Okul Koridorlarında Yankılanan Tehlike: Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Örnekleri Üzerine
Türkiye, en büyük kırılmalarını çoğu zaman en sessiz mekânlarda yaşıyor. Bir sınıfın içinde, bir koridorun ucunda, teneffüs zilinin hemen ardından… Şanlıurfa’da başlayıp ertesi gün Kahramanmaraş’ta kanlı bir saldırıya dönüşen bu iki olay, artık “münferit” başlığı altında değerlendirilemeyecek kadar derin ve yapısal bir soruna işaret ediyor. Bu yalnızca bir güvenlik açığı değil; bir toplumun reflekslerinin zayıfladığı kritik bir eşiğin göstergesidir.
Bugün sormamız gereken soru “kim yaptı?”nın çok ötesindedir. Asıl mesele şudur: Bu nasıl mümkün hale geldi?
Kriminoloji literatüründe uzun süredir bilinen bir olgu vardır: “kopya saldırı” etkisi. Şanlıurfa’daki olayın görüntülerinin hızla yayılması ve dramatize edilerek sunulması, benzer kırılganlıklar taşıyan bireyler için adeta bir senaryo üretmiş görünmektedir. Kahramanmaraş’taki trajedinin bu kadar kısa sürede yaşanması, bu etkinin ne kadar güçlü olabileceğini acı biçimde ortaya koymaktadır. Bu noktada medya yalnızca bir aktarıcı değil; kimi zaman, farkında olmadan bir tetikleyiciye dönüşebilmektedir.
Ancak mesele yalnızca psikolojik değildir; aynı zamanda fizikseldir. Bir öğrencinin ya da bir gencin, pompalı tüfek gibi hacimli bir silahla okul kapısından içeri girebilmesi, güvenlik kavramının pratikte ne kadar zayıf kaldığını açıkça göstermektedir. Kağıt üzerinde var olan güvenlik protokolleri sahada karşılık bulmadığında hiçbir anlam ifade etmez. X-ray cihazlarının yokluğu, güvenlik personelinin yetersizliği ya da yalnızca sembolik düzeyde kalması… Bunlar artık basit ihmal değil, doğrudan risk üretimidir.
Daha da endişe verici olan, bireysel silahlanmanın ulaştığı noktadır. Henüz 19 yaşındaki bir bireyin bu tür bir silaha erişebilmesi, yalnızca hukuki bir boşluğu değil, aynı zamanda toplumsal bir kabullenişi de göstermektedir. Silahın sıradanlaşması, şiddetin de sıradanlaşmasına zemin hazırlar. En tehlikelisi ise bu normalleşmenin genç zihinlerde kök salmasıdır.
Olay anında öğrencilerin camlardan atlayarak kaçmaya çalışması, istatistiklerin anlatamayacağı bir gerçeği gözler önüne seriyor: Saf korku, ilkel hayatta kalma içgüdüsü ve tamamen çökmüş bir güvenlik algısı… Kahramanmaraş’ta 4 can kaybı ve onlarca yaralı… Şanlıurfa ile birlikte düşünüldüğünde, bu artık bireysel trajedilerin ötesinde kolektif bir travmadır. Her yaralı yalnızca bir sayı değil; bir ailenin dağılan huzuru, yarım kalan bir gelecektir.
Okullar, bir toplumun en güvenli alanları olmak zorundadır. Eğer bir öğrenci kendini en savunmasız hissettiği yer olarak okulu görmeye başlıyorsa, orada artık eğitimden söz edilemez. Güven duygusu yıkıldığında, bilginin de anlamı kalmaz.
Bu noktada atılması gereken adımlar geciktirilemez: Okul güvenliği sembolik değil, gerçek olmalıdır. Her okulda profesyonel güvenlik personeli, teknolojik tarama sistemleri ve sürekli denetlenen giriş-çıkış protokolleri standart hale getirilmelidir.
Medya, özgürlük ile sorumluluk arasındaki dengeyi yeniden hatırlamalıdır. Görüntülerin sansasyonel biçimde sunulması yerine, bilgilendirici ve yatıştırıcı bir dil tercih edilmelidir.
Rehberlik sistemleri yeniden yapılandırılmalı; lise çağındaki gençlerin psikolojik durumları düzenli ve ciddiyetle izlenmelidir. “Erken uyarı” mekanizmaları yalnızca kağıt üzerinde kalmamalı, sahada etkin ve işlevsel hale getirilmelidir.
Bununla birlikte, bireysel silahlanma meselesi ideolojik tartışmaların ötesine taşınmalı ve doğrudan bir kamu güvenliği konusu olarak ele alınmalıdır.
