YAZARLAR

25 Mayıs 2026 Pazartesi, 00:00

İlim Nöbetinde Bir Ömür: Nükleer Enerjinin Kutup Yıldızı Prof. Dr. Sümer Şahin (İz Bırakanlar)

Bazı insanlar vardır; yaşadıkları çağın içine sığmazlar. Onlar yalnızca kendi dönemlerinin değil, geleceğin de insanıdır. Yıllar geçtikçe söyledikleri daha iyi anlaşılır, yazdıkları daha kıymetli hale gelir, yetiştirdikleri talebeler ise bir milletin kader yürüyüşünde sessiz ama derin izler bırakır. İşte Prof. Dr. Sümer Şahin hocamız, tam da böyle bir ilim insanıdır. O, sadece bir akademisyen, yalnızca bir mühendis ya da sıradan bir bilim insanı değildir; O, Türkiye’nin enerji bağımsızlığı idealini yarım asır önceden okuyabilmiş büyük bir stratejik akıldır.

Bugün dünya; enerji savaşlarının, iklim krizlerinin, karbon baskılarının, teknolojik bağımlılıkların ve küresel güç mücadelelerinin tam ortasında savrulurken, yıllar önce Türkiye’de bir bilim insanı çıkıp insanlığa şunu söylüyordu: “Temiz, sürdürülebilir ve bağımsız enerji olmadan gerçek bağımsızlık mümkün değildir.”

Akdeniz’in doğusunda, Çukurova’nın bereketli topraklarına sırtını yaslayan ve tabiatın güzelliğini hissettiren  Mersin ili yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda Anadolu’nun karakterini yansıtan güçlü bir kültür havzasıdır.

İşte böylesine bereketli ve köklü bir coğrafyanın şekillendirdiği önemli bilim insanlarından biri de Prof. Dr. Sümer Şahin’dir. 9 Haziran 1942 tarihinde Erdemli ilçesine bağlı Güzeloluk Yaylası’nda dünyaya gelen Sümer Şahin’in çocukluk ve gençlik yılları büyük ölçüde bu yaylanın doğal ve kültürel atmosferi içerisinde geçmiştir. Toroslar’ın eteklerinde yer alan Güzeloluk’un sert fakat karakter inşa eden doğası, çalışkan Anadolu insanının dayanışmacı ruhu ve Erdemli’nin köklü Akdeniz kültürü; onun kişiliğinin şekillenmesinde son derece belirleyici olmuştur. Bu nedenle Prof. Dr. Sümer Şahin’in hayat hikâyesinde Erdemli yalnızca bir doğum yeri değil, aynı zamanda karakterinin, çalışma disiplininin ve memleket aidiyetinin temelinin atıldığı çok özel bir coğrafyadır.

Asker olan babasının görevi nedeniyle çocukluğunun belirli bir dönemi Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde geçmiştir. Bu yıllar, Anadolu insanının sıcaklığını, samimiyetini, mücadeleci ruhunu ve güçlü toplumsal dayanışma kültürünü yakından tanımasına vesile olmuştur. Bu yönüyle Sümer Şahin’in zihinsel ve manevi dünyasında hem Erdemli’nin Toroslardan beslenen kültürü hem de Osmaniye-Kadirli hattının bereketli Çukurova karakteri derin ve kalıcı izler bırakmıştır. İlerleyen yıllarda dünya çapında saygınlık kazanacak olan bilimsel bakış açısının arka planında, Anadolu’nun bu çok katmanlı ve zengin kültürel iklimi önemli bir yer tutmaktadır.

Diğer yandan, iki evlat ve iki torun sahibidir; ailesini her zaman hayatının en kıymetli dayanağı ve en güçlü motivasyon kaynağı olarak görmüş, en yoğun akademik ve mesleki temposu içinde dahi onlara zaman ayırmayı ihmal etmemiştir. Çocukları ve torunlarıyla kurduğu sevgi, şefkat ve güvene dayalı bağ, onun için yalnızca bir aile ilişkisi değil, aynı zamanda hayat yolculuğunu anlamlı kılan en derin manevi zenginliklerden biri olmuştur.

