BAHÇELİ’DEN NATO, HÜRMÜZ VE 15 TEMMUZ MESAJLARI
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, NATO Ankara Zirvesi’nin Türkiye’nin stratejik ağırlığını ortaya koyduğunu belirterek Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin diplomasiyle durdurulmasını istedi. Bahçeli, 15 Temmuz’un 10. yılında ise FETÖ ile mücadelenin sona ermiş bir mesele olarak görülemeyeceğini vurguladı.
ANKARA – GA Dijital Haber Portalı Haber Merkezi / Politika Haberleri- Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısı’nda NATO Ankara Zirvesi, Türkiye’nin savunma sanayisindeki yükselişi, ABD-İran gerilimi, Hürmüz Boğazı, Avrupa Birliği süreci ve 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nün 10. yıl dönümüne ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Bahçeli, Ankara’nın Millî Mücadele’nin karargâhı olmasının yanı sıra bugün küresel güvenlik ve diplomasi tartışmalarına yön veren stratejik bir merkez hâline geldiğini söyledi.
NATO Ankara Zirvesi’nin sıradan bir diplomasi faaliyeti olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Bahçeli, zirvede ittifakın 70 yılı aşan geçmişinin, yeni güvenlik tehditlerinin, savunma üretiminin, müttefikler arasındaki yük paylaşımının ve bölgesel krizlerin ele alındığını ifade etti.
“Ankara Küresel Siyasetin Rotasını Çizen Pusuladır”
Ankara’nın tarihî ve siyasi anlamına dikkat çeken Bahçeli, kentin Millî Mücadele yıllarında bağımsızlık iradesinin merkezi olduğunu, bugün ise dünya liderlerini ağırlayan ve küresel siyasetin yönünü etkileyen bir başkent konumuna ulaştığını belirtti.
Bahçeli, NATO Zirvesi’nde Ukrayna’ya yönelik askerî desteğin geleceğinden savunma sanayisinde ortak üretime, müttefik ülkeler arasındaki ambargo ve lisans kısıtlamalarından İran’ın nükleer programına, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğinden Suriye, Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan başlıklarına kadar geniş bir gündemin ele alındığını söyledi.
Müttefikliğin yalnızca zirve toplantılarında verilen görüntülerden ve kriz dönemlerinde yapılan açıklamalardan ibaret olmadığını vurgulayan Bahçeli, gerçek müttefikliğin hakkaniyet, samimiyet, üretim, paylaşım ve dayanışma esasları üzerine kurulması gerektiğini ifade etti.
“Türkiye Yeni Dönemin Kurucu Aktörlerinden Biri”
Türkiye’nin NATO’daki konumunun yalnızca coğrafi özellikleriyle açıklanamayacağını belirten Bahçeli, ülkenin tarihî birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve millî gücüyle ittifakın yeni dönemindeki kurucu aktörlerden biri hâline geldiğini savundu.
Bahçeli, yeni güvenlik çağında savunma bütçelerinin büyüklüğünden çok, bu kaynakların üretime, askerî kapasiteye ve caydırıcılığa dönüştürülmesinin önem taşıdığını söyledi.
NATO’nun önündeki temel meselenin adaletli yük paylaşımı olduğunu ifade eden Bahçeli, savunma sanayisinin belirli ülkelerin imtiyazlı alanı olarak görülmemesi gerektiğini belirtti.
Bahçeli, müttefik ülkeler arasındaki örtülü ambargoların, lisans kısıtlamalarının, siyasi blokajların ve tedarik engellerinin ittifak hukukuyla bağdaşmadığını kaydetti.
CAATSA ve F-35 İçin Hakkaniyet Çağrısı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın savunma sanayisine yönelik kısıtlamaların kaldırılması çağrısına değinen Bahçeli, CAATSA yaptırımlarının sona erdirilmesi ve F-35 sürecinin yeniden ele alınması yönündeki iradeyi önemli bulduğunu söyledi.
Türkiye’nin sahadaki askerî katkıları kabul edilirken savunma kapasitesinin siyasi hesapların konusu yapılmasının NATO içerisindeki güveni aşındırdığını belirten Bahçeli, bundan sonra Türkiye lehine atılacak adımların bir lütuf olarak görülemeyeceğini ifade etti.
