1. Giriş ve Kuramsal Çerçeve Türkiye'de yükseköğretim sisteminin akademik kalifikasyon ve hiyerarşi basamakları arasında en kritik, en dönüştürücü ve bilimsel/sanatsal rüştün ispat edildiği aşama doçentlik unvanının iktisap edilmesidir. Doçentlik unvanı, bir akademisyenin kendi alanında bağımsız ve özgün araştırmalar yapabilme, eğitim-öğretim faaliyetlerini uluslararası yetkinlikle yürütebilme ve entelektüel evrene somut katkılar sunabilme kapasitesinin devlet tarafından tescil edilmesini ifade etmektedir. Bu sürecin idari, hukuki ve akademik yönetimi, Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) koordinasyonunda oluşturulan mevzuatlar çerçevesinde yürütülmektedir. Adayların, doktora veya sanatta yeterlik derecelerini takiben en az dört yıllık akademik deneyime sahip olmaları, yabancı dil yeterliliklerini asgari 65 puanla belgelemeleri ve alanlarına özgü ÜAK tarafından belirlenmiş spesifik kriterleri (yayın, eser, icra, proje vb.) sağlamaları zorunludur.
Özet Prof. Dr. Bahaeddin Ögel (1923–1989), Türk tarihçiliğinde "kültür tarihi" ekolünün en önemli kurucu figürlerinden biridir. Çalışmaları genellikle Asya Türk tarihi, mitoloji ve devlet yapısı üzerine yoğunlaşmış gibi görünse de, Ögel'in Türk kültürünün en dinamik unsurlarından biri olan müzik ve çalgı bilimi (organoloji) üzerine ürettiği kaynaklar, bu alanın kurucu metinleri arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, Bahaeddin Ögel’in başta anıtsal eseri Türk Kültür Tarihine Giriş külliyatı olmak üzere, yazın hayatı boyunca Türk müzik tarihine, organolojisine, etnomüzikolojisine ve müzikal terminolojisine sağladığı katkılar akademik bir perspektifle analiz edilmektedir.
Özet Türk halk müziği (THM), tarihsel süreç boyunca ağırlıklı olarak şifahi (sözlü) aktarım mekanizmalarıyla varlığını sürdürmüş, bu durum ise türün bilimsel ve sistematik bir tasnife tabi tutulmasını zorlaştırmıştır. Bu çalışmada, Türk musikisinin en önemli erken dönem yazılı kaynaklarından biri olan Ali Ufkî’nin 17. yüzyıla ait Mecmua-i Sâz ü Söz adlı eseri ekseninde, âşıklık geleneğindeki melodi taşıyıcılığı ve yapısal süreklilik incelenmiştir. Konu, Türkiye genelinde ve özellikle güney bölgelerinde kapsamlı alan araştırmaları yürüten Alman etnomüzikologlar Ursula ve Kurt Reinhard’ın kuramsal çerçevesiyle ilişkilendirilerek analiz edilmiştir. Çalışmada, tarihsel notasyonlardaki "çıplak/çekirdek ezgiler" ile modern âşıkların (Hasan Kuzu, Seyfettin Aydoğan, Şahturna Dumlupınar, Kemteri) icraları arasındaki estetik ve yapısal farklılıklar, melodi seyri, süsleme (ornamentasyon) ve icra serbestisi bağlamında değerlendirilmektedir.
Giriş: YÖK'ün Dijital Refleksinden Sanat Reformuna Yükseköğretim Kurulu (YÖK), son dönemde yapay zekâ, büyük veri ve dijitalleşme alanlarında 70'ten fazla yeni lisans ve ön lisans programı açarak teknolojik gelişmelere karşı dikkate değer bir adaptasyon refleksi göstermiştir. Bu "çevik yönetim" anlayışı, sadece teknik alanlarla sınırlı kalmamalı; Türkiye’nin kültürel derinliği ve yerel birikimi ile küresel akademik trendlerin kesiştiği "sanat ve müzikoloji" alanına da taşınmalıdır. Özellikle MEB'in "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" ile başlattığı Türk müziği temelli dönüşüm, yükseköğretim kademesinde yapısal bir reorganizasyonu zorunlu kılmaktadır.
Üniversitelerde akademisyenlerin yaş düzenlemesi ile ilgili yasa tasarısı Melis Plan ve Bütçe Komisyonunda olmasına rağmen neden yasalaşmıyor? Sorusu gündemdeki yerini koruyor. Birçok akademisyenlerin dile getirdiği ve kanunlaşmasını beklediği yasa tasarısının neden bekletildiğine ilişkin herhangi bir açıklama olmamakla beraber son günlerde yasalaşmasının önünde bir engel mi var? Gibi sorular dillendirilmeye başlandığını duyuyoruz.