Henüz genç yaşlarda matematiksel düşünceye ve mühendislik disiplinine duyduğu ilgi, onu Türkiye sınırlarını aşan büyük bir akademik yolculuğa taşıdı. Bu yolculuğun önemli duraklarından biri de University of Stuttgart oldu. Burada aldığı lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi, ona yalnızca teknik bilgi kazandırmakla kalmadı; aynı zamanda Alman mühendislik geleneğinin disiplinli, sistematik ve analitik düşünce yapısını da kazandırdı.

Prof. Dr. Sümer Şahin’in bilimsel gelişim sürecindeki en dikkat çekici noktalardan biri ise, kuantum mekaniğinin kurucularından ve modern fiziğin en büyük isimlerinden biri kabul edilen Werner Heisenberg’in akademik ekolü içerisinde yetişmiş bilim insanlarının bulunduğu bir kürsüde doktora çalışmalarını yürütmüş olmasıdır. Bu kürsü; Almanya’da üniversite-devlet-sanayi iş birliği modeliyle yürütülen uzay tabanlı nükleer reaktör projeleri ile Atom Enerjisi kürsülerinin kuruluş süreçleri, özellikle uzay görevleri ve uydu sistemleri için yüksek güç üretebilen, hafif, güvenilir ve uzun ömürlü mikro nükleer reaktörlerin geliştirilmesi hedefi doğrultusunda şekillenmiştir. Bu stratejik çalışmalar, yalnızca akademik araştırmalarla sınırlı kalmamış; devlet destekli bilim politikaları ile sanayi kuruluşlarının mühendislik kapasitesini bir araya getiren kapsamlı bir teknoloji ekosistemi içerisinde ilerlemiştir. Süreçte özellikle İsviçre-Alman ortaklı BBC (Brown, Boveri & Cie), nükleer mühendislik alanında faaliyet gösteren Interatom ve teknoloji devi Siemens gibi önemli sanayi kuruluşları, üniversitelerle yakın iş birliği kurarak hem araştırma altyapısının oluşmasına hem de ileri nükleer teknolojilerin geliştirilmesine önemli katkılar sunmuştur. Özellikle Heisenberg ekolü içinde yer alan bilim insanlarından Karl-Heinz Höcker’in (27 Aralık 1915 - 17 Temmuz 1998), Alman Nükleer Fizik Derneği'nde çalışan Alman teorik nükleer fizikçiydi . II. Dünya Savaşı'ndan sonra Stuttgart Üniversitesi'nde çalıştı ve Nükleer Enerji ve Enerji Sistemleri Enstitüsü'nün kurucusudur.) bulunduğu akademik çevre, Prof. Dr. Sümer Şahin’in bilimsel vizyonunun şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. 1927 yılında ortaya koyduğu “Belirsizlik İlkesi” ile bilim tarihine damga vuran Heisenberg; atom fiziği ve nükleer bilimler alanındaki çalışmalarıyla modern çağın düşünce dünyasını kökten değiştiren isimlerden biri olmuştur. Bu güçlü akademik gelenek içerisinde yetişmek, Sümer Şahin’in ilerleyen yıllarda nükleer enerji ve reaktör teknolojileri alanında uluslararası düzeyde saygın çalışmalar ortaya koymasının temel taşlarından biri hâline gelmiştir.

Bu yönüyle Prof. Dr. Sümer Şahin’in hayat hikâyesi; Erdemli’nin Güzeloluk yaylalarından başlayıp dünyanın en seçkin bilim çevrelerine uzanan büyük bir azim, disiplin ve adanmışlık hikâyesidir. O, yalnızca başarılı bir mühendis ya da akademisyen değil; aynı zamanda Türkiye’nin bilimsel bağımsızlığına katkı sunmayı hedefleyen, nükleer enerji alanında dünya çapında saygınlık kazanmış öncü Türk bilim insanlarından biri olarak tarihteki yerini almıştır.

