YAZARLAR

18 Ocak 2026 Pazar, 08:00

Unutulma Hakkımızı Kullanabiliyoruz Ya Unutma Hakkımızı…

Dijital hafızadan silinmeyi talep edebiliyoruz. Peki kendi zihnimizde biriken utancı, acıyı ve öfkeyi unutma hakkımızı kullanabiliyor muyuz? Bu yazı, unutmanın insana açtığı alanı ve “nasıl unutulur” sorusunun izini sürüyor.

UNUTULMA HAKKIMIZI KULLANABİLİYORUZ YA UNUTMA HAKKIMIZI…

Bir öğrencimin isteğiyle “Unutkanlık Üzerine Düşünceler” başlıklı bir yazı yazmıştım. Yazının beğeni ve yorumlarla ilgi görmesi beni mutlu etti. Değerli bir meslektaşım, “Durdu Üstadım aynı dertten mustarip birçok dostunuz, okurunuz için harika bir reçete olmuş önerileriniz çok teşekkür ederiz. Unutmanın güzellikleri yazınızı da heyecanla bekliyoruz…” diye yazmıştı.

Unutulma hakkını duymuşsunuzdur. Yargı kararlarına göre, “Üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı" belirlenmiştir. Yani size ait olumsuz bilgilerin unutulmasını sağlama hakkı. Bu çok insani bir haktır. Çünkü her an değişiyoruz. Eski ve olumsuz bir halimizi dondurmak ve onunla anılmak istemeyiz. Çoğu zaman geçmişteki bir halimizi kendimiz bile beğenmiyor, eleştiriyor ve pişman oluyoruz.

Peki başkalarının bilmesini istemediğimiz olumsuz bir durumumuza karşı unutulma hakkını kullanıyoruz ama kendi kendimize karşı unutma hakkını kullanıyor muyuz? Yoksa yaşadıklarımızla ilgili sürekli utanç, acı ve öfkeyi unutmayıp kendimize eziyet mi ediyoruz?

 UNUTMAK GÜZELDİR

Hafızamız, yaşadığımız deneyimlerin verilerini kaydeder, bunları işlemden geçirir, bazılarının unutulup gitmesini bazılarının ise arşivlenmesini sağlar. İstediğimizde arşivden bize kaydettiklerini sunar.

Her gün belki milyonlarca veriye maruz kalıyoruz. Bunlardan bazılarını iradi olarak alıyoruz. Bazıları ise gayri iradi olarak kayıtlara geçiyor. Eğer hafıza bunları tasnif edip gereksizleri silmese, hafızamız bir çöplüğe dönerdi. Bu verilerden hayatımıza gerekli olanla olmayanı karıştırırdık ve hayatımız bir açmaz, çıkmaz içine girerdi.

Diğer yandan hayatımız değiştikçe hafızamızın işlevleri de değişmektedir. Sözlü kültürde hafızamız daha işlevsel iken, yazılı kültüre geçtiğimizde işlevselliği değişmiştir. Hatta yazı ilk çıktığında bunun hafızayı zayıflatacağı yönünde eleştiri konusu olmuştur. Yazılı kültürden sonra dijital kültürle şimdi büyük ölçüde görsel kültüre geçtik. Diyelim ki navigasyonun hayatımıza girmesiyle uzaysal zekâ ve hafızamızın işlevselliği azalmıştır.

Kendi kendimize karşı unutma hakkını niçin kullanmamız gerekir?

1-Yaşadığımız travmalardan kurtulmak için unutmaya ihtiyacımız var.

Orhan Kemal “Güçlü bir hafıza ağır bir cezadır. İyi anıları nadiren, kötü anıları sıklıkla hatırlatır.” der. Kötü anıları unutmamak ve sürekli gündemde tutmak bu günümüzü ve geleceğimizi karartır. Geçmişi unutup yeni temiz sayfalara, yeni başlangıçlara ihtiyacımız var. Geçmişin gölgelerini yanımızda taşıyacağımıza, geleceğin ışığını önümüze alıp yürümeliyiz. Bunun için unutmaya ihtiyacımız var. Nasıl unutacağımızı sonuç kısmında açıklayacağım.