Bahçeli, söz konusu adımların Türkiye’ye yönelik geçmişteki haksız uygulamaların giderilmesi ve ittifak hukukunun yeniden tesis edilmesi anlamına geleceğini söyledi.
Savunma Sanayisinde Yerli Üretim Vurgusu
Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterindeki yerli ve millî üretim oranının yüzde 80’i aştığını belirten Bahçeli, Türkiye’nin savunma sanayisindeki gelişiminin uzun yıllar boyunca karşı karşıya kaldığı ambargo ve kısıtlamalara verilen stratejik bir cevap olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin bu seviyeye kolay ulaşmadığını kaydeden Bahçeli; Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasındaki ambargoların, terörle mücadele dönemindeki kısıtlamaların, F-35 sürecinde yaşanan gelişmelerin ve CAATSA yaptırımlarının Türkiye’yi kendi teknolojisini ve savunma sistemlerini üretmeye yönelttiğini söyledi.
Bahçeli, Türkiye’nin kendi kaynaklarına yönelerek savunma alanındaki dışa bağımlılığı önemli ölçüde azalttığını savundu.
İMECE’den KAAN’a Millî Savunma Envanteri
Yeni güvenlik anlayışında uzay, veri ve istihbarat kapasitesinin savunmanın ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini belirten Bahçeli, Türkiye’nin yerli ve millî gözlem uydusu İMECE’nin NATO’nun uzay kapasitesi içerisinde gündeme gelmesini önemli bir gelişme olarak değerlendirdi.
Bahçeli; KAAN millî muharip uçağı, KIZILELMA insansız savaş uçağı, AKINCI ve AKSUNGUR insansız hava araçları, TCG Anadolu, MİLGEM gemileri, ALTAY tankı, Tayfun ve Bora füzeleri ile SİPER ve HİSAR hava savunma sistemlerini Türkiye’nin savunma sanayisinde ulaştığı seviyenin göstergeleri arasında sıraladı.
Türkiye’nin savunmayı artık yalnızca kara, deniz ve hava sahalarında değil, uzay ve istihbarat boyutlarıyla birlikte değerlendirdiğini belirten Bahçeli, bu gelişimin Türk mühendislerinin, işçilerinin ve savunma sanayisi çalışanlarının ortak emeğinin sonucu olduğunu söyledi.
“Mutabakat Bir Şahsın Değil, Devletlerin Taahhüdüdür”
Bahçeli’nin konuşmasında öne çıkan bir diğer başlık, ABD ile İran arasındaki mutabakatın bozulmasının ardından Hürmüz Boğazı’nda yükselen gerilim oldu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın mutabakat sürecinin kendisi açısından sona erdiğine ilişkin açıklamasını eleştiren Bahçeli, uluslararası mutabakatların kişisel siyasi kararlarla geçersiz hâle getirilemeyeceğini belirtti.
Bahçeli, “Mutabakat bir şahsın değil, devletlerin taahhüdüdür.” diyerek devletler arasındaki ilişkilerin ahde vefa, güven ve öngörülebilirlik ilkeleriyle yürütülmesi gerektiğini söyledi.
İran’ın mutabakatın tarafı olduğu bir dönemde saldırıya uğradığını savunan Bahçeli, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması yönündeki gelişmelerin daha önce yaşanan askerî müdahalelerden bağımsız biçimde değerlendirilemeyeceğini ifade etti.
Hürmüz İçin Saldırıların Durdurulması Çağrısı
Hürmüz Boğazı’nın dünya ekonomisi, enerji arzı ve deniz ticareti açısından stratejik bir geçiş noktası olduğunu belirten Bahçeli, bölgede yaşanacak her kesintinin küresel ölçekte sonuç doğuracağını söyledi.
Petrol ve doğal gaz taşımacılığında meydana gelecek aksaklıkların üretim maliyetlerinden ulaşım giderlerine, gıda fiyatlarından vatandaşların günlük yaşamına kadar geniş bir alanda etkili olacağını ifade eden Bahçeli, gerilimin askerî yöntemlerle çözülemeyeceğini vurguladı.
Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:
“Müzakere masasının hükmü korunup askerî yöntemlere müracaat edilmeseydi bugün Hürmüz Boğazı’nın kapanmasını değil, nihai anlaşmanın hangi esaslar üzerinde yükseleceğini konuşuyor olacaktık.”
