Ortak geleceğin yeni zemini: Toplumsal sözleşme yalnızca hukuk metni değil, yaşayan bir mutabakattır
Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi, Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Kurucusu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Dr. Oğuz Poyrazoğlu, “Geleceği İnşa” yazı dizisinin on birinci bölümünde toplumsal sözleşme kavramını hukuk, adalet, güven, aidiyet, kuşaklar arası sorumluluk ve ortak gelecek ekseninde değerlendirdi. Poyrazoğlu, toplumsal sözleşmenin yalnızca anayasal ve hukuki bir metin olarak görülmemesi; toplumun farklı kesimlerini ortak sorumluluk etrafında buluşturan yaşayan bir mutabakat zemini olarak ele alınması gerektiğini belirtti.
Ankara – GA Dijital Haber Merkezi / Türkiye Haberleri- Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi, Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Kurucusu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Dr. Oğuz Poyrazoğlu’nun kaleme aldığı “Geleceği İnşa – Düşünceden Politikaya, Analizden Uygulamaya / Yazı No: 11 – Ortak Gelecek: Toplumsal Sözleşme Yeniden Yazılabilir mi?” başlıklı yazısı yayımlandı.
Toplumsal sözleşme kavramını anayasal düzenlemelerin ötesine taşıyan Poyrazoğlu; hukuk düzeni, kamu yönetimi, eğitim sistemi, ekonomik yapı, sivil toplum, yerel demokrasi, dijital dönüşüm ve yurttaşlık kültürü arasında bütüncül bir bağ kurulması gerektiğine dikkat çekti.
Yazıda, günümüz toplumlarının karşı karşıya bulunduğu göç, iklim krizi, dijitalleşme, yapay zekâ, gelir eşitsizliği, kuşaklar arası gerilim, kültürel kutuplaşma, yalnızlaşma, güven kaybı ve küresel belirsizliklerin toplumsal sözleşme tartışmasını yeniden gündeme taşıdığı ifade edildi.
Toplumsal sözleşme “yaşayan mutabakat” olarak ele alındı
Poyrazoğlu’nun değerlendirmesinde toplumsal sözleşme; devlet ile birey arasındaki hukuki ilişkinin yanında, farklı toplumsal kesimlerin aynı ülkenin geleceğine ilişkin ortak sorumluluk geliştirebilmesi olarak tanımlandı.
Toplumun temel haklar, adalet, özgürlük, sorumluluk ve insan onuru etrafında buluşabilmesinin önemine işaret edilen yazıda, farklılıkların bir çatışma kaynağı değil, hukuk ve ortak akıl içerisinde yönetilmesi gereken toplumsal gerçeklikler olduğu belirtildi.
Bir ülkede anayasal ve hukuki kurumların bulunmasının tek başına güçlü bir toplumsal sözleşme oluşturmayacağı vurgulandı. Yurttaşların kendilerini eşit, onurlu ve güvenli bireyler olarak hissetmesi; karar süreçlerine katılabilmesi ve geleceğe ilişkin umut taşıması da yaşayan mutabakatın temel unsurları arasında gösterildi.
Poyrazoğlu, bu çerçevede toplumsal sözleşmenin donmuş bir belge olmadığını, her kuşağın ihtiyaçları, beklentileri ve karşılaştığı krizler karşısında yeniden yorumlanması gerektiğini ifade etti.
Güncel sorunların merkezinde “birlikte yaşama” meselesi bulunuyor
Yazıda, 21. yüzyılın toplumlara yalnızca teknolojik ve ekonomik sorular yöneltmediği; asıl meselenin farklılıklarla birlikte nasıl yaşanacağı olduğu kaydedildi.
Göç hareketlerinden iklim krizine, yapay zekâdan gelir eşitsizliğine, dijitalleşmeden kültürel kutuplaşmaya kadar genişleyen güncel sorunların yalnızca teknik düzenlemelerle çözülemeyeceği belirtildi. Bu gelişmelerin toplumsal güveni, yurttaşlık kültürünü, kamu politikalarını ve gelecek kuşaklara karşı sorumlulukları birlikte ilgilendirdiğine dikkat çekildi.
