YAZARLAR

07 Eylül 2026 Pazartesi, 08:00

Elbet Bir Gün Düşüneceğiz, Bu Böyle Yarım Kalmayacak

Düşünmenin kesintiye uğramadan devam etmesi, insanın yalnızca bilgi edinmesi değil; duygularını, aklını, eleştirel bakışını ve zihinsel üretimini sürekli geliştirmesi anlamına gelir. İnsanlık idealine yaklaşmanın yolu öğrenmekten, okumaktan, yazmaktan, aklı kullanmaktan ve düşünceyi çağın değişen şartları karşısında sürekli güncellemekten geçer.


Düşünmek Neden Bu Kadar Önemli?

“Düşüneceğiz ‘Aramıza Dağlar Sıralansa da’” başlıklı yazımdan sonra yakın dostlarımdan bazıları yazıyı beğendiklerini, paylaşmak istediklerini ve yazılarında alıntı olarak kullanacaklarını belirttiler. Düşünme konusunun hem kişi hem de toplum açısından ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hissettim. Bu nedenle düşünmenin kesintiye uğramadan devam etmesinin hem kişi hem toplum açısından zorunlu olduğunu düşündüm.

Düşünmenin sürekli ileriye doğru yol alması gerektiği düşüncesi ve temennisi ile aşağıdaki birkaç hususu vurgulamak istiyorum.

1. İnsanlık İdeali ve Beynin Gelişimi

Üçlü beyin teorisine göre arka beyin, orta beyin ve üst beynimiz bulunmaktadır. Arka beyin bizim hayvansı beynimizdir. İçgüdülerimizi yönetir. Biyolojik varlığı sürdürme, üreme faaliyeti ve tehlikelerden kaçarak hayatta varlığı sürdürebilme güdüsü gibi. Bu içgüdüler dünyaya gelirken bize bahşedilen paket programdır. Diğer hayvanlarda nasıl işlerse bizde de aynı şekilde işler.

Orta beynimizde duygular gelişir. Üst beynimizde ise akıl, mantık, zekâ gibi düşünmeye yönelik mekanizmalar vardır.

Orta beyin ve üst beyin bize verilmiş hazır paket program değildir. Oralar doğuştan boştur. Hatta John Locke (1632-1704) “tabula rasa” der. Yani boş levha. Zihnimizi boş levha olarak kabul eder.

Orta beyinde yer alan sevgi, şefkat, merhamet, vicdan gibi duyguları sonradan öğreniriz. Üst beyinde yer alan analitik, eleştirel, mantıklı, yaratıcı düşünmeyi sonradan öğreniriz.

Orta ve üst beyin; ailemizden, çevremizden, eğitimimizden aldığımız veri ve bilgilere ilaveten kendi zihinsel çabalarımızla gelişir. Beynimizin bu bölümleri her türlü gelişmeye açıktır ve sınırsız bir gelişme potansiyeline sahibiz.

Bizler sadece arka beyindeki içgüdülerle yetindiğimiz ölçüde hayvanız. Orta ve üst beyni geliştirdiğimiz ölçüde ise insanız.

Orta ve üst beynin gelişmesinin nihai bir sınırı yoktur. İnsanlık bir idealdir. Orta ve üst beyni geliştirdikçe insanlık idealine yaklaşırız. Sevgi dolu, adaletli, merhametli, üretici, yaratıcı bir toplum ancak orta ve üst beyni gelişmiş insanların varlığıyla mümkündür.

2. Öğrenmeyi Bıraktığımız Anda Ne Olur?

Orta ve üst beynin gelişmesi için hayatımızda her gün yeni bir şeyler öğrenmeyi ilke edinmek gerekir.

Arka beyin bizim biyolojik varlığımızın sürmesi için gerekli donanıma sahiptir. Örneğin aç kaldığımız zaman hemen harekete geçer. Açlığımızı hissetmemiz ve onu gidermemiz için düşünmeye gerek yoktur. Her şey otomatik işler.