Bugün yaşananlar bir tesadüf değildir. Aksine, uzun süredir biriken ihmallerin, görmezden gelinen risklerin ve sürekli ertelenen kararların kaçınılmaz sonucudur. Doğru değerlendirilirse bu olaylar Türkiye için bir milat olabilir. Aksi halde, bunun yalnızca bir başlangıç olmasından endişe duyulmaktadır. Temennimiz, benzer trajedilerin bir daha yaşanmamasıdır.
Günümüz gençlerinin karşı karşıya olduğu sorunlar ve yanlış alışkanlıklar da bu tabloyu derinleştirmektedir. Özellikle teknoloji bağımlılığı, düzensiz uyku ve beslenme alışkanlıkları, alkol ve madde kullanımı, aşırı sosyal medya tüketimi ve fiziksel hareketsizlik öne çıkmaktadır. Bunun yanında amaçsızlık, sabırsızlık, yoğun kaygı, depresif ruh hali ve okul ortamında kavga ya da hırsızlık gibi davranış bozuklukları da giderek yaygınlaşmaktadır.
Öne çıkan başlıca sorun alanları şunlardır:
- Teknoloji ve sosyal medya bağımlılığı: Uzun süre ekran karşısında kalma, oyun bağımlılığı ve buna bağlı dikkat dağınıklığı.
- Sağlık ve yaşam tarzı sorunları: Düzensiz uyku, sağlıksız beslenme (özellikle fast-food tüketimi) ve fiziksel aktivite eksikliği.
- Zararlı alışkanlıklar: Sigara, alkol ve madde kullanımı.
- Psikososyal sorunlar: Hayata anlam yükleyememe, amaçsızlık, ideallerin zayıflaması, özenti, yoğun kaygı, depresif eğilimler ve siber zorbalık.
- Davranışsal sorunlar: Okul devamsızlığı, kavga, otoriteye karşı gelme, sabırsızlık ve haz odaklı yaşam biçimi.
Sonuç ve Değerlendirme
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta peş peşe yaşanan bu trajik olaylar, Türkiye’de okul güvenliği ve bireysel silahlanmanın artık ertelenemez bir kriz alanına dönüştüğünü açık biçimde göstermektedir. Bu hadiseler, münferit suçlar olarak değerlendirilemeyecek kadar ciddi ve sistematik zafiyetler içermektedir. Özellikle “kopya saldırı” riskinin somut biçimde ortaya çıkması, medya dili ve kriz yönetiminde daha bilinçli ve kontrollü bir yaklaşımın zorunlu olduğunu ortaya koymaktadır.
Okulların fiziksel güvenlik altyapısındaki eksiklikler yalnızca teknik bir sorun değil; aynı zamanda idari ve yapısal yetersizliklerin bir yansımasıdır. Güvenlik protokollerinin uygulanabilirliği, denetlenebilirliği ve sürdürülebilirliği sağlanmadan alınacak her karar, kağıt üzerinde kalmaya mahkûm olacaktır. Bununla birlikte, gençlerin psikolojik durumlarının yeterince izlenememesi ve erken müdahale mekanizmalarının etkin çalışmaması, bu tür olayların önlenebilirliğini ciddi biçimde zayıflatmaktadır.
Bireysel silahlanmanın kolay erişilebilirliği ise sorunun en kritik boyutlarından biridir. Silaha ulaşımın görece kolay olduğu bir ortamda; öfke, dışlanmışlık ya da psikolojik kırılganlık gibi faktörler ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle konu yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda bir halk sağlığı ve toplumsal istikrar meselesi olarak ele alınmalıdır.
Sonuç olarak, yaşanan bu olaylar Türkiye açısından önemli bir kırılma noktasıdır. Bundan sonra atılacak adımların yalnızca tepkisel değil, önleyici ve uzun vadeli bir bakış açısıyla planlanması gerekmektedir. Okulların yeniden güvenli ortamlar haline getirilmesi, gençlerin psikososyal yönden desteklenmesi ve bireysel silahlanmaya yönelik denetimlerin daha da sıkılaştırılması, benzer acıların yaşanmasının önüne geçmek açısından büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde, bu tür trajedilerin tekrar etme riski devam edecektir.
Bu vesileyle, menfur saldırılarda hayatını kaybeden öğretmenlerimize, öğrencilerimize, güvenlik görevlilerimize ve tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM-Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP – www.gazeteankara.com.tr
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”
"Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki Okul Saldırıları Sonrası Türkiye Alarmda" başlıklı haberimizi okumakiçin bağlantı üzerine yıklayınız.
https://www.gazeteankara.com.tr/asayis/kahramanmaras-ve-sanliurfadaki-okul-saldirilari-sonrasi-turkiye-alarmda-6592
YORUM YAP