Birleşmiş Milletleri’nin Our Common Agenda raporundaki yenilenmiş dayanışma, insan haklarına dayalı yeni bir toplumsal sözleşme, gelecek kuşaklara karşı sorumluluk ve küresel ortak varlıkların adil yönetilmesi yaklaşımına yer verilen yazıda, ortak gelecek meselesinin ulusal olduğu kadar küresel bir yönetişim sorunu hâline geldiği ifade edildi.
Güven, toplumsal sözleşmenin görünmeyen harcı
Poyrazoğlu’nun değerlendirmesinde güven, toplumsal sözleşmenin taşıyıcı unsurlarından biri olarak öne çıktı. Vatandaşın devlete, devletin vatandaşa ve farklı toplum kesimlerinin birbirine güvenmediği bir ortamda, hiçbir hukuki metnin tek başına yeterli olmayacağı belirtildi.
OECD’nin Kamu Kurumlarına Güven Araştırması 2024 çalışmasına atıfta bulunulan yazıda; kamu kurumlarına duyulan güvenin hizmet kalitesinin yanı sıra kamu yararı, hesap verebilirlik, dürüstlük, açıklık ve yurttaşa karar süreçlerinde ses ve etki alanı açılmasıyla ilişkili olduğu aktarıldı.
Poyrazoğlu’na göre toplumsal sözleşme, yurttaşın emeğinin, fikrinin, hakkının, kimliğinin ve geleceğinin ortak düzen içerisinde karşılık bulduğuna inanmasıyla güçleniyor. Karar süreçlerinin dışında bırakılma, ekonomik fırsatlara erişememe ve adalet duygusunun aşınması ise ortak gelecek düşüncesini zayıflatıyor.
Aidiyetin temelinde adalet bulunuyor
Yazıda aidiyet duygusunun yalnızca semboller ve söylemler üzerinden oluşturulamayacağı, kalıcı aidiyetin adaletle güçleneceği görüşü savunuldu.
Gençlerin emekleriyle yükselebileceklerine inanması, ailelerin çocuklarının nitelikli eğitime erişebileceğini düşünmesi, çalışanların emeklerinin karşılığını alması ve farklı toplumsal kesimlerin kendilerini hukuk güvencesi altında hissetmesi, aidiyeti güçlendiren başlıca unsurlar arasında sıralandı.
Aidiyetin tek tiplik anlamına gelmediğini belirten Poyrazoğlu, farklılıkların ortak hukuk, ortak ahlak ve ortak gelecek içerisinde kendilerine yer bulabilmesinin önemini vurguladı. Ortak geleceğin herkesin aynı düşünmesiyle değil, farklı düşünenlerin aynı ülkenin iyiliği için sorumluluk alabilmesiyle kurulabileceğini ifade etti.
Kuşaklar arası adalet kamu politikalarının merkezinde olmalı
Çalışmanın öne çıkan başlıklarından birini kuşaklar arası adalet oluşturdu. Bugün alınan çevre, eğitim, şehirleşme, doğal kaynak kullanımı, teknoloji, ekonomi, sosyal güvenlik, kamu harcamaları ve borçlanma kararlarının gelecek kuşakların yaşamını da belirlediği kaydedildi.
Poyrazoğlu, bugünün imkânlarını kullanırken yarının haklarını yok sayan bir kalkınma anlayışının sürdürülebilir olamayacağını belirtti. Gelecek kuşaklara yaşanabilir şehirler, temiz bir çevre, güçlü kurumlar, adil bir ekonomi, nitelikli eğitim ve güvenilir bir hukuk düzeni bırakmanın toplumsal sözleşmenin ahlaki boyutunu oluşturduğunu ifade etti.
