YAZARLAR

14 Eylül 2026 Pazartesi, 00:00

Yapay Zeka ve Korkunun Pazarlanması

Son günlerde teknoloji dünyası, 27 yaşındaki bir yapay zekâ araştırmacısının “Anthropic ve OpenAI hayatlarımızla kumar oynuyor!” diyerek istifa etmesini konuşuyor. Jacob Coxon isimli bu genç, milyonlarca dolarlık hisse haklarını arkasında bırakarak masadan kalkmış! Hemen ardından şirketin Hizalama Bilimi Lideri Evan Hubinger sahneye çıkıp “Evet, haklı. Önümüzdeki 10 yıl içinde yapay zekânın tüm insanlığı öldürme olasılığı %10’dan fazla” buyurmuş.

Manşetler hazır, sosyal medya çalkalanıyor, dünya yine ayağa kalkmış durumda. Peki, gerçekten bir varoluşsal felaketin eşiğinde miyiz, yoksa kusursuz kurgulanmış bir tiyatroyu mu izliyoruz?

Gelin, bu köpürtülmüş panik havasının arkasındaki soğukkanlı stratejiyi birlikte inceleyelim.

Korkuyu Paketleyip Sattığınızda Fiyatı Trilyon Dolar Olur

Teknoloji dünyasının en eski numaralarından biridir bu: Bir ürünün yıkıcı ve muktedir olduğunu kanıtlamak istiyorsanız, onun “tehlikeli” olduğunu söyleyeceksiniz.

Yapay zekâ devleri “Biz insanlığı yok edebilecek bir güç inşa ediyoruz” dediklerinde, aslında kamuoyuna değil, yatırımcılara sesleniyorlar. Bu söylem bir uyarı değil, devasa bir güç gösterisidir. Dünyayı sonlandırabileceğine inanılan bir teknolojiyi üreten şirketin borsa değeri kaça katlanır? Cevabı halka arza hazırlanan Anthropic ve OpenAI’ın trilyon dolarlık hayallerinde gizli. Evan Hubinger’ın %10 felaket olasılığı vermesi, ahlaki bir itiraf değil; finans dünyasının en sevdiği duygu olan "kaçırma korkusunu" (FOMO) tetikleme hamlesidir.


"Bizi Zapt Edin" Masalı ve Şirketler Hukuku

Yıllardır Elon Musk’tan Sam Altman’a kadar herkes aynı nakaratı tekrarlıyor: “Bizi devletler denetlesin, yoksa elimizden bir kaza çıkacak!

Kulağa ne kadar sorumlu ve masum geliyor, değil mi? Oysa iktisat literatüründe buna Regülasyon Kalesi (Regulatory Capture) deniyor. OpenAI ve Anthropic gibi milyarlarca dolarlık devler, devletlerin getireceği ağır hukuki, teknik ve bürokratik denetim şartlarını zorlanmadan karşılar. Ancak arkadan gelen bağımsız araştırmacılar, açık kaynaklı (open-source) projeler ve garajda çalışan genç girişimciler bu yükün altında ezilir. Yani "Bizi engelleleyin" çığlığı, piyasaya yeni rakiplerin girmesini engellemek için çekilen surlardan ibarettir.

İletişim Mühendisliği ve İdealist Genç Figürü

Bir iletişim kurgusunun inandırıcı olması için vicdani bir drama ihtiyacı vardır. Jacob Coxon’ın servetini terk eden “fedakar ve idealist itirafçı” rolü, ana akım medyanın (özellikle Wall Street Journal’ın) tam da aradığı malzeme olmuş görünüyor.

Anthropic ise bu krizi muazzam bir halkla ilişkiler zaferine dönüştürdü. Rakibi OpenAI "sadece kâr odaklı ve sorumsuz" görünürken; Anthropic kendini "tehlikenin farkında olan, dürüst ve fren pedalını basan olgun taraf" olarak konumlandırdı. Halka arz öncesinde etik fonların ve dev kurumsal yatırımcıların parasını kapmak için bundan daha iyi bir marka ayrıştırması düşünülemezdi.

Netice itibarıyla değerli dostlar; yapay zekâ elbette toplumsal, ekonomik ve teknik açıdan devasa dönüşümler oluşturuyor. Ancak bugün karşımızda duran tablo bir bilimkurgu felaketi değil, küresel sermayenin korkuyu paketleyip borsada pazarlama stratejisidir.

Şirketler hem insanlığı kurtaran "itfaiyeci" rolünü oynuyor hem de yangını çıkaran "taraf" olduklarını iddia ederek piyasa değerlerini katlıyorlar. Bizler ise bir kez daha bu yüksek seviyeli iletişim mühendisliğini hayretle izlerken, aslında devasa şirketlerin değerleme balalonlarına odun taşıyoruz.

Akla ve mantığa kulak verin; paniğe değil, arkasındaki hesaba bakınız!

Sonuç ve Değerlendirme

Yaşanan gelişmeler, yapay zekâ sektöründeki teknik veya etik tartışmaların çok ötesinde, küresel sermayenin ve iletişim mühendisliğinin nasıl iç içe geçtiğini açıkça gözler önüne sermektedir. Bireysel bir vicdani çıkış gibi sunulan istifa olayı, ana akım medya ve ilgili şirketlerin stratejik hamleleriyle kısa sürede devasa bir piyasa manipülasyonuna dönüştürülmüştür. Yapay zekanın "varoluşsal bir tehdit" olarak sürekli gündemde tutulması, bir yandan yatırımcı nezdinde teknolojiye biçilen değeri tavan yaptırırken, diğer yandan "regülasyon" adı altında pazara yeni rakiplerin girmesini engelleyen bir tekel mekanizması oluşturmaktadır.

Sonuç olarak, halka arz sürecindeki şirketlerin itibar ve değerleme yarışında köpürtülen bu panik dalgası; korkunun nitelikli bir biçimde paketlenip finansal kazanca dönüştürüldüğü pragmatik bir pazarlama stratejisinden ibarettir.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)