Bahçeli, öncelikle saldırıların durdurulmasını, ihlal edilen mutabakat hükümlerinin yeniden işler hâle getirilmesini ve tarafların karşılıklı yükümlülüklerine uymasını istedi.
ABD’nin askerî müdahalenin diplomasiyle bağdaşmayan sonuçlarını görerek verdiği taahhütlere dönmesi gerektiğini belirten Bahçeli, İran’ın da Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin güvenli biçimde yeniden yürütülmesini sağlaması çağrısında bulundu.
“Savaşın Kazananı Olmaz”
Hürmüz Boğazı’nda tırmanan gerilimin daha büyük bir bölgesel çatışmaya dönüşmeden durdurulması gerektiğini belirten Bahçeli, Türkiye’nin barıştan yana tutumunu kararlılıkla sürdürmesi gerektiğini söyledi.
Türkiye’nin bölgesel istikrarın korunmasında üzerine düşen diplomatik sorumluluğu yerine getirmesi gerektiğini ifade eden Bahçeli, “Savaşın kazananı olmadığı gibi, verilen söze sadakatin kaybedeni de olmayacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye-AB Süreci Yeniden Ele Alınmalı
Bahçeli, NATO Ankara Zirvesi’nin ardından Avrupa başkentleri ile Brüksel’de gündeme gelmesi gereken önemli konulardan birinin Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik süreci olduğunu söyledi.
Avrupa’nın enerji arz güvenliği, düzensiz göç, savunma kapasitesi, demografik daralma, tedarik zincirleri ve ekonomik rekabet gibi çok sayıda sorunla karşı karşıya olduğunu belirten Bahçeli, bu sorunların eski siyasi yaklaşımlarla yönetilemeyeceğini ifade etti.
Türkiye’nin Ukrayna’dan Karadeniz’e, Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Doğu Akdeniz’den Orta Doğu’ya kadar uzanan geniş coğrafyada stratejik bir konuma sahip olduğunu kaydeden Bahçeli, Türkiye’nin bulunmadığı hiçbir güvenlik denkleminin kalıcı olamayacağını savundu.
Türkiye’nin hesaba katılmadığı enerji koridorlarının sürdürülebilir, Türkiye’nin dışarıda bırakıldığı bölgesel istikrar projelerinin ise başarılı olamayacağını söyledi.
“Türkiye’nin Yeri Avrupa’nın Bekleme Salonu Değildir”
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecinin teknik kriterlerden çok siyasi ön yargılarla değerlendirildiğini savunan Bahçeli, açılması gereken müzakere fasıllarının engellendiğini, verilen sözlerin tutulmadığını ve Türkiye’nin haklı beklentilerinin ertelendiğini belirtti.
Bahçeli, bu yaklaşımın yalnızca Türkiye’ye değil, Avrupa’nın stratejik geleceğine de zarar verdiğini söyledi.
Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, vize serbestisi sürecinin tamamlanması ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemli olduğunu kaydeden Bahçeli, Avrupa’nın Türkiye’yi yalnızca kriz dönemlerinde hatırlanan bir ülke olarak görme alışkanlığından vazgeçmesi gerektiğini ifade etti.
Bahçeli, “Türkiye’nin yeri Avrupa’nın bekleme salonu değildir. Türkiye’nin yeri, stratejik kararların şekillendiği masalarda hak ettiği ağırlıkla bulunmaktır.” dedi.
Miçotakis’in Açıklamalarına Tepki
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in Türkiye’nin Avrupa güvenlik mekanizmalarındaki rolünü Adalar Denizi’ndeki anlaşmazlıklarla ilişkilendiren açıklamalarına tepki gösteren Bahçeli, Avrupa’nın güvenliğinin Atina’nın siyasi hesaplarına bağlı hâle getirilemeyeceğini söyledi.
Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerin üçüncü ülkelerin ön yargılarına, seçim hesaplarına veya tarihî korkularına bırakılamayacağını belirten Bahçeli, hiçbir ülkenin ikili sorunlarını Avrupa’nın ortak güvenlik gündemi gibi sunamayacağını ifade etti.
Türkiye’nin millî haklarının pazarlık, egemenlik haklarının ise siyasi şantaj konusu yapılamayacağını vurgulayan Bahçeli, Avrupa’nın geleceğinin Türkiye ile kuracağı ilişkinin niteliğine bağlı olacağını savundu.
