Sosyal İllüzyonlarımız: Başkalarının Gözünden Kurtulup Kendimiz Olabilme
Başkalarının gözünde değer kazanmak uğruna, kendi gözümüzde değer kaybediyoruz!
Söylemek istediklerimizi suskunluğa, atmak istediğimiz adımları korkuya, yaşamak istediğimiz güzellikleri başkalarının ne diyeceğine kurban ediyoruz. Daha kimse bizi yargılamadan kendimizi mahkûm ediyor, henüz verilmemiş hükümlerin cezasını çekiyoruz.
Oysa çoğu zaman bizi kimse yargılamıyor. Biz, başkalarının zihninde kurduğumuz mahkemede hem sanık hem savcı hem de hâkim oluyoruz.
Peki, başkalarının gözünde iyi görünmek uğruna kendi hayatımıza yabancılaşmaya daha ne kadar devam edeceğiz?
Bir Tren Yolculuğundan Doğan Formül
Geçtiğimiz günlerde bir Yüksek Hızlı Tren yolculuğunda yanımdaki koltukta oturan ve adını bile sormayı düşünmediğim bir yolcuyla sohbete başladık. Birkaç cümleyle başlayan konuşma, çay eşliğinde içten bir muhabbete dönüştü. Birbirimizi etkilemeye çalışmadık, kusursuz görünmek için uğraşmadık. İstasyonumuz geldiğinde vedalaştık ve herkes kendi yoluna devam etti.
Bu kısa karşılaşma bana önemli bir gerçeği hatırlattı: Birbirimizi yeniden görüp görmeyeceğimizi düşünmeden, neden bu kadar rahat iletişim kurabiliyorduk?
İşte buna “Tren Yolculuğu Komşusu Formülü” diyorum: Her karşılaşmayı bir sınav, her insanı bir jüri, her sözü kendimizi kanıtlamak zorunda olduğumuz bir performans olarak görmemek.
Çünkü hayatımıza giren insanların çoğu, bir süre sonra kendi yoluna devam eder. Bizim hakkımızda ne düşündüklerini bile bilmeden kendi dertlerine, hayallerine ve telaşlarına dönerler.
Peki, neden başkalarının zihninde yaşattığımız ihtimaller yüzünden kendi hayatımızı daraltalım?
Bilim de Bizi Aynı Konuda Uyarıyor
Sosyal psikolojide Spot Işığı Etkisi olarak bilinen olgu, insanların başkalarının kendilerini ne kadar fark ettiğini abartabildiğini gösteriyor. Nicholas Epley ve Juliana Schroeder’in yabancılarla iletişim üzerine araştırmaları da insanların sohbetten alabilecekleri keyfi zaman zaman küçümsediklerine işaret ediyor.
Elbette herkes bizimle konuşmak zorunda değil. Ancak reddedilme ihtimalini büyütürken güzel bir karşılaşma ihtimalini gözden kaçırabiliyoruz.
Bir selamın karşılıksız kalması değersiz olduğumuzu, bir sunumda heyecanlanmak yetersizliğimizi, bir eleştiri de konuşma hakkımızın olmadığını göstermez.
Başkalarının bizi değerlendirebilmesi başka, herkesin sürekli bizi izlediğine inanmak başkadır.

Özgürlük, Herkesin Bizi Beğenmesini Beklememektir
Tren Yolculuğu Komşusu Formülü'nü hayatımıza taşımak için beş şeyi hatırlamak yeterlidir:
- Her karşılaşmayı sınava dönüştürmeyin.
- Başkalarının zihnini okumaya çalışmayın.
- Küçük adımlarla konuşmaya ve iletişim kurmaya başlayın.
- İnsanların sınırlarına saygı gösterin.
- Tek bir olumsuz deneyimden kendiniz hakkında kesin hükümler çıkarmayın.
Özgüven, hiç korkmamak değildir; korkuya rağmen adım atabilmektir. Başkalarının düşüncelerini bütünüyle önemsememek de değildir. Eleştiriden öğrenirken, hayatımızı başkalarının muhtemel yargılarına teslim etmemektir.
Kendimize şu soruyu soralım: “Başkalarının benim hakkımda ne düşüneceğinden korktuğum için hangi fırsatları kaçırıyorum?”
Belki söyleyemediğimiz bir söz, tanışamadığımız bir insan, başlayamadığımız bir proje vardır. Asıl kaybımız, başkalarının gözünde kusursuz görünmeye çalışırken kendimiz olmaktan uzaklaşmamızdır.
Sonuç: hayat başkalarının onayını beklemek için çok kısadır.
Hayat uzun bir tren yolculuğudur. Kimi insanlarla yıllarca, kimileriyle birkaç istasyon boyunca yan yana gideriz. Sonra yollarımız ayrılır.
Öyleyse yolculuğun güzelliklerini kaçırıp yanımızdakilerin hakkımızda ne düşündüğünü hesaplamakla neden vakit kaybedelim?
Bir dahaki sefere konuşmaktan çekindiğinizde kendinize şunu söyleyin: “Herkesin beni beğenmesi gerekmiyor. Hata yapabilirim, heyecanlanabilirim, yanlış anlaşılabilirim. Bunlar benim değerimi belirlemez. Ben kendimi kanıtlamak için değil, hayatın içinde yer almak için buradayım.”
Unutmayalım! Bazen bir selam dostluğun, kısa bir sohbet yeni bir düşüncenin başlangıcıdır. Bazen de birkaç dakikalık bir tren yolculuğu, yıllardır taşıdığımız korkuları sorgulamamıza yeter.
Hayat, başkalarının gözünde kusursuz görünmek için değil; kendi değerlerimizle, vicdanımızla ve insanlığımızla yaşamak için vardır.
İnsanların bizi nasıl hatırlayacağını sürekli hesaplamak yerine, bu yolculukta nasıl bir insan olmak istediğimize odaklanalım. Çünkü asıl özgürlük, başkalarının gözünde nasıl göründüğümüzü değil, kendi hayatımızı nasıl yaşadığımızı önemsemektir.

Sonuç ve Değerlendirme
Hayat, başkalarının onayını kazanmak için harcanamayacak kadar kısa, her anı kendi değerlerimizle yaşayamayacak kadar da kıymetlidir. Tıpkı uzun bir tren yolculuğunda olduğu gibi, bazı insanlar hayatımıza eşlik eder, bazılarıysa bir istasyonda aramızdan ayrılır. Önemli olan, bu yolculuk boyunca kimin bizi nasıl değerlendirdiği değil, nasıl bir insan olduğumuzdur.
Başkalarının ne düşüneceğini hesaplayarak susmak, kendimizi ifade etmekten kaçınmak ve hayatın güzelliklerini ertelemek, farkında olmadan kendi özgürlüğümüzden vazgeçmektir. Oysa insanın değeri, herkes tarafından beğenilmesiyle değil; vicdanıyla, samimiyetiyle ve kendi değerlerine bağlılığıyla ölçülür.
Unutmayalım! Herkesin gönlüne girmek zorunda değiliz; ancak kendi vicdanımızın karşısında başımız dik durabilmeliyiz. Çünkü gerçek özgürlük, başkalarının beklentilerine göre yaşamak değil, kimseye haksızlık etmeden kendimiz olabilmektir. Hayatın sonunda geriye, insanların hakkımızda ne düşündüğünden çok, nasıl izler bıraktığımız ve nasıl bir insan olduğumuz kalacaktır.
Saygılarımla.
Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”
YORUM YAP