Prof. Dr. Sümer Şahin, yüksek lisans (1967) ve doktora (1970) eğitimini Almanya’daki Stuttgart Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü'nde tamamlamıştır. 1973 yılında Ankara Üniversitesi’nden Fizik alanında doçentlik unvanını alan Şahin, akademik kariyeri boyunca yurt içi ve yurt dışında pek çok saygın kurumda görev yapmıştır.

Prof. Dr. Sümer Şahin, ABD’deki Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı’nda NATO doktora sonrası araştırmacısı olarak da görev yapmıştır.  Doçentlik tezinide Amerika’nın en büyük atom enerjisi araştırma merkezlerinden biri olan Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı’nda hazırlamıştır. Ayrıca, İsviçre’de bulunan École Polytechnique Fédérale de Lausanne (EPFL)’de ise ileri araştırma bilim insanı olarak çalışmıştır.

Akademik kariyeri boyunca Ege Üniversitesi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde doçent; Gazi Üniversitesi, Erciyes Üniversitesi, Atılım Üniversitesi ve Suudi Arabistan’daki Kral Suud Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapmıştır. Ayrıca Avusturya’daki Innsbruck Üniversitesi’nde misafir profesör olarak akademik çalışmalar yürütmüştür.

Erciyes Üniversitesi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Yakın Doğu Üniversitesi'nde Mühendislik Fakültesi Dekanlığı görevlerini de üstlenmiştir.

İdari alanda da önemli sorumluluklar üstlenen Prof. Dr. Sümer Şahin, 1987 yılında Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Başkanlığı ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kalkınma için Bilim ve Teknoloji Hükümetlerarası Komitesi Başkan Yardımcılığı (New York, ABD) görevlerini yürütmüştür.

Nükleer ve güneş enerjisi alanlarında 183’e yakın bilimsel makale ve 171’e yakın uluslararası konferans bildirisi yayımlayan Prof. Dr. Sümer Şahin, dünyanın 16 farklı ülkesinde davetli konuşmacı olarak seminerler ve konferanslar vermiştir. Başlıca araştırma alanları arasında Nötron Taşıma Teorisi, Nükleer Radyasyon Kalkanlaması, termiyonik uzay aracı reaktörleri ve nükleer tahrik sistemleri, füzyon teknolojisi, hibrit (füzyon-fisyon) reaktörleri, nükleer atık dönüşümü, CANDU reaktörleri için alternatif yakıtlar, hızlandırıcı tahrikli sistemler, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve yoğunlaştırılmış güneş enerjisi yer almaktadır.

Çok sayıda araştırma projesine öncülük eden Prof. Dr. Sümer ahin, halen genç ve kıdemli meslektaşlarıyla birlikte GEN-IV reaktör araştırmaları ve füzyon teknolojisi üzerine aktif çalışmalarını sürdürmektedir.

Bugüne kadar Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Almanca dillerinde; Nükleer Mühendislik, Reaktör Fiziği, Modern Fizik, Isı Transferi, Termodinamik, Radyasyon Güvenliği, Enerji Üretiminin Fiziksel Yönleri, Nükleer Reaktör Tasarımı, Füzyon Teknolojisi ve Isı Boruları dersleri vermiştir. Prof. Dr. Sümer Şahin ayrıca Energy Conversion & Management, International Journal of Hydrogen Energy ve International Journal of Energy Research gibi alanında öncü bilimsel dergilerde editörlük yapmıştır.

