Gelibolu’da Bir An Vardı: Onlar İçin Kaybediş, Bizim İçin Zaferin Başlangıcı
25 Nisan 1915’te Gelibolu’da yaşanan bir an, savaşın kaderini sessizce değiştirdi.

Çanakkale… 111 yıl önce.
Türkler ve sömürgecilik.
En beceriksiz olduğumuz konu – ne mutlu.
İngilizler ve aynı konu.
En becerikli oldukları alan – ne yazsam bilemedim.
Gelibolu.
İngilizler Türkleri yenmeliydi. Aksi halde, egemenlikleri altındaki yaklaşık 300 milyon Müslüman bundan etkilenebilirdi.
Bu, onlar için son derece ciddi bir riskti.
Denizden olmamıştı.
O halde iş karadan bitirilmeliydi…
Savaşın Taktikleri
Sömürgeciliği ustalıkla yürüten İngilizlerin savaşta uyguladığı belirgin taktikler vardı.
İlki:
Düşmanın karşısına, kendisini çaresiz hissettirecek kadar büyük bir güçle çıkmak.
İkincisi:
Sömürgeleri de cepheye getirmek.
Hem düşmana gözdağı vermek hem de bağımsızlık fikrini bastırmak.
Bir yandan da onları savaşın içinde eritmek…
Ama Tutmadı
Güç gösterisi…
Sömürge takviyeleri…
Hiçbiri işe yaramadı.
Kaybettiler.
Üstelik sonunda oldukça “başarılı” bir kaçışla çekildiler.
Fakat daha ilk gün, öyle bir an yaşandı ki…
Aslında o an, kaybettikleri andı.
Çünkü ıskaladılar.
Karşı Kaynaktan: İlk Ağızdan
Charles Edwin Woodrow Bean’in Gallipoli Mission adlı eseri, Gelibolu Muharebeleri için önemli bir kaynak.
İlk baskısı 1948’de yapılmış.
Kitapta, 25 Nisan 1915’te karaya çıkan bölüğün komutanı Yüzbaşı E. W. Tulloch’un anlatımı yer alıyor.
Bean, Tulloch ile birebir görüşmüş.
Ve o gün yaşananları şöyle aktarıyor:
25 Nisan 1915: İlk Gün
Tarihte bugün.
Kara savaşlarının başladığı gün.
Çıkarma anı.
Müttefikler kıyıya ulaşmak için ölümüne savaşıyor.
Taktikler Sahada
Öyle büyük bir güçle gelmişlerdi ki…
Kıyıdaki bir avuç Türk askerinin hem cephanesini hem umudunu tükettiler.
Geri çekilmek zorunda bıraktılar.
Karaya çıkanlar arasında Tulloch ve bölüğü de vardı.
Anzaklar…
Ve O An
Cephanesi tükenmiş bir avuç Türk askeri geri çekiliyordu.
Arkalarında muazzam bir güç vardı.
En önde Yüzbaşı Tulloch ve bölüğü, onları takip ediyordu.
Bir anda…
Türk askerleri durdu.
Tulloch da durdu.
Anlam veremedi:
“Mermisi bitmiş bir asker neden durur?”
Yaklaşık 900 metre mesafeden dikkatle baktı.
Belki dürbünle…
Bir kişinin askerleri durdurduğunu gördü.
Elinde kamçı vardı.
Türk askerlerine süngü taktırmış, mevzi aldırmıştı.
Tulloch, ilerlemelerini durduranın bir subay olduğunu fark etti.
Onu vurursa, yeniden ilerleyip tepeleri ele geçirebileceklerini düşündü.
Hesabı doğruydu.
Tüfeğini kaldırdı.
Nişan aldı.
Tek atış yaptı.
Ama…
Evdeki hesap çarşıya uymadı.
Tulloch, yıllar sonra bu anı anlatırken tek bir cümle kurdu:
“Iskaladım.”
Iskaladığı kişi…
Yarbay Mustafa Kemal’di.
Tarihin Kırıldığı Nokta
Mustafa Kemal, o anı yıllar sonra şöyle tanımlayacaktı:
“Kazandığımız an o andır.”
Aynı an, karşı taraf için de açıktı:
Kaybettikleri an…
Bir Subay, Bir Karar, Bir Tarih
Geri çekilme.
Takip.
Tek atış.
Iskalama.
Hepsi karşı kaynaktan, ilk ağızdan.
Ve o subay…
Yarbay Mustafa Kemal.
Savaşın ilk gününde, en kritik noktada, düşmanın karşısında duran isim.
Gün gün yazılması gereken bir direnişin başlangıcı.
Düşmanın umutlarını kıran, geri çekilmekten başka seçenek bırakmayan bir iradenin ilk sahnesi.
Düşman kayıtlarına geçen bir gerçek.
Ama ne yazık ki, bizim içimizde bazılarınca yok sayılmaya çalışılan bir gerçek…

Not
Charles Edwin Woodrow Bean’in Gallipoli Mission kitabına ücretsiz e-kitap olarak şu adresten ulaşılabilir:
https://www.awm.gov.au/collection/C1416967
Bu anı, rahmetli Turgut Özakman’a da aktarmıştım.
O da “Diriliş” kitabında yer vermişti.
Rahmetle anıyorum.
Dr. Necati YALÇIN
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı I Köşe Yazarı
nyalcin@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP