Türkiye’de Sessiz Salgın: Stres Hayatın Her Alanını Kuşattı
Modern yaşamın görünmeyen yükü artık yalnızca bireyleri değil; iş yerlerini, aile yaşamını ve toplumun genel ruh halini de etkiliyor. Uzmanlara göre stres, kontrol edilmediğinde ekonomik kayıplardan psikolojik çöküşe kadar uzanan ciddi sonuçlar doğuruyor.
ANKARA- Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Haber Merkezi / Sağlık Haberleri- Eskiden yalnızca yoğun dönemlerin geçici bir duygusu olarak görülen stres, artık çağın en büyük toplumsal sorunlarından biri olarak değerlendiriliyor. Özellikle dijitalleşmenin hız kazandığı, ekonomik belirsizliklerin arttığı ve iş yaşamının sınırlarının silikleştiği günümüzde bireyler sürekli “alarm halinde” yaşamaya başladı.
Harvard Business Review Türkiye’de yayımlanan çok sayıda araştırma ve uzman görüşü, stresin artık yalnızca bireysel bir ruh sağlığı problemi değil; aynı zamanda kurumsal verimlilik, toplumsal huzur ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da kritik bir mesele olduğunu ortaya koyuyor.
“Stres Artık Geçici Bir Duygu Değil”
Uzmanlara göre modern insanın en büyük sorunu, stresin geçici olmaktan çıkıp kronik hale gelmesi.
Klinik psikolog Jenny Taitz, insanların yaşadığı olaylardan çok, olayları zihninde tekrar tekrar yaşamasının stresi büyüttüğünü vurguluyor. Özellikle aşırı düşünme, kaygıyı sürekli canlı tutarak akut stresi kronik strese dönüştürüyor.
Prof. Dr. Murat Aksoy ise kronik stresin yalnızca psikolojik değil, fiziksel sonuçlar da doğurduğunu belirtiyor. Uzun süre yüksek seyreden stres hormonlarının; yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, uykusuzluk, obezite ve bağışıklık sistemi sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekiyor.
Uzmanlara göre insan bedeni kısa süreli tehditlere karşı güçlü bir savunma mekanizmasına sahip. Ancak modern yaşamda bu sistem sürekli aktif kaldığında beden ve zihin alarm durumundan çıkamıyor.
İş Yerleri Sessiz Bir Krizin İçinde
Araştırmalar, iş yaşamının artık stresin merkez üssü haline geldiğini gösteriyor.
Gallup Küresel İşyeri 2023 raporuna göre Türkiye, çalışanların günlük stres ve öfke yaşama oranında dünyanın en yüksek seviyelerine sahip ülkeleri arasında yer alıyor. Çalışanların yüzde 68’i günlük stres yaşadığını belirtirken, yüzde 48’i yoğun öfke hissi yaşadığını ifade ediyor.
Michael Page tarafından yapılan araştırmada ise çalışanların yaklaşık yarısı işini stresli bulduğunu söylerken, önemli bir kısmı daha düşük maaşa rağmen daha az stresli işlerde çalışmayı tercih edebileceğini belirtiyor.
Uzmanlara göre bunun temel nedenleri arasında:
- aşırı iş yükü,
- takdir eksikliği,
- iş-özel yaşam dengesinin kaybolması,
- sürekli erişilebilir olma baskısı bulunuyor.
Araştırmacılar son yıllarda “mikro stres” adı verilen yeni bir kavrama da dikkat çekiyor. Günlük yaşamda önemsiz gibi görünen küçük gerilimlerin zaman içinde birikerek büyük bir tükenmişliğe dönüştüğü ifade ediliyor.
Olumlu Stres Mümkün mü?
Uzmanlara göre stres her zaman kötü değil.
Harvard Business Review Türkiye’de yayımlanan değerlendirmelerde, “eustress” olarak adlandırılan olumlu stresin bireyi motive eden bir güç olabileceği belirtiliyor.
Araştırmalar; yönetilebilir seviyedeki stresin:
- performansı artırdığını,
- yaratıcılığı tetiklediğini,
- hızlı karar alma becerisini geliştirdiğini,
- bireyi hedeflerine yaklaştırdığını gösteriyor.
Stres kavramını bilim dünyasına kazandıran Hans Selye de stresin tamamen yok edilmesi gereken bir durum değil, yönetilmesi gereken bir enerji olduğunu savunuyordu.
Uzmanlara göre sorun stresin varlığı değil; kontrol edilemeyen, sürekli hale gelen baskı ortamı.
Toplumun Yeni Gerçeği: Sürekli Yorgunluk
Araştırmalar özellikle beyaz yakalı çalışanlarda ciddi bir tükenmişlik dalgası yaşandığını ortaya koyuyor.
Lego Group’un 33 ülkede gerçekleştirdiği araştırmaya göre Türkiye, iş-özel hayat dengesi konusunda en fazla zorlanan ülkeler arasında yer alıyor. Katılımcıların büyük bölümü mesai dışında dahi e-postalarını kontrol ettiğini söylüyor.
Araştırmada dikkat çeken bir diğer sonuç ise gençler ve kadınların stres seviyelerinin daha yüksek olması.
Sürekli bağlantıda kalma zorunluluğu, haber akışı, ekonomik baskılar ve sosyal medya etkisi bireylerin zihinsel olarak dinlenmesini zorlaştırıyor.
Uzmanlara göre insanların yeniden oyun, mizah ve sosyal bağlara yönelmesi de bu nedenle tesadüf değil. Araştırmalar, oyun oynamanın ve sosyal etkileşimlerin stres seviyesini azaltabildiğini ortaya koyuyor.
Kuruluşlar İçin Yeni Yönetim Alanı: Psikolojik Dayanıklılık
Araştırmalar artık şirketlerin yalnızca performansı değil, çalışan psikolojisini de yönetmek zorunda olduğunu gösteriyor.
Uzmanlara göre çalışan bağlılığı ve verimlilik için:
- şeffaf iletişim,
- düzenli geri bildirim,
- takdir kültürü,
- esnek çalışma modelleri,
- psikolojik güven ortamı kritik önem taşıyor.
Mizahın bile iş yerindeki gerilimi azaltan önemli bir araç olduğu belirtiliyor. Liderlerin daha samimi ve insani iletişim kurmasının çalışanların stres seviyelerini düşürdüğü ifade ediliyor.
Mikro stres üzerine yapılan araştırmalar ise güçlü sosyal bağların ve “dayanıklılık ağlarının” tükenmişlikle mücadelede belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.
Sonuç: Sorun Stresin Kendisi Değil, Yönetilememesi
Uzmanlara göre stressiz bir yaşam mümkün görünmüyor. Ancak yönetilebilir stres, bireyin gelişimini destekleyen güçlü bir motivasyon kaynağına dönüşebiliyor.
Bugün artık stres yalnızca psikoloji uzmanlarının değil; yöneticilerin, eğitimcilerin, ekonomistlerin ve kamu politikalarının da gündeminde.
Çünkü modern çağın en büyük sorusu artık şu:
“İnsanlar nasıl daha fazla çalışır?” değil,
“İnsanlar tükenmeden nasıl yaşayabilir?”
Haber: Gazete Ankara Dijital Haber Merkezi
YORUM YAP