Ancak Sümer Hocayı dönem arkadaşlarından farklı kılan şey, Batı’dan aldığı akademik bilgiyi olduğu gibi ülkesine taşıması değil; onu bu milletin geleceği ve ihtiyaçlarıyla yoğurup yerli bir bilim vizyonuna dönüştürmesidir. Bir ayağı kök saldığı topraklarda, diğer ayağı ise evrensel bilimin sınırlarında olan Prof. Dr. Sümer Şahin, teorik bilgiyi pratik faydaya dönüştürerek Türkiye'nin nükleer enerji ve teknoloji alanındaki bağımsızlık mücadelesinin en önemli meşalelerinden biri olmayı başardı.

1970 yılında makine ve nükleer mühendislik doktorasını tamamlayıp yurda döndüğünde, Türkiye henüz sanayi devrimini tam anlamıyla gerçekleştirememiş, teknoloji üretiminde dışa bağımlı ve enerji güvenliği kırılgan bir ülkeydi. Fakat o günlerde bile Sümer Hoca’nın zihninde çok daha büyük bir Türkiye tasavvuru vardı: Kendi reaktör teknolojisini geliştiren, kendi yakıt çevrimini yöneten ve enerji stratejisini dış merkezlere teslim etmeyen, tam bağımsız bir Türkiye...

Karadeniz Teknik Üniversitesi Makine ve Elektrik Fakültesinde başlayan akademik yürüyüşü; Ege, Lozan Teknik, Kral Suud, Erciyes, Gazi, Atılım ve nihayetinde Yakın Doğu Üniversitesi’ne kadar uzanan bereketli bir ilim zincirine dönüştü. Onun bulunduğu kürsüler yalnızca ders verilen mekânlar değil; aynı zamanda bilim ahlakının, memleket sevdasının ve milli teknoloji idealinin ilmek ilmek işlendiği birer irfan ocağı olmuştur.

Sümer Hocanın öğrencileri çok iyi bilirler; o amfilerde yalnızca termodinamik yasaları anlatılmazdı. Orada aynı zamanda bir milletin ayağa kalkış hikâyesi, bilimle kalkınmanın ve teknolojik bağımsızlığın ruhu da işlenirdi. Enerji güvenliğinin yalnızca teknik bir mesele değil; jeopolitik, ekonomik ve stratejik bağımsızlığın temel taşı olduğu öğretilirdi. Çünkü Prof. Dr. Sümer Şahine göre enerjiye hâkim olmayan bir ülkenin ne siyasi bağımsızlığı tam anlamıyla korunabilir ne de ekonomik istiklali kalıcı olabilir. Günümüz dünyasında yaşanan olaylara bakıldığında, sözlerinin ne kadar haklı olduğu açıkça görülmektedir.

Bugün Türkiye’nin akademik dünyasında profesörlük unvanına ulaşmış pek çok değerli bilim insanı da onun öğrencisi olmanın gururunu taşımaktadır. Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinden;  Prof. Dr. Hacı Mehmet Şahin ve Prof. Dr. Adem Acır gibi çok sayıda akademisyen bugün Türkiye’nin bilim hayatına yön veren akademisyenler, Sümer Hocanın bilgiyle yoğrulmuş vizyonunun ve akademik disiplininin yetiştirdiği önemli isimlerdir. Bu tablo, Prof. Dr. Sümer Şahin’in yalnızca ders anlatan bir hoca değil; aynı zamanda ardında güçlü bir bilim ekolü bırakan, öğrencilerini bilim insanı kimliğiyle zirveye taşıyan büyük bir akademik önder olduğunu göstermektedir.

Onun bilimsel çalışmalarının merkezinde yer alan füzyon-fisyon hibrit reaktör sistemleri, bugün hâlâ dünya bilim çevrelerinin üzerinde yoğun biçimde çalıştığı ileri nesil enerji teknolojileridir. Henüz birçok ülkenin teorik düzeyde tartıştığı bu alanlarda, Sümer Hoca onlarca yıl önce matematiksel modeller geliştiriyor, nükleer yakıt çevrimleri üzerine simülasyonlar yapıyor, insanlığın gelecekte karşılaşacağı enerji darboğazlarına çözüm üretmeye çalışıyordu.

Özellikle Toryum üzerine yaptığı çalışmalar, Türkiye açısından hayati derecede stratejik bir öneme sahiptir. Çünkü Türkiye, dünya toryum rezervleri bakımından en zengin ülkelerden biridir. Bugün küresel güçlerin enerji politikalarında yeniden gündeme gelen toryum tabanlı reaktör teknolojileri, aslında Sümer Hocanın yıllar önce dikkat çektiği büyük potansiyelin gecikmiş bir kabulüdür.

Toryum yakıt çevrimi üzerine yaptığı simülasyonlar, CANDU reaktörlerinde kullanılmış nükleer yakıtların yeniden enerjiye dönüştürülmesine yönelik çalışmaları ve aktinit dönüşüm sistemleri üzerine geliştirdiği modeller, yalnızca enerji üretimi değil; aynı zamanda nükleer atık yönetimi açısından da insanlığa önemli perspektifler sunmuştur.

Bugün dünya “sıfır karbon”, “yeşil dönüşüm”, “temiz enerji” kavramlarını yeni yeni konuşurken, Sümer Şahin yıllar önce nükleer enerjinin çevreci ve sürdürülebilir yönünü savunuyordu. Çünkü o, meseleyi ideolojik sloganlarla değil, bilimsel gerçeklikle değerlendiriyordu.

Belki de onu çağının ötesine taşıyan en önemli özelliklerden biri de buydu.

Sümer Hoca yalnızca mevcut teknolojileri kullanan bir bilim insanı olmadı; aynı zamanda yeni hesaplama altyapıları geliştiren öncü bir araştırmacıydı. Dünya çapında kullanılan ANISN ve MCNPX gibi karmaşık nükleer analiz kodları üzerinde çalışırken, APSAI ve kendi adını taşıyan ERDEMLİ yazılım sistemlerini geliştirerek hesaplamalı nükleer fiziğe özgün katkılar sundu.

Burada dikkat çekici olan husus şudur: Türkiye’nin bilgisayar altyapısının son derece sınırlı olduğu yıllarda, o; veri işleyen, radyasyon taşınımı analiz eden, grafik üreten ve nükleer modelleme yapan yazılımlar geliştiriyordu. Yani yalnızca bilim üretmiyor; aynı zamanda bilim üretiminin dijital altyapısını da inşa ediyordu.

Fakat Prof. Dr. Sümer Şahin’in vizyonu yalnızca dünya ile sınırlı değildi. 1978 ve 1982 yıllarında yayımladığı çalışmalarında uzay araçları için güneş enerjili termiyonik jeneratörleri, uzayda nükleer atık bertarafı gibi son derece ileri konuları ele alması, onun düşünce ufkunun ne kadar geniş olduğunu göstermektedir. O günlerde birçok ülke henüz klasik enerji problemleriyle uğraşırken, Sümer Hoca insanlığın uzaydaki enerji sistemlerini düşünüyordu.

İşte büyük bilim insanlarını farklı kılan tam da budur: Onlar bugünü değil, henüz gelmemiş yarınları da inşa ederler.

Uluslararası bilim diplomasisindeki görevleri de onun küresel ölçekteki ağırlığını açık biçimde ortaya koymaktadır. NATO Bilim Komitesi üyeliği, Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası Kalkınma İçin Bilim ve Teknoloji Komitesi Başkan Yardımcılığı ve TÜBİTAK Başkanlığı görevleri; Prof. Dr. Sümer Şahin’in yalnızca laboratuvarlarda çalışan bir akademisyen olmadığını, aynı zamanda bilim politikalarına yön veren stratejik bir devlet aklına sahip olduğunu göstermektedir.

Devlet Planlama Teşkilatı Bilim-Araştırma-Teknoloji Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı sırasında yaptığı çalışmalar ise Türkiye’nin uzun vadeli teknoloji planlamasında önemli izler bırakmıştır. Çünkü o, günü kurtaran değil; geleceği planlayan bir bilim insanıydı.

