İnsanın Üstünlüğü mü, Sorumluluğu mu?
İnsan; aklı, dili, bilimi ve teknolojisiyle yeryüzüne hükmedecek büyük bir güç geliştirmiştir. Ancak asıl mesele şudur: İnsanı üstün kılan sahip olduğu bu güç müdür, yoksa gücünü merhamet ve adaletle sınırlayabilme erdemi mi? İnsan, hayvanlar üzerinde sınırsız bir tahakküm sahibi değil; kendisine emanet edilen hayatın sorumluluğunu taşıyan bir varlıktır.
Hayvanlar da Birer “Ümmet”tir
Kur’an-ı Kerim’de yer alan “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi birer ümmet olmasın” (En‘âm, 6/38) ayeti, hayvanlara bakışımızı kökten değiştirmemizi gerektirir. Hayvan elbette insan değildir; fakat onların insan olmaması, çektiği acıyı değersiz kılmaz.
İslam ahlakında merhamet temel ölçüdür. Hz. Peygamber’in, susuz bir köpeğe su veren kişinin ebedi hayattta bağışlandığını, buna karşın bir kediyi hapsedip ölümüne sebep olan kişinin ise ağır bir sorumluluk altında olduğunu bildiren hadisleri son derece açıklayıcıdır. Buradan anlaşılmaktadır ki merhamet, yalnızca insana gösterildiğinde anlam kazanan bir erdem değildir.
Güç Haklı Olmak Demek Değildir
İnsanın önündeki en tehlikeli ahlaki tuzak, “Gücüm yetiyor, öyleyse yapabilirim” düşüncesidir. Oysa güç, adaletle dizginlenmediğinde zulme dönüşür. Hayvan konuşamaz, hukuk yoluyla hakkını arayamaz ve kendisini savunamaz. Bu nedenle insanın üstünlüğü, savunmasız olana istediğini yapabilmesinde değil; gücünü vicdanla sınırlayabilmesinde aranmalıdır.
“Hayvanlar da birbirini öldürüyor” gerekçesi de insan davranışını meşrulaştıramaz. Bir aslan avlanırken ahlaki bir tercih üzerine düşünmez. İnsan ise düşünebilen, alternatifleri değerlendirebilen ve kendisini durdurabilen yegâne varlıktır. Aklın ve iradenin getirdiği fark, daha fazla güç kullanma ayrıcalığı değil; daha fazla sorumluluk taşıma yükümlülüğüdür.
Kedi ve Köpeklere Zulmedenlere Sözümüz Var
Günümüzde kedi ve köpekler gibi insanla iç içe yaşayan, insana güvenen ve çaresiz canlara yönelik şiddet karşısında artık sözü yumuşatmanın imkânı kalmamıştır. Savunmasız bir canlıyı tekmeleyen, döven, işkence eden veya zehirleyen kişi; yaptığı davranışı “alt tarafı bir hayvan” diyerek küçültemez.
Burada mesele sıradan bir hayvan sevgisi tartışması değil, doğrudan bir zulüm meselesidir:
- Gücü yetmeyene eziyet etmek cesaret değil, zalimliktir!
- Savunmasız bir canlıyı öldürmek güç gösterisi değildir!
- Acı çeken bir canlının çaresizliği karşısında zevk almak insanlık değildir!
Bir canlının size karşı koyamayacak kadar güçsüz olması, ona zarar verme hakkı doğurmaz. Mesala bir kedi size dava açamaz, köpek sizden hesap soramaz; ancak acı çeker, korkar ve yaşamak için direnir. Gücünüzün yetmesi sizi haklı kılmaz; aksine vicdani yükümlülüğünüzü artırır.
Eğlence İçin Öldürmek Ahlaki Bir Sorundur
Hayatta kalmak veya beslenmek gibi zorunlu gerekçeler ile sırf zevk, kupa, spor ya da öfke boşaltmak amacıyla bir canlının hayatına son vermek aynı düzlemde değerlendirilemez. “Sportif faaliyet” veya “avcılık” gibi kavramların arkasına saklanmak, yapılan eylemin ahlaki boyutunu ortadan kaldırmaz. Oyunun kurallarını koyan, silahı seçen ve hedefi belirleyen insandır; hayvan ise bu oyuna kendi isteğiyle katılmamıştır. Bir canlının yaşamını sırf kendi eğlencemiz için sona erdirirken sormamız gereken asıl soru şudur: Bizim anlık zevkimiz, başka bir canlının hayatını sonlandırmak için yeterli bir gerekçe midir?
Emaneti Korumak ve Dengeyi Gözetmek
Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın yeryüzünde bir denge kurduğu ve bu dengenin bozulmaması gerektiği haber verilir (Rahmân, 55/7-9). Bugün yaşanan çevre tahribatı ve türlerin yok oluşu karşısında İslam’ın “emanet” anlayışı kritik bir uyarı taşır. Yeryüzünün mutlak sahibi değil, geçici bir emanetçisi olan insan; kendisine sunulan imkânları tüketmek ve yok etmek için değil, korumak ve adaletle yönetmekle sorumludur.
Gerçek Üstünlük Erdemde Gizlidir
Aklın merhametten kopması, insanı yalnızca daha gelişmiş ve sistemli bir zulüm aracına dönüştürür. İnsanın yeryüzündeki imtihanı tam da burada başlar: Kendisinden güçsüz olana nasıl davrandığıyla…
Mesele, insanın hayvandan üstün olup olmaması değildir. Asıl üstünlük; öldürebilecek, yok edebilecek ve ezip geçebilecek güce sahipken ne zaman duracağını bilebilmekte, merhameti ve adaleti koruyabilmektedir. Çünkü insanı büyük kılan şey gücün kendisi değil, o gücü merhametle sınırlayabilme erdemidir.
Sonuç ve Değerlendirme
İnsan ile hayvan arasındaki ilişki, yalnızca bir yaşam biçimi veya beslenme meselesi değildir; aynı zamanda ahlakın, adaletin, merhametin ve vicdanın sınandığı bir alandır. İnsan, yeryüzünün sınırsız hâkimi değil; kendisine emanet edilen hayatın sorumluluğunu taşıyan bir varlıktır.
Hayvanların da yaratılış düzeninin bir parçası ve Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle birer “ümmet” olduğu gerçeği, onlara karşı tutum ve davranışlarımızı yeniden düşünmemizi gerektirir.
Bu nedenle asıl soru, “İnsan hayvandan üstün müdür?” değildir. Asıl soru şudur: İnsan, kendisinden daha güçsüz, savunmasız ve sessiz canlılar karşısında sahip olduğu gücü nasıl kullanmaktadır?
Çünkü gerçek üstünlük; güçsüzü ezebilmekte, ona eziyet edebilmekte veya onun yaşamına son verebilmekte değil, bunu yapabilecek güce sahipken merhameti, adaleti ve ölçüyü koruyabilmektedir.
İnsanın yeryüzündeki asıl imtihanı da burada başlar: Gücünün yettiğine ne yaptığıyla, kendisinden zayıf olana nasıl davrandığıyla ve kendisine emanet edilen cana ne kadar merhamet gösterdiğiyle...
Unutmayalım: Bir canlının dili olmayabilir; ama acısı vardır. Sesi çıkmayabilir; ama yaşam hakkı vardır.
İnsan olmanın gerçek değeri, gücümüzün yettiğini incitmekte değil; gücümüz yettiği hâlde koruyabilmekte ve merhamet edebilmekte saklıdır.
Her zaman merhametten, adaletten ve erdemden yana olabilmek dileğiyle…
Saygılarımla.
Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”
YORUM YAP