Bahçeli, Türkiye’yi Avrupa’nın güvenliği, istikrarı, enerji arzı, ticaret yolları ve jeopolitik dengesi bakımından vazgeçilmez bir stratejik gerçeklik olarak nitelendirdi.
15 Temmuz’un 10. Yılında Millî Hafıza Vurgusu
Bahçeli, 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü’nün 10. yıl dönümüne ilişkin değerlendirmesinde, 15 Temmuz’un yalnızca bir darbe girişimi olarak tanımlanmasının yetersiz olduğunu söyledi.
15 Temmuz’u Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin içeriden çökertilmesini, millî egemenliğin gasbedilmesini ve Türk milletinin iradesinin ortadan kaldırılmasını amaçlayan çok katmanlı bir işgal girişimi olarak nitelendiren Bahçeli, olayın doğru anlaşılmasının geleceğin korunması bakımından millî bir zorunluluk olduğunu ifade etti.
FETÖ’nün eğitim ve hizmet görüntüsü altında örgütlendiğini, inanç duygularını istismar ettiğini ve devlet kurumlarına sızdığını belirten Bahçeli, örgütün 15 Temmuz gecesi devletin imkânlarını millete karşı kullandığını söyledi.
Türk milletinin o gece tankların ve silahların karşısına çıkarak bağımsızlık ve millî irade konusundaki kararlılığını ortaya koyduğunu ifade eden Bahçeli, milletin devletini hiçbir terör örgütüne veya vesayet odağına teslim etmeyeceğini gösterdiğini belirtti.
FETÖ ile Mücadelede “Tehdit Bitmedi” Uyarısı
FETÖ ile mücadelenin geçmişte kalmış bir mesele olarak görülemeyeceğini belirten Bahçeli, tehdidin tamamen sona erdiğini düşünmenin ciddi bir yanılgı olacağını söyledi.
İhanet yapılanmalarının yöntem ve görünüm değiştirebileceğini kaydeden Bahçeli, tehdidin görünmez hâle gelmesinin ortadan kalktığı anlamına gelmediğini ifade etti.
Devlet hafızasının diri tutulması, kurumsal tedbirlerin tavizsiz biçimde sürdürülmesi ve millî şuurun canlı tutulması gerektiğini vurgulayan Bahçeli, tarih bilincinin zayıflamasının benzer yapıların yeniden cesaret kazanmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.
Bahçeli, 15 Temmuz’un hatırasını yaşatmanın yalnızca geçmişe saygı değil, devlete, millete ve geleceğe karşı bir sorumluluk olduğunu söyledi.
“Türkiye’nin Bekası Günlük Siyasetin Üzerindedir”
15 Temmuz’un verdiği en önemli derslerden birinin Türkiye’nin bekasının günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutulması olduğunu ifade eden Bahçeli, millî güvenliğin partiler üstü bir mesele olduğunu belirtti.
MHP’nin siyasi mücadelesinin “devlet ebed müddet” anlayışı üzerine kurulduğunu söyleyen Bahçeli, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasının geçici siyasi hesaplara kurban edilemeyecek kadar büyük bir emanet olduğunu vurguladı.
Bahçeli, 15 Temmuz şehitleri ile terörle mücadelede hayatını kaybeden bütün şehitleri rahmetle anarken gazilere sağlık ve uzun ömür dileğinde bulundu.
Türkiye’nin millî birlik ve kardeşlik ruhunu koruduğu sürece hiçbir terör örgütünün, ihanet yapılanmasının veya emperyal projenin amacına ulaşamayacağını ifade etti.
Mete Gazoz’a Tebrik
Bahçeli, konuşmasının sonunda Okçuluk Dünya Kupası’nın Madrid ayağında altın madalya kazanan millî sporcu Mete Gazoz’u tebrik etti.
Ay-yıldızlı bayrağı yeniden zirveye taşıyan Mete Gazoz’un başarısından gurur duyduklarını belirten Bahçeli, Türk sporundaki uluslararası başarıların artarak devam etmesi temennisinde bulundu.
Haber Kaynakları
Türkiye Büyük Millet Meclisi – MHP TBMM Grup Toplantısı haberi
YORUM YAP