Çocuğu Değil, Davranışı Eleştirmek: Ebeveynliğin İnce Çizgisi
Çocuklarımızın hatalarını düzeltmeye çalışırken kullandığımız kelimeler, onların kendilerini nasıl gördüklerini de etkileyebilir. Ertuğrul Akbaş, bilimsel araştırmalar ışığında ebeveynlerin çocukların kişiliğini etiketlemek yerine davranışlarına odaklanmasının önemini, sağlıklı eleştirinin sınırlarını ve güven temelli iletişimin çocuk gelişimindeki yerini değerlendiriyor.

Ertuğrul Akbaş – Çocuğu Değil, Davranışı Eleştirmek; çocuk gelişimi, ebeveyn rehberliği ve sağlıklı aile iletişimi.
Çocuğun Davranışını Eleştirmek ile Kişiliğini Yargılamak Arasındaki Fark
Çocuk yetiştirirken çoğumuzun iyi niyetle yaptığı ama sonuçlarını her zaman fark edemediği bir hata var: Çocuğun yaptığı davranışı eleştirmek yerine, doğrudan çocuğun kişiliği hakkında hüküm vermek. “Ödevini yapmadın” demekle “Sen sorumsuzsun” demek aynı şey değil. İlk cümle değiştirilebilir bir davranışa işaret eder; ikincisi ise çocuğun kimliğine yapıştırılan bir etikete dönüşebilir.
Eğitimci ve ebeveyn olarak kendimize şu soruyu sormalıyız: Çocuğumuzun yanlışını düzeltmeye mi çalışıyoruz, yoksa farkında olmadan onun kendisi hakkında olumsuz bir inanç geliştirmesine mi neden oluyoruz? Çünkü çocuk, yetişkinin sözlerini yalnızca o anki davranışına ilişkin bir değerlendirme olarak duymayabilir. Bazen bu sözleri, “Ben nasıl biriyim?” sorusunun cevabı olarak içine alır.
Bir Davranış, Çocuğun Tamamı Değildir
“Tembelsin”, “Dikkatsizsin”, “Senden zaten bu beklenirdi” ya da “Ne kadar sorumsuzsun” gibi ifadeler, tek bir davranıştan hareketle çocuğun bütün kişiliğini tanımlamaya çalışır. Oysa çocuk gelişiminin temel gerçeklerinden biri, davranışların öğrenilebilir ve değiştirilebilir olduğudur. Çocuğun bugün ödevini ertelemesi, onun tembel bir insan olduğunu kanıtlamaz. Verdiği sözü tutmaması, sorumluluk duygusunun hiç gelişmeyeceği anlamına gelmez.
Bu nedenle eleştirinin odağını kişiden davranışa taşımak gerekir. “Sen sorumsuzsun” yerine “Verdiğin sözü yerine getirmedin; bunun sonucunda şu sorun ortaya çıktı” demek, hem davranışı görünür kılar hem de çocuğa değişim için bir alan bırakır. Burada amaç hatayı önemsizleştirmek değil, hatayı çocuğun kimliğiyle özdeşleştirmemektir.
Bilimsel Araştırmalar Ne Söylüyor?
Bu yaklaşım yalnızca pedagojik bir sezgiye dayanmıyor. Melissa Kamins ve Carol Dweck'in 1999 yılında Developmental Psychology dergisinde yayımlanan araştırması, kişiye yönelik övgü ve eleştirinin çocukların başarısızlıkla baş etme biçimlerini etkileyebildiğini gösterdi. Araştırmanın iki bölümünde 5–6 yaşındaki çocuklar, kişilik/özellik odaklı ya da süreç odaklı geri bildirimlerle karşılaştı. Kişiye yönelik geri bildirim alan çocuklarda, sonraki güçlük karşısında kendini suçlama ve çaresiz tepkiler daha fazla görüldü. Bu bulgu, “Sen kötüsün” ya da “Sen çok akıllısın” gibi kişiyi tanımlayan ifadelerin, yetişkinin düşündüğünden daha ağır bir anlam taşıyabileceğine işaret ediyor.
Claudia Mueller ve Carol Dweck'in 1998 tarihli, altı çalışmadan oluşan araştırması da benzer bir noktaya dikkat çekti. Beşinci sınıf öğrencilerine zekâları üzerinden övgü verilmesi, çabaları üzerinden övgü verilen çocuklara kıyasla başarısızlık sonrasında daha düşük ısrar, daha az görevden zevk alma ve daha olumsuz yeterlik değerlendirmeleriyle ilişkiliydi. Araştırmacılar, zekâya yapılan vurgunun çocukları öğrenmekten çok yeteneklerini kanıtlamaya yöneltebileceğini tartıştı.
Bu sonuçları “Çocuğu hiç eleştirmeyelim” ya da “Her durumda yalnızca çabasını övelim” şeklinde okumak doğru olmaz. Jennifer Henderlong ve Mark Lepper'in 2002 tarihli araştırma derlemesi, övgünün etkisinin nasıl, ne zaman ve hangi mesajla verildiğine bağlı olduğunu vurguluyor. Samimi, gerçekçi, çocuğun kontrol edebileceği davranışlara ve gelişime odaklanan geri bildirim destekleyici olabilir; ancak sürekli, abartılı veya karşılaştırmaya dayalı övgü aynı sonucu vermeyebilir.
