2026 Gastronomisinde “Vitrin” Devri Kapanıyor: Mood Food, DNA Menüleri ve İklim Odaklı Yeni Sofra Dili
Bir takvim yaprağı daha değişirken, gastronomi dünyasında da yalnızca “trend”lerin değil, yaklaşımın kendisinin dönüştüğü bir eşik konuşuluyor. Gazete Ankara Dijital Haber Portalı köşe yazarı Doç. Dr. Ceyhun Uçuk’a göre 2026; tabağın “Instagramlanabilir” görünümünden çok, insan biyolojisi, ruh hali ve gezegenin sınırlarıyla kurduğu ilişkiye odaklanan yeni bir dönemin başlangıcı.
Yazarın değerlendirmesi net: “2026, gastronomide ‘vitrin’ devrinin kapanıp, ‘derinlik’ devrinin başladığı yıl olacak.”
1) “Mood Food” ve Psikobiyotik dalga: “Ne yiyorsan Onu hissediyorsun”
Uçuk, 2026’da yemeğin yalnızca “doyma” değil “iyi hissetme” ihtiyacına cevap veren bir iyileşme stratejisine dönüştüğünü vurguluyor. Yazıda, bağırsak–beyin ekseni odağında “psikobiyotik” kavramının menülere daha görünür biçimde gireceği belirtiliyor.
Öne çıkan örnekler:
- Fermente içecekler ve psikobiyotik odaklı içerikler
- Stres yönetimine dönük “adaptojenik” mantarlar (Reishi, Lion’s Mane)
- Bilişsel performans hedefleyen “nootropik” bileşenler
Yazarın iddiası, şeflik pratiğinin de dönüşeceği yönünde: “Şefler lezzet eşleşmesinin ötesine geçerek nörotransmiter eşleşmesi yapacak.”
2) Hiper-kişiselleştirme: “Standart menüler” yerini akışkan deneyime bırakıyor
2026’nın bir diğer başlığı, “herkese uyan tek reçete” fikrinin daha da gerilemesi. Uçuk, yapay zekâ ve nutrigenomik (beslenme genetiği) verileriyle kişiselleştirilmiş menülerin yaygınlaşacağını; hatta rezervasyon süreçlerinde alerji bilgisinin ötesine geçen biyometrik verilerin gündeme gelebileceğini tartışıyor.
Bu yaklaşımın, “demokratikleşme mi yoksa teknolojik elitizm mi?” sorusunu da beraberinde getirdiği özellikle vurgulanıyor.
3) Görsel gürültüden dijital detoksa: “JOMO Dining” ve telefonsuz sofralar
Yazının dikkat çeken bölüm başlıklarından biri de dijital yorgunluğa karşı gelişen “JOMO” (Joy of Missing Out) yaklaşımının gastronomiye yansıması. Uçuk, 2026’da “phone-free” alanların, “sessiz yemek” ve “karanlıkta yemek” gibi deneyimlerin artacağını; bunun arkasında tat–koku algısının görsel uyaran azaldığında derinleştiğine dair bulguların yer aldığını aktarıyor.
Yazarın çerçevesi şu: Lüks; altın varaklı bir sunumdan çok, dikkatin dağılmadığı bir sohbet ve gerçekten “orada olma” deneyimi.
4) İklim krizi tabağa daha sert yansıyor: “ekolojik direnç” dönemi
Uçuk, 2026’yı “iklimin tadını alacağımız yıl” olarak konumlarken; kuraklığa dayanıklı kadim tahıllar (Fonio, Teff, Sorgum) ve deniz yosunları gibi alternatiflerin “geleceğin süper gıdaları” olarak daha merkezi hale geleceğini belirtiyor.
Ayrıca sürdürülebilirliğin bir “pazarlama etiketi” olmaktan çıkıp zorunluluk haline geldiği; nesli tükenmekte olan türlere yaklaşımda etik çıtanın yükseleceği ifade ediliyor.
5) Yapay zekâ “şef” mi “yamak” mı?
Yazının final tartışmalarından biri de üretken yapay zekânın reçete geliştirmedeki rolü. Uçuk, 2026’da birçok reçetede algoritmik katkının daha görünür olacağını söylerken, yemeğin “ruhu” meselesinde insan unsurunun altını çiziyor: “Bir algoritma umami’yi hesaplayabilir ama… “duygusal sarsıntıyı” taklit edemez.”
Sonuç: 2026’nın ana teması “sahicilik”
Doç. Dr. Ceyhun Uçuk’un okumasına göre 2026 gastronomisi; teknoloji, sağlık, duygu ve iklim ekseninde “öze dönüşün fütüristik hali”ne işaret ediyor. Trendlerin gelip geçici olduğu ama sofranın insanın zihnini ve ruhunu da beslemek zorunda kaldığı fikri, yazının ana omurgasını oluşturuyor.
Tam metni okumak isteyenlere
Doç. Dr. Ceyhun Uçuk’un “2026 Gastronomisi: Bu yıl bizi neler bekliyor?” başlıklı köşe yazısının tamamına buradan ulaşabilirsiniz:
https://www.gazeteankara.com.tr/writers/ceyhun-ucuk/2026-gastronomisi-bu-yil-bizi-neler-bekliyor-5096
Haber Editörü: Dr. Oğuz Poyrazoğlu
İletişim: opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara WhatsApp Haber Hattı: +90 531 512 62 32
YORUM YAP