UNESCO’nun Reimagining Our Futures Together: A New Social Contract for Education yaklaşımına da yer verilen yazıda; iş birliği, dayanışma ve ortak sorumluluğa dayalı yeni bir eğitim sözleşmesi ihtiyacının yalnızca eğitim alanıyla sınırlı olmadığı, bütün kamu politikaları açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Ortak akıl, göstermelik olmayan katılım gerektiriyor
Toplumsal sözleşmenin devletin tek yönlü iradesiyle yenilenemeyeceğini kaydeden Poyrazoğlu; devletin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek odalarının, sendikaların, gençlerin, kadınların, yaşlıların, engelli bireylerin, girişimcilerin, üreticilerin, sanatçıların ve bilim insanlarının ortak gelecek sürecine katılması gerektiğini belirtti.
Yurttaş meclisleri, kent konseyleri, katılımcı bütçeler, dijital katılım platformları, gençlik konseyleri, üniversite-STK iş birlikleri ve yerel ortak akıl masaları, toplumsal katılımı güçlendirebilecek mekanizmalar arasında gösterildi.
Ancak yalnızca bu yapıların kurulmasının yeterli olmayacağına dikkat çekildi. Katılımın göstermelik kalması, yurttaşların dinlenmemesi ve görüşlerin karar süreçlerine yansıtılmaması hâlinde bu mekanizmaların güven üretemeyeceği vurgulandı.
Çoğulculuk ile ortak değerler arasında denge çağrısı
Poyrazoğlu’nun yazısında çoğulculuk, ortak geleceğin önündeki bir engel olarak değil, hukuk içerisinde yönetilmesi gereken toplumsal zenginlik olarak değerlendirildi.
Farklı siyasi tercihlerin, inançların, yaşam tarzlarının, kültürel aidiyetlerin ve gelecek tasavvurlarının demokratik toplumun doğal unsurları olduğu belirtilerek, toplumsal sözleşmenin bu farklılıkları ortadan kaldırmayı değil; herkesin onurunu, hakkını, güvenliğini ve katılımını koruyacak ortak zemini kurmayı amaçlaması gerektiği ifade edildi.
Adalet, özgürlük, hukuk devleti, insan onuru, kamu yararı, fırsat eşitliği, sorumluluk ve çoğulculuk, söz konusu ortak zeminin başlıca ilkeleri olarak sıralandı.
Yapay zekâ çağında insan merkezli kalkınma
Yazıda toplumsal sözleşmenin yenilenmesi ile kalkınma anlayışı arasında doğrudan ilişki kuruldu. Kalkınmanın yalnızca ekonomik büyüme, altyapı yatırımları ve teknolojik ilerleme üzerinden değerlendirilemeyeceği; insanın imkânlarının genişletilmesi, özgürlüklerinin güvence altına alınması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesinin de dikkate alınması gerektiği belirtildi.
UNDP’nin Human Development Report 2025 çalışmasına atıfta bulunan Poyrazoğlu, yapay zekâ çağında insanın tercih, kapasite ve imkânlarının nasıl şekilleneceğinin temel bir politika konusu hâline geldiğini ifade etti.
Dijitalleşmenin kapsayıcı olmaması, eğitimin toplumsal hareketliliği desteklememesi, büyümenin insanı güçlendirmemesi ve kamu yönetiminin yurttaş katılımını önemsememesi durumunda ortak gelecek düşüncesinin zayıflayacağı kaydedildi.
Türkiye için güven, adalet ve katılım eksenli mutabakat önerisi
Türkiye’nin tarihsel birikimi, devlet geleneği, toplumsal dayanışma kültürü, genç nüfusu, aile yapısı, eğitim kapasitesi, girişimcilik potansiyeli, yerel yönetim ağı, üniversiteleri ve sivil toplum imkânları, ortak gelecek inşasının önemli kaynakları olarak değerlendirildi.