“Tavşan alıştığı otu yer” şeklindeki atasözümüz otomatik alışkanlığa ve içgüdüye dayalı bir hâli anlatır.

Oysa zihin açlığını ancak yeni bir şeyler öğrendiğinizde fark edersiniz. Bedeni canlılığımız yemek içmekle, beyinsel (orta ve üst) canlılığımız ise ancak yeni şeyler öğrenmekle mümkündür.

Kişi öğrenmeyi kestiği anda beyinsel ölümü başlar. Biyolojik varlığı devam eder.

Düşünmeyen beyinleri komutlarla yönetmek, robot ritimli insanlar hâline getirmek çok kolaydır. Artık onların içgüdülerine yönelik şartlı refleks kalıplarını kullanarak dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz.

Immanuel Kant (1724-1804), aydınlanmanın ancak herkesin kendi bedeni üstünde kendi kafasını kullanarak, yani düşünerek mümkün olacağını savunur.

3. Şifahi Kültürden Yazılı Kültüre Geçmek

Orta ve üst beynin yeterince gelişmesi için şifahi kültürden yazılı kültüre geçiş gerekir.

Kulaktan dolma, zihinsel işleme tabi tutulmadan elde edilen ezbere bilgiler orta ve üst beyindeki mekanizmaları harekete geçirmez. Sadece diğer canlılarda da kısmen var olan hafızaya malzeme oluşturur.

Okumak, düşünmek ve yazmak zihinsel gelişim için oldukça önemlidir.

Toplumumuzda okumak, düşünmek ve yazmaktan ziyade duymak ve konuşmak şeklinde devam eden şifahi kültürde zihinsel işlem olmaz. Sadece yansıtma olur.

Günlük dedikodu yansıtmaları ya da televizyon kültürü dediğimiz reyting ve şov amaçlı kişilerin çoğu zaman konjonktüre dayalı ama gerçeğe ve bilime uymayan sözlerinden oluşan taşıyıcılık öne çıkar.

Yazmak Zihinsel Olarak Yenilenmektir

Özellikle üst beynin gelişmesinde yazmanın önemi büyüktür.

Gerçek anlamda yazmak yeni bir şeyler söylemektir. Yazmak insanın zihinsel olarak yenilenmesidir.

Toplum olarak yazmayı seven bir toplum değiliz. Tarihimizdeki birçok gerçeği bile ancak yabancı kaynaklarda buluyoruz. Yazmayınca tecrübeler aktarılarak gelişme sağlanamıyor. Yazmayınca şifahi kültürün değişmeyen ve gerçekliğe dayanmayan menkıbeleri, hikâyeleri nesilden nesile dolaşıyor.

Bana gelen bir mailde;

“Yabancı bir kanalda konuşan bir profesörü dinliyorum. Şöyle diyor; ‘Evrende milyarlarca galaksi var. Sadece dünyamızın da içinde bulunduğu Samanyolu galaksisinde yüz milyarlarca yıldız var. Bu yıldızlardan biri olan kutup yıldızı uzay açısından bakıldığında, bize burnumuzun dibi denecek yakınlıkta. Buna rağmen, bizim kutup yıldızına ışık hızında bile gitmemiz 450 yıl sürer.’...”

Sonra kanalı değiştirip Türk televizyonunda konuşan bir “profesörü” dinliyorum. Şöyle diyor:

“Bir gün Malik Bin Halis hazretleri devesiyle çölde ilerlerken karıncaya rastlar. Malik Bin Halis hazretleri karıncaya sorar; ‘Eyy karınca nereden gelip nereye gidersin?’” diye yazmış...!!

Şifahi kültürün ve üst beyni kullanmamanın tipik bir örneği.

4. Sürekli Geçmişte Yaşamak

Sürekli geçmişle övünmek ve geçmişte yaşamak, orta ve üst beyni kullanmayarak gerçekten kaçmaya çalışmaktır.