Bugün dünyanın en saygın enerji dergilerinden biri kabul edilen Energy Conversion and Management dergisinin editörlüğünü uzun yıllardır sürdürmesi, uluslararası akademik çevrelerdeki güvenilirliğinin ve entelektüel ağırlığının en somut göstergelerinden biridir. ICENES 2007 gibi küresel ölçekte ses getiren organizasyonlara liderlik etmesi ise Türkiye’nin bilimsel görünürlüğü açısından tarihî değerdedir.

Ancak bütün bu başarıların ötesinde, Sümer Hocayı büyük yapan asıl şey;  makamlar, unvanlar ya da akademik indeksler değildir. Onu büyük yapan şey, bu ülkeye duyduğu sarsılmaz sevgi ve sadakattir.

Bugün hâlâ gençlerle aynı heyecanla konuşabilen, laboratuvarlardan kopmayan, makale üretmeye devam eden, bilimsel toplantılarda Türkiye’nin geleceği için fikir üreten bir hocadan söz ediyoruz. Saçlarına düşen aklar, yılların yorgunluğu değil; memlekete adanmışlığın şeref nişanlarıdır.

Bir milletin gerçek serveti ne altınıdır ne petrolü ne de yer altı kaynaklarıdır. Bir milletin gerçek serveti; Sümer Şahin gibi ömrünü insanlığın geleceğine adamış büyük ilim insanlarıdır.

Bugün Türkiye’nin savunma sanayiinde, enerji teknolojilerinde, yapay zekâda, uzay çalışmalarında ve milli teknoloji hamlesinde konuşulan her büyük hedefin temelinde; yıllar önce bilim nöbetini sessizce tutan böyle öncü isimlerin emeği vardır.

Çünkü medeniyetler bir günde kurulmaz. Onları; laboratuvar ışıkları altında sabahlayan, ömrünü milletine vakfeden ilim neferleri inşa eder.

Prof. Dr. Sümer Şahin hocamız da işte bu büyük yürüyüşün yaşayan en belirgin hafızalarından biridir.
Sonuç ve Değerlendirme

Prof. Dr. Sümer Şahin’in hayatı ve bilimsel mirası incelendiğinde, karşımıza yalnızca başarılı bir akademisyen değil; aynı zamanda Türkiye’nin bilimsel bağımsızlık yürüyüşüne yön vermiş büyük bir stratejik akıl çıkmaktadır. O, yarım asrı aşan akademik yolculuğu boyunca nükleer enerji, füzyon-fisyon hibrit reaktörleri, toryum yakıt döngüsü, sürdürülebilir enerji sistemleri ve hesaplamalı nükleer fizik alanlarında yaptığı çalışmalarla yalnızca bilimsel literatüre katkı sunmamış; aynı zamanda Türkiye’nin gelecekteki enerji vizyonuna da ışık tutmuştur.

Bugün dünya enerji krizleri, küresel ısınma, karbon emisyonları, fosil yakıt bağımlılığı ve jeopolitik enerji savaşlarıyla mücadele ederken, Prof. Dr. Sümer Şahin’in onlarca yıl önce ortaya koyduğu “temiz, sürdürülebilir ve bağımsız nükleer enerji” yaklaşımının ne kadar ileri görüşlü olduğu daha net anlaşılmaktadır. Özellikle toryum temelli enerji sistemleri üzerine yaptığı çalışmalar, Türkiye açısından yalnızca teknik bir araştırma alanı değil; aynı zamanda ekonomik bağımsızlık, stratejik güvenlik ve milli kalkınma perspektifi açısından tarihî bir öneme sahiptir.