GİRİŞ Türk halk müziği ve folklor araştırmalarında sıklıkla düşülen en büyük metodolojik hatalardan biri, kültürel üretimlerin (türküler, maniler, oyunlar) üretildikleri ve icra edildikleri sosyo-kültürel bağlamdan koparılarak yalnızca metinsel veya müzikal birer obje olarak incelenmesidir. Oysa Mehmet Öcal'ın "Türk Halk Müziğimizde Toplu Çalma-Söyleme Geleneği" adlı makalesinde detaylıca betimlediği üzere; Yaren, Barana, Gezek, Sıra Gecesi, Oturak Âlemi veya Erfane gibi adlarla anılan geleneksel meclisler, basit birer eğlence mekânı olmanın çok ötesindedir. Bu meclisler; ahilik ve fütüvvet teşkilatlarının ahlaki prensiplerini barındıran, gençlerin sosyalleşmesini ve toplum kurallarını öğrenmesini sağlayan gayriresmi eğitim kurumları; yöresel tavır ve repertuvarın nesilden nesile aktarıldığı yerel konservatuvarlar; anlaşmazlıkların çözüldüğü ve toplumsal dayanışmanın tesis edildiği sosyal hukuk ve dayanışma merkezleridir.
GİRİŞ: Erken Cumhuriyet dönemi Türkiye’si, sadece siyasal bir rejim değişikliğini değil, aynı zamanda köklü bir kültürel transformasyonu hedefleyen kapsamlı reformlar silsilesine tanıklık etmiştir. Bu reformların en sancılı ve tartışmalı alanlarından birini kuşkusuz "Musiki İnkılabı" teşkil etmektedir. Devletin ulus inşa sürecinde müziği bir modernleşme aracı olarak konumlandırması, beraberinde ciddi bir estetik ve sosyolojik kutuplaşmayı getirmiştir. Bu dönemde, Batı müziği normlarını "evrensel" ve "çağdaş" olarak kabul eden bir akademik/sanatsal elit ile bu normların dışında kalan halkın öz değerleri arasında derin bir uçurum oluşmuştur. Türk edebiyatının ve düşünce dünyasının en etkili isimlerinden biri olan Sabahattin Ali, özellikle 1930’ların sonuna doğru yayımlanan Ses dergisindeki yazılarında ve aynı ismi taşıyan "Ses" öyküsünde, bu kültürel çatışmayı müzik sosyolojisi bağlamında derinlemesine analiz eden nadir entelektüellerden biri olmuştur. Ali’nin bu süreçteki duruşu, sadece bir sanat eleştirisi değil, aynı zamanda sınıfsal bir tahakküm analizi ve kültürel sermayenin dağılımına yönelik radikal bir itiraz niteliği taşır.
GİRİŞ: Erken Cumhuriyet döneminde Türk müzik eğitimi sisteminin temel aktörleri Cevat Memduh Altar ve Paul Hindemith (1895-1963)’dir. Hindemith, 1930'lu yıllarda Nazi Almanyası'ndan kaçarak Türkiye’ye davet edilmiş ve yeni kurulacak Ankara Devlet Konservatuvarı’nın müfredatını, orkestra yapısını ve eğitim kadrosunu planlamak üzere 1935, 1936 ve 1937 yıllarında kapsamlı raporlar sunmuştur.
GİRİŞ: Köroğlu, Türk sözlü kültürünün en önemli şahsiyetlerinden biri olarak, sadece bir efsane kahramanı değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın ve haksızlığa tahammülü olmayan somutlaşmış halidir. Köroğlu Türkiye coğrafyasında değil tüm Türk dünyasının ortak değerlerinden biridir. Şiirleri ve bu şiirlere eşlik eden ezgileri, yaşadığı dönemin sosyal ve siyasal çalkantılarının bir yansıması olarak ortaya çıkmış ve müzik sosyolojisi bağlamında incelendiğinde derin anlamlar taşımıştır. Bu analizde, Köroğlu'nun şiir ve musikisinin, kolektif kimlik inşası ve kültürel mirasın aktarımı gibi toplumsal dinamikler üzerindeki etkileri ele alınacaktır.
Özet Bu yazı, dijitalleşmenin birey üzerindeki etkilerini "bağlantılı yalnızlık" kavramı çerçevesinde ele alarak, gençlerin toplumsal aidiyet duygularındaki erozyonu analiz etmektedir. Sosyal medyanın yarattığı simülatif* sosyalleşme süreçleri, müzik ve sanatın kimlik inşasındaki değişen rolü ve kuşaklar arası kültürel makasın açılması temel problemler olarak belirlenmiştir. Yazı, bu krizden çıkış için geleneksel değerlerin dijital okuryazarlıkla sentezlendiği "Hibrit Kültürel Entegrasyon" modelini önermektedir.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.