12 Wattlık Mucize: İnsan Beyninden Geleceğin Yapay Zekâsına- 4. Bölüm
Beynimiz 12 Watt’la Çalışıyor, Peki Biz Neden Bu Kadar Yoruluyoruz?
Değerli okuyucular,
Bir ampulü yakmak için harcadığımız enerjiyle kıyaslanabilecek kadar düşük bir güçle çalışan insan beyni; düşünür, hayal kurar, öğrenir, hatırlar, karar verir, duygulanır, üretir ve geleceği tasarlar.
Yaklaşık 12 wattlık bu biyolojik mucize, milyarlarca nöronun oluşturduğu olağanüstü bir ağ sayesinde insanlığın medeniyetler kurmasını sağlamıştır. Bugün ise insan zekâsının bazı yeteneklerini taklit edebilmek için devasa bilgisayar sistemleri, güçlü işlemciler ve büyük miktarlarda elektrik enerjisi kullanıyoruz. Burada son derece düşündürücü bir soru ortaya çıkıyor: Makineler daha akıllı hâle gelirken insan neden daha yorgun hâle geliyor?
Belki de yapay zekâ çağının en önemli meselesi, makinelerin zekâsını artırmak değil; insanın kendi zekâsını korumaktır.
Stres Altındaki Beyin
Beyin öncelikle hayatta kalmak için vardır. Bir tehdit algıladığında dikkatini tehlikeye yöneltir, vücudu harekete geçirir ve enerjisini öncelikli olarak hayatta kalmaya tahsis eder. Bu mekanizma insanlık tarihinin büyük bölümünde hayati bir avantajdı. Ancak modern insanın karşı karşıya olduğu tehditlerin önemli bir bölümü artık fiziksel değildir.
- İşini kaybetme korkusu,
- Ekonomik belirsizlik,
- Borçlar,
- Gelecek kaygısı,
- Toplumsal baskı,
- Başarısızlık korkusu,
- Sürekli kötü haberlerle karşılaşmak,
- Bütün bunlar insan zihnini uzun süreli bir alarm hâlinde tutabilir.
- İnsan masasının başında otururken bedenen hareketsiz olabilir.
- Fakat zihni sürekli koşuyor olabilir.
- Beden dinlenirken beyin mücadele ediyor olabilir.
İşte bu nedenle modern çağın yorgunluğu yalnızca fiziksel bir yorgunluk değildir. Zihinsel enerji kaybı, çağımızın görünmeyen problemlerinden biridir.
Geçim Korkusu ve Zihinsel Enerji
İnsan zihninin üretken olabilmesi için yalnızca bilgiye değil, belirli ölçüde güven duygusuna da ihtiyacı vardır. “Yarın ne olacak?” sorusu sürekli zihni meşgul ediyorsa, insanın dikkatini uzun vadeli düşünmeye ve üretmeye ayırabileceği kaynak azalabilir. Geçim kaygısı bu nedenle yalnızca ekonomik bir problem değildir. Aynı zamanda bir zihinsel enerji problemidir.
Bir insan bütün enerjisini hayatta kalmaya harcıyorsa, yenilik yapmaya ne kadar enerji ayırabilir?
Bir genç sürekli “iş bulabilecek miyim?” diye düşünüyorsa, “hangi problemi çözebilirim?” sorusuna ne kadar zaman ayırabilir?
Bir akademisyen, girişimci, mühendis veya sanatçı sürekli ekonomik ve sosyal kaygılarla mücadele ediyorsa, zihnindeki yaratıcılık kapasitesini ne ölçüde kullanabilir? Buradan çok önemli bir sonuca ulaşabiliriz: Bir toplumun refahı, yalnızca insanların cebindeki para ile değil, zihinlerinde kalan enerji ile de ölçülmelidir. Çünkü insanın zihinsel enerjisi, geleceğin en değerli sermayelerinden biridir.
İnsan Zekâsını Kim Kilitliyor?
İnsan beyninin kapasitesi olağanüstü. Fakat kapasite ile performans aynı şey değildir. Bir bilgisayarın işlem gücü ne kadar yüksek olursa olsun, yanlış yazılım çalıştırılırsa beklenen sonucu veremez. İnsan beyni için de benzer bir durum söz konusudur. Korku, kaygı, sürekli dikkat bölünmesi, aşırı bilgi, sosyal karşılaştırma ve başarısızlık korkusu insanın zihinsel kapasitesinin kullanılmasını sınırlayabilir. Bazen insanın önündeki en büyük engel dışarıdaki dünya değildir. Kendi zihninin içine yerleşmiş korkulardır.
Çocuklara baktığımızda bunun izlerini görebiliriz.
Çocuk sürekli sorar:
- “Niçin?”
- “Nasıl?”
- “Başka türlü olabilir mi?”
- “Bunu kim yaptı?”
- “Daha iyisi yapılabilir mi?”
Çünkü çocuk zihni henüz merakını kaybetmemiştir. Fakat eğitim ve yaşam sürecinde çoğu zaman çocuğa doğru cevabı vermeyi öğretirken, doğru soruyu sormayı yeterince öğretmeyiz.
Oysa yapay zekâ çağında insanı değerli kılacak en önemli özelliklerden biri doğru soruları sorabilmektir. Çünkü makineler cevapları giderek daha hızlı üretecek. İnsanın asıl gücü, hangi soruların sorulması gerektiğini belirleyebilmesinde olacaktır.