Eleştirmek Değil, Yol Göstermek
Peki günlük hayatta ne yapacağız? Öncelikle etiketlerden uzaklaşacağız. “Çok dağınıksın” demek yerine “Eşyalarını yerine koymadığında aradığını bulmak zorlaşıyor” diyebiliriz. “Yalan söyleyen birisin” yerine “Bana doğruyu söylemediğinde sana güvenmem zorlaşıyor; şimdi ne olduğunu birlikte konuşalım” ifadesini tercih edebiliriz. “Başarısızsın” demek yerine “Bu sınavda istediğin sonucu alamadın; hangi konularda zorlandığını belirleyip bir plan yapalım” diyebiliriz.
İkinci olarak, eleştiriyi mümkün olduğunca davranışa yakın zamanda ve sakin bir dille ifade etmeliyiz. Öfkeyle söylenen sözler, çoğu zaman davranışı açıklamaktan çıkar ve çocuğun kişiliğine yönelen bir saldırıya dönüşür. Üçüncü olarak, yalnızca yanlışın altını çizmekle yetinmemeli; çocuğun çözüm üretmesine fırsat vermeliyiz. “Bunu bir daha yapma” demek yerine “Sence bunu düzeltmek için şimdi ne yapabilirsin?” diye sormak, sorumluluğu çocuğun eline bırakır.
Elbette davranış odaklı eleştiri, sınır koymaktan vazgeçmek değildir. Çocuğun başkasına zarar veren, kuralları ihlal eden veya güvenliği tehlikeye atan davranışları açıkça durdurulmalıdır. Sevgi, her davranışı onaylamak anlamına gelmez. Çocuğa “Seni seviyorum; ancak yaptığın davranış doğru değil” mesajını aynı anda verebilmek, sağlıklı ebeveynliğin önemli bir parçasıdır.
Çocuğun Yanında Değil, Çocuğun Gelişimi İçin
Çocuklarımızın hatalarını görmezden gelmek zorunda değiliz. Tam tersine, hatalarını fark etmelerine, sonuçlarını anlamalarına ve telafi etmelerine yardımcı olmalıyız. Fakat bunu yaparken bir davranışın, çocuğun bütün değerini belirlemesine izin vermemeliyiz. Çünkü çocuk, yaptığı yanlışın sorumluluğunu almayı öğrenirken kendisini bütünüyle yanlış ya da değersiz hissetmek zorunda değildir.
Belki de ebeveynlikte en çok hatırlamamız gereken ayrım budur: Çocuğumuzun kişiliğini kabul eder, davranışlarına sınır koyarız. Onu olduğu kişi olarak sever; daha iyi davranışlar geliştirmesi için rehberlik ederiz. Hedefimiz, eleştiriden korktuğu için hata yapmayan çocuklar değil; hata yaptığında saklanmak yerine konuşabilen, sorumluluk alabilen ve yeniden deneyebilen bireyler yetiştirmektir.
Çünkü çocuğa söylediğimiz söz, yalnızca o günkü davranışını değil, zamanla kendisi hakkında kuracağı cümleleri de etkileyebilir.
Kaynakça
1. Kamins ve Dweck (1999) – Kişiye ve Sürece Yönelik Geri Bildirim
Kamins, M. L., & Dweck, C. S. (1999). Person versus process praise and criticism: Implications for contingent self-worth and coping. Developmental Psychology, 35(3), 835–847.
2. Mueller ve Dweck (1998) – Zekâya Yönelik Övgü ve Motivasyon
Mueller, C. M., & Dweck, C. S. (1998). Praise for intelligence can undermine children's motivation and performance. Journal of Personality and Social Psychology, 75(1), 33–52.
3. Henderlong ve Lepper (2002) – Övgünün İçsel Motivasyon Üzerindeki Etkileri
Henderlong, J., & Lepper, M. R. (2002). The effects of praise on children's intrinsic motivation: A review and synthesis. Psychological Bulletin, 128(5), 774–795.
4. Skipper ve Douglas (2012) – Olumlu Geri Bildirim ve Başarısızlığa Tepkiler
Skipper, Y., & Douglas, K. (2012). Is no praise good praise? Effects of positive feedback on children's and university students' responses to subsequent failures. British Journal of Educational Psychology.
Not: Araştırmaların sonuçları, belirli örneklem ve deney koşulları içinde değerlendirilmelidir. Yazıda bulgular kesin ve her çocuk için geçerli kurallar olarak değil, ebeveyn geri bildiriminin olası etkilerine ilişkin bilimsel kanıtlar olarak ele alınmıştır.
Ertuğrul Akbaş
Ankara Üniversitesi TÖMER Genel Koordinatörü
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”
Ertuğrul Akbaş, çocukları etiketlemek yerine davranışlarını eleştirmenin önemini, bilimsel araştırmalar ve ebeveynlere yönelik somut örneklerle ele alıyor.
YORUM YAP