dekor olarak kaldığı bir dünya. Oysa bu tablo, insanın binlerce yıllık biyolojik ve ekolojik gerçeğini yok sayan bir teknoloji masalından ibarettir. Gelecek, sanıldığı gibi doğanın yerine geçecek bir “yapay dünya” değildir; doğayla kurduğumuz ilişkinin kaçınılmaz sonucudur.
Türkiye’de doçentlik tartışması çoğu zaman yanlış bir yerden başlıyor. Sanki sorun, “çok doçent var” ya da “ölçütler gevşek” meselesiymiş gibi konuşuluyor. Oysa mesele sayı değil; yetkinliğin nasıl tanımlandığı ve nasıl denetlendiği meselesidir. Daha doğrusu, ünvanın kendisinden çok, ünvanı üreten sistemin niteliği tartışmalıdır.
“Epstein olayı, pedofili ekseninde okunacak basit bir ahlak skandalı değildir. Daha ziyade, küresel elitlerin birbirlerini denetleme, hatta siyasal aktörleri rehin alma mekanizması olarak ele alınmalıdır.”
Gazetelerin birinci sayfaları gürültüyü sever. Rekorları, kırılan rekorları, kürsülerde yükselen sesleri… Parlak manşetleri, büyük puntolarla yazılmış göz kamaştıran başarı hikâyelerini… Oysa insanlık tarihinin asıl yükünü taşıyanlar, çoğu zaman bu sayfalarda hiç görünmezler. Onlar sessizdir. Gölgede kalırlar. Ama vazgeçilmezdirler.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.