Prof. Dr. Sümer Şahin’in bilimsel yaklaşımındaki en dikkat çekici unsur, teorik bilgiyi yalnızca akademik yayınlarla sınırlı tutmaması; bu bilgiyi devlet politikaları, teknoloji planlaması ve insan kaynağı yetiştirme süreçleriyle bütünleştirebilmesidir. TÜBİTAK Başkanlığı, NATO Bilim Komitesi üyeliği, Birleşmiş Milletler bünyesindeki görevleri ve Devlet Planlama Teşkilatı’ndaki stratejik çalışmaları, onun yalnızca laboratuvarlara kapanmış bir bilim insanı olmadığını; aksine bilimi devlet aklıyla buluşturan büyük bir vizyon sahibi olduğunu göstermektedir.

Aynı zamanda Prof. Dr. Sümer Şahin’in yetiştirdiği öğrenciler, yönettiği akademik çalışmalar ve uluslararası düzeyde yürüttüğü editörlük faaliyetleri düşünüldüğünde, geride bıraktığı en büyük mirasın yalnızca makaleler ya da projeler olmadığı açıkça görülmektedir. Onun asıl mirası; sorgulayan, araştıran, üretken, milli değerlere bağlı ve evrensel ölçekte düşünebilen bilim insanları yetiştirmiş olmasıdır. Çünkü gerçek bilim insanları yalnız kendi dönemlerini değil, kendilerinden sonraki nesilleri de inşa ederler.

Bugün Türkiye’nin savunma sanayiinde, enerji teknolojilerinde, yapay zekâ çalışmalarında, uzay araştırmalarında ve yerli teknoloji hamlelerinde ortaya koyduğu yükselişin arka planında; yıllar boyunca sessizce çalışan, laboratuvar ışıkları altında ömrünü milletine adayan öncü bilim insanlarının emeği bulunmaktadır. Prof. Dr. Sümer Şahin de bu öncü kuşağın en seçkin temsilcilerinden biridir.

Onun bilim anlayışı; yalnızca teknik başarıya değil, insanlığın ortak geleceğine hizmet eden etik bir sorumluluk bilincine dayanmaktadır. Nükleer enerjiyi savaşın değil barışın, yıkımın değil kalkınmanın, bağımlılığın değil özgürlüğün aracı olarak gören yaklaşımı, bugün dünya için her zamankinden daha kıymetlidir.

Netice itibarıyla Prof. Dr. Sümer Şahin; Osmaniye’den başlayıp dünyanın en saygın bilim merkezlerine uzanan hayat hikâyesiyle, Türkiye’nin ilim ve teknoloji tarihinde silinmeyecek izler bırakmış yaşayan bir bilim çınarıdır. O, yalnızca geçmişin başarılarıyla değil; hâlen sürdürdüğü üretkenliği, yetiştirdiği öğrencileri ve ortaya koyduğu fikirlerle geleceğe de yön vermeye devam etmektedir.

Bir milletin gerçek gücü, sahip olduğu doğal kaynaklardan önce yetiştirdiği bilim insanlarında saklıdır. Prof. Dr. Sümer Şahin gibi isimler ise yalnızca bir üniversitenin, bir disiplinin ya da bir dönemin değil; doğrudan doğruya milletin ortak hafızasının ve bilimsel vicdanının temsilcileridir.

Bu vesileyle; ömrünü ilme, teknolojiye, insanlığa ve Türkiye’nin bilimsel bağımsızlık idealine adayan Prof. Dr. Sümer Şahin hocamıza sağlık, huzur ve bereket dolu uzun bir ömür diliyor; kendisini saygı, minnet ve şükranla selamlıyoruz.
İyi ki varsınız Sümer Hocam
İyi ki bu toprakların ilim sancağını yalnız Türkiye’de değil, dünyanın en güçlü bilim merkezlerinde de gururla taşıdınız.

Ve iyi ki ardınızda; yalnız makaleler, projeler ve teoriler değil, aynı zamanda karakteriyle örnek olan bir “Erdemli bilim mirası” bıraktınız.

Şükranla, hürmetle ve derin bir minnetle…

Prof. Dr. Ayhan ERDEM-Köşe Yazarı                                                         
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP – 
www.gazeteankara.com.tr 
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)