Sosyal Medya ve Dikkat Ekonomisi
Günümüzün en büyük ekonomik kaynaklarından biri artık yalnızca petrol, enerji veya para değildir. Dikkattir.
Çünkü dikkatin olduğu yerde zaman vardır. Zamanın olduğu yerde tüketim vardır. Tüketimin olduğu yerde ise ekonomi vardır. Bu nedenle dijital dünyada görünmeyen büyük bir mücadele yaşanmaktadır: İnsanların dikkatini kim daha uzun süre elinde tutacak?
Telefonumuza gelen bir bildirim… Kısa bir video… Yeni bir haber… Bir mesaj… Bir yorum… Bir paylaşım… Her biri dikkatimizi başka bir yöne çekebilir. Böylece insanın zihinsel dünyası küçük parçalara ayrılabilir.
Bir işi yaparken telefon… Kitap okurken bildirim… Toplantı sırasında mesaj… Sohbet ederken ekran… Dinlenirken sosyal medya… Ve sonunda insan bütün gün meşgul olduğu hâlde önemli hiçbir şeyi tamamlayamamış hissedebilir. Buradaki temel mesele teknoloji karşıtlığı değildir.Teknoloji insanlığın en büyük imkânlarından biridir.
Asıl mesele şudur: Teknolojiyi biz mi yönetiyoruz, yoksa teknolojinin tasarımına göre mi yaşıyoruz?
Dikkatimizi koruyamadığımız zaman, aslında hayatımızın en değerli kaynaklarından birini başkalarının kullanımına açmış oluruz.
Makineleri Verimli, İnsanları Yorgun Hale Getirmek
Yapay zekâ dünyasının temel hedeflerinden biri verimliliktir.
- Daha az enerji,
- Daha hızlı işlem,
- Daha az kaynak,
- Daha yüksek performans,
- Daha akıllı algoritmalar,
- Daha verimli çipler,
Bütün bunlar geleceğin teknolojisi açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak burada insanlık açısından büyük bir paradoks bulunmaktadır: Makinelerin enerji verimliliğini artırırken insanın yaşam verimliliğini neden azaltıyoruz?
Makineler yorulmaz. Makineler sıkılmaz. Makineler sosyal baskı yaşamaz. Makineler “Acaba insanlar benim hakkımda ne düşünüyor?” diye saatlerce düşünmez.
İnsan ise bunların hepsini yaşar. Bu nedenle geleceğin çalışma hayatını yalnızca makinelerin performansına göre tasarlamak büyük bir hata olabilir. İnsan, makine değildir. İnsan için dinlenmek verimsizlik değil, yeniden yapılanmadır. Sessizlik zaman kaybı değil, düşüncenin alanıdır. Uyku üretkenliğin düşmanı değil, beynin temel ihtiyaçlarından biridir. Doğa, sohbet, sanat, kitap ve yalnız kalabilmek de insan zihninin yakıtlarıdır. Dolayısıyla geleceğin gerçek teknolojik başarısı, insanları makineler gibi çalıştırmak değil; makineleri kullanarak insanların daha insanca yaşayabilmesini sağlamak olmalıdır.
Sonuç ve Değerlendirme
Yapay zekâ yarışını yalnızca daha büyük modeller, daha güçlü işlemciler ve daha fazla veri üzerinden okumak eksik bir değerlendirmedir. Asıl yarış, insan zekâsı ile yapay zekânın nasıl bir ilişki kuracağı üzerinde gerçekleşecektir.
Yapay zekâ insanın yerine geçmek zorunda değildir. Doğru kullanıldığında insanın zihinsel yükünü azaltabilir, rutin işleri üstlenebilir, bilgiye erişimi kolaylaştırabilir ve insanın daha yaratıcı işlere zaman ayırmasını sağlayabilir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için bir şeyi unutmamamız gerekir: Yapay zekâyı geliştiren de kullanan da insandır.
Dolayısıyla geleceğin en önemli yatırımı yalnızca yapay zekâ sistemlerine değil, insanın kendisine yapılmalıdır.
Daha iyi eğitim… Daha sağlıklı çalışma ortamları… Daha güçlü sosyal bağlar… Daha az gereksiz stres… Daha bilinçli teknoloji kullanımı… Daha fazla düşünme ve üretme zamanı… Ve en önemlisi, insanın merakını koruyan bir kültür… Çünkü insanlığın geleceğini yalnızca makinelerin ne kadar akıllı olduğu belirlemeyecek. İnsanların kendi akıllarını ne kadar özgür ve bilinçli kullanabildiği de belirleyecek.
Beynimiz yaklaşık 12 wattlık enerjiyle çalışıyor olabilir. Fakat bu küçük enerji, insanlığa şiir yazdırdı, bilim yaptırdı, şehirler kurdurdu, uzaya araç gönderdi ve şimdi de yapay zekâyı ortaya çıkardı. Belki de geleceğin en büyük sorusu şu olacaktır: Makineler insan beynini taklit etmeyi öğrenirken, insan kendi beyninin değerini yeniden keşfedebilecek mi?
Cevap, teknoloji laboratuvarlarında değil; insanın kendisinde saklıdır.
Çünkü geleceğin en güçlü bilgisayarı ne kadar gelişirse gelişsin, onu tasarlayan zihnin yerini henüz alamamıştır. Ve belki de insanlığın asıl mucizesi, beynimizin yalnızca 12 watt tüketmesi değil; o 12 watt ile bir medeniyet oluşturması olacaktır.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”
YORUM YAP