2-Yeni şeyler öğrenmek için eski şeyleri unutarak hafızadan yer açmak gerekir.

Gerçi bunun bir kısmını hafıza otomatik olarak yapmaktadır. Ancak bilinçli bir şekilde de yer açılabilir. Bagajımız sürekli dolu ise yol almamız zorlaşır. Değişim ve gelişim asgariye iner. Emmanuel Lasker 1894’ten itibaren 28 yıl boyunca dünya satranç şampiyonu olmuştur. Yazdığı Satranç El kitabında “Satranç ezberlenmemelidir. Hafıza ufak tefek şeyler depolanmayacak kadar kıymetlidir. Satrançla geçen elli yedi senenin en az otuzu öğrenmiş ve okumuş olduğum şeyleri unutmaya çalışmakla geçti ve bunda başarılı olabildiğim için hayatımdan çıkmasını asla istemeyeceğim bir rahatlık ve neşeye ulaşabildim.” demektedir.

3-Unutmak bizi, kin, nefret ve düşmanlık dolu bir hayat sürmekten alıkoyar.

Jorge Luis Borges (1899-1986) belediye kütüphanesinde görevliyken siyasal iktidarın değişmesi sonucu belediye pazarında kümes hayvanı ve tavşan denetmenliğine tenzili rütbe ile atandı. Yıllar sonra bir röportajında, kendine yapılanları affedip affetmediği sorulduğunda “Unuttum, ama affetmedim. Unutmak bağışlamanın olduğu gibi intikamın ve cezalandırmanın da tek biçimidir. Çünkü onlar halen kendilerini düşündüğümü görürlerse, bir bakıma onların kölesi haline gelirim ama onları unutursam, öyle olmam. Bence bağışlama ve intikam aynı şey için kullanılan iki ayrı sözcük, o şeyin adı da unutuş” diye karşılık vermiştir. Yaşanmış travmatik olayları “Unutmayacağız, unutturmayacağız” sloganıyla gündemde tutmak kin, nefret ve düşmanlığın size sürekli acı vermesine alan açmaktır. Birinci dünya savaşında (1914-1918) toplam 16.6 Milyon ve ikinci dünya savaşında (1939-1945) 61 milyon insan öldü. Ama buna rağmen Avrupa o acıyı unutup yeniden bir araya geldiler Avrupa Birliğini kurdular.

 PEKİ NASIL UNUTACAĞIZ?

İngiliz film yönetmeni ve oyuncu Charlie Chaplin (1889-1977) bir topluluğa hitap ederken bir şaka yapar ve herkes gülmeye başlar.
Charlie aynı şakayı bir daha yapar ama bu kez birkaç kişi güler. Aynı şakayı bir daha yapar bu sefer kimse gülmez.
Sonra kalabalığa şöyle söyler. “Aynı şakaya defalarca gülemiyorsunuz. O zaman neden aynı şey için tekrar tekrar ağlıyorsunuz?”

Bir suç işlediğimizde onun bir cezası var. Bir kere infaz edilir ve biter. Ancak yaşadığımız acı olayı tekrar tekrar kendimize hatırlatarak sürekli kendimize karşı infaz yapmış oluruz. Bunun mantıklı bir tarafı yoktur ve kendimize haksızlık yapmış oluruz.

Yaşadığımız acılı olayları unutmak için ne yapabiliriz?

1-Yaşadığımız acıyı, nefreti, düşmanlığı sürekli hatırda tutmak, hayat kalitemizi artıyor mu zayıflatıyor mu?