Bununla birlikte söz konusu imkânların güçlü bir toplumsal sözleşmeye dönüşebilmesi için güven, adalet ve katılım ekseninde yeni bir mutabakat zemini kurulması gerektiği belirtildi.
Poyrazoğlu, bu sürecin tek bir kurumun, siyasi partinin, yönetimin veya toplumsal grubun sorumluluğunda görülemeyeceğini; devletin güven üretmesinden hukukun adalet duygusunu güçlendirmesine, eğitimin insan yetiştirme işlevinden ekonominin refahı paylaşmasına kadar bütün alanların ortak akıl çerçevesinde ele alınması gerektiğini ifade etti.
Türkiye için öngörülen mutabakatın geçmişle çatışmak yerine geçmişten öğrenen; köklü fakat ufku açık; millî değerleri korurken evrensel değerlerle konuşabilen; devleti güçlü, vatandaşı özgür; ekonomisi üretken, refahı adil bir gelecek anlayışına dayanması gerektiği kaydedildi.
Politika yapıcılara ve toplumsal kesimlere beş öneri
Poyrazoğlu, ortak gelecek ve toplumsal mutabakat zemininin güçlendirilmesi amacıyla kamuoyunun ve politika yapıcıların değerlendirmesine beş öneri sundu:
- Ulusal Ortak Gelecek Diyalogları başlatılmalı: Gençler, kadınlar, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları, yerel yönetimler, üreticiler, çalışanlar ve farklı toplum kesimleri düzenli diyalog platformlarında buluşturulmalı.
- Kuşaklar Arası Adalet Çerçevesi hazırlanmalı: Eğitim, çevre, şehirleşme, kamu borcu, dijitalleşme, sosyal güvenlik ve ekonomik dönüşüm politikalarında gelecek kuşakların hakları dikkate alınmalı.
- Yerel Ortak Akıl Meclisleri güçlendirilmeli: Kent konseyleri, mahalle yapıları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve yerel ekonomik aktörler düzenli veri, rapor, öneri ve geri bildirim mekanizmalarıyla ortak gelecek gündemine katkıda bulunmalı.
- Toplumsal Güven ve Aidiyet Göstergeleri geliştirilmeli: Kurumlara güven, adalet algısı, yerel aidiyet, gençlerin gelecek beklentisi, katılım düzeyi ve sosyal uyum kapasitesi düzenli olarak ölçülerek kamu politikalarına yansıtılmalı.
- Ortak Gelecek Eğitim Programları yaygınlaştırılmalı: Okullarda, üniversitelerde, belediyelerde ve sivil toplum kuruluşlarında yurttaşlık, etik sorumluluk, çevre bilinci, dijital yurttaşlık, gönüllülük, demokratik katılım ve ortak yaşam kültürü güçlendirilmeli.
“Ortak gelecek her kuşağın yeniden kurduğu emanettir”
Poyrazoğlu, toplumsal sözleşmenin yalnızca hukuk metni veya siyasal teori olmadığını; birlikte yaşama, üretme, adalet arama ve gelecek kurma iradesini ifade ettiğini belirtti.
Toplumsal sözleşmenin kâğıt üzerinde değil; kurumlarda, zihinlerde, toplumsal ilişkilerde, eğitimde, ekonomide, şehirlerde, dijital dünyada ve yurttaşlık ahlakında yeniden kurulabileceğini kaydeden Poyrazoğlu, ortak geleceği “her kuşağın adaletle, emekle, sorumlulukla ve ortak akılla yeniden kurduğu en büyük emanet” olarak tanımladı.
Yararlanılan Temel Kaynaklar
Bu yazıda; Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Our Common Agenda raporu, UNESCO’nun Reimagining Our Futures Together: A New Social Contract for Education yaklaşımı, OECD’nin Kamu Kurumlarına Güven Araştırması 2024, UNDP’nin Human Development Report 2025 çalışması ve Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları çerçevesi esas alınmıştır.
YORUM YAP