Bizi daha iyi hayat hedeflerine ulaştırmak için hatırda mı tutmak yoksa unutmak mı daha iyidir? Bunları düşünmek gerekir. Psikolog Deniz Bolsoy Erdem, Terapi Defteri kitabında, “Affetmek karşıdakine bahşettiğiniz bir lütuf değil, zihninizi çöplerden arındırarak kendinize yaptığınız bir iyiliktir.” diyerek daha iyi bir hayat için kirli bir sayfayı kapatıp yeni sayfa açmanın önemine vurgu yapmaktadır. Hannah Arent de “Yaptıklarımızı geri almak elimizden gelmediği için geçmişte yapılmış olanlar her yeni nesille birlikte devam eder. Affetmek, geri çevrilemezlik belasından olası bir kurtuluş sunabilir.” demektedir. Esasında af kanunları da yaşananları unutmaya yönelik düzenlemelerdir.

2- Geçmişte yaşamayı bırakıp işlerimizi yaptığımızda yani şimdideki işimize odaklandığımızda geçmişin gölgeleri silinmeye başlar.

John Cage bir ressam arkadaşına şöyle der, “Çalışmaya başladığında, herkes stüdyodadır-geçmişin, dostların, düşmanların, sanat dünyası, en önemlisi de kendi fikirlerin- hepsi oradadır. Ama resim yapmaya devam ettikçe orayı bir bir terk etmeye başlarlar ve sen yapayalnız kalırsın. Sonra, şansın yaver giderse, sen bile orayı terk edersin.” Hayatta yeni şeyler ürettikçe hayat anlam katarız ve mutlu oluruz. Hiçbir şekilde değiştiremeyeceğimiz, geri getiremeyeceğimiz, yok edemeyeceğimiz geçmişten ders çıkarıp geleceğimizi planlayabiliriz. Tim O’Brien “İnsanlar unutulmalarına olanak vermeyecek şekilde hatırladıkları için terapiye gelir.” demiştir. Sürekli geçmişe takılıp kalanın bugünü ve yarını olmaz. Bu hastalıklı bir durumdur.

3-Acılarımızla, günahlarımızla, intikam duygumuzla vedalaşmayı bilmeliyiz.

Vedalaşamadığımız şeyler sürekli zihnimizi meşgul eder. Vedalaşınca işlem tamamlanmış oluyor. Bunu hatırlamak çok gerekmiyor. Örneğin bir yakınınız ölmüşse ölümün gerektirdiği görevleri yapmışsanız hafızanızı fazla meşgul etmez. Çünkü işlem tamamlanmıştır. Ancak ölmeyen ama kayıp olan bir yakınınızı düşünün, parantez kapanmaz. 1960’lı yıllarda dayım kaybolmuştu. Rahmetli ninem O, her gün gelecekmiş gibi bekledi ve o duyguyla vefat etti. Vedalaşmak nasıl olacak? Sizi hayat hedeflerine götürecek en doğru yol ne ise ona karar verip rahatsız eden duruma nokta koymak gerekiyor. Herkes kendine göre bir nokta koyabilir. Kimi Allah’a havale eder. Kimi “benim kafamda bitmiştir” der bitirir.

4-Size rahatsızlık veren anılara karşı onun panzehri olacak yeni eylemlerde bulunarak unutabilirsiniz.

Diyelim bir sürahi de kirli su var. Kirliliği sudan çıkaramıyorsunuz. Ancak üzerine sürekli temiz su koyarak kirliliğin oranını azaltabilirsiniz. Bu arada travmalara karşı mizah önemli bir terapi yöntemidir. Aziz Nesin kendini,” Gözyaşlarını kahkahaya çevirmeyi başaran simyacı” olarak tanımlamıştır.

Hayatta kalabilmemiz ve daha iyi bir hayat için hafızamızın hatırlama işlevi ne kadar önemli ise unutma işlevi de o kadar önemlidir. Yazdıklarımı bağlamı içinde düşünerek unutmanın güzelliklerini yaşayabilirsiniz.

 

Av. Durdu GÜNEŞ
Gazete Ankara DHP | Köşe Yazarı
dgunes@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)