Bu durum şunu gösterir:

Birincisi, günümüzde hâlimiz o kadar berbat ki ancak geçmişi öne çıkararak bugünün berbatlığını görünmez kılmaya çalışıyoruz.

İkincisi, gelişmiş ülkeler arasında geride kalınca ezikliğimizi geçmişin altın sayfalarında arayarak aşağılanma duygumuzu üstünlük duygusuyla bastırmaya çalışıyoruz.

Geçmişi, düşünme konusunda bir uyuşturucu gibi kullanıyoruz.

Abraham Lincoln (1809-1865) başkanken bir genç iş istemek için huzuruna çıkmış. Konuya girmeden önce de dedesinin, babasının, amcasının iç savaş sırasında gösterdikleri kahramanlıklardan, bu yolda hayatlarını bile feda ettiklerinden bahsetmiş.

Lincoln delikanlıyı sakin sakin dinledikten sonra şöyle demiş:

“Evlat, sen bana patatesi hatırlatıyorsun, zira onun da işe yarayan kısmı toprak altındadır.”

5. Düşünceyi Güncellemek Gerekir

Orta ve üst beyni güncellemek gerekir.

İnsanlık sürekli ilerliyor. Düşünme sahasında yeni kavramlar üretiliyor, düşünme alanı sürekli genişliyor. Hâlâ eski kavramlarla düşünürsek çağı anlamak mümkün olmaz.

Ulaşım araçlarındaki gelişme insandaki hız ve mesafe anlayışını değiştirdi. İnternet insandaki zaman ve mekân algısını değiştirmiştir. Geçmişin zaman ve mekân kavramıyla şimdiki aynı değildir.

Bilim ve teknolojiyle değişiklik gösteren insanın hayat biçimine göre sosyal bilimlerdeki özgürlük, insan hakları, hukuk, demokrasi kavramları da değişmiş, gelişmiştir.

Hâlâ eski kavram ve algılarla düşünürsek yeni durumları kavrayamayız.

6. Aklı Kullanmak ve Düşünmeyi Bilmek

Düşünmeyi bilebilmek için beyni bilmek, beynin işleyişini bilmek gerekiyor.

Aklın bilimi olan felsefe bizde dinsizlikle suçlanarak sabıkalı hâle getirilmiştir.

Bir gün bir arkadaşım:

“Seni biriyle tanıştıracağım.” dedi.

Tanıştırdığı kişi uzun ve düzensiz sakalı olan biriydi. Arkadaşım ona çok hürmet ediyordu. Ben ona ne iş yaptığını sordum.

“Filan Hz.lerinin kapısında köpeğim.” dedi.

Ben ona:

“Her insan eşref-i mahlûkattır, en şereflidir. Niye bir insana köpek oluyorsun?” dedim.

Bana:

“Hz. İsa bir filozofa ‘Akıl seni küfre götürüyor.’ demiş. Senin de aklın seni küfre götürüyor.” dedi.

Ben:

“Kur’an akıllı insanları muhatap alır. Akılsızların, delilerin sorumluluğu yoktur.” dedim.

Bana:

“Sen küfürdesin, sen küfürdesin.” dedi.

İlmi olmayan, düşünmeyen insanların aklı ve felsefeyi küfür olarak görmeleri çok normaldir. Okumayan, düşünmeyen, şifahi kültürle yetinen toplumu bu akıl dışı kişiler yönlendirmektedir. Bunlar zihinleri aydınlatmayan, karartan kişilerdir.

Immanuel Kant:

“Tembellik, korkaklık ve kolaycılık nedeniyle insanlar kendi akıllarını kullanmazlar, başkalarının aklıyla yaşarlar.”

demektedir.

Beyin deyince sadece salatasını anlayan, onu kullanmasını bilmeyen toplumlar ancak şarlatanların oyuncağı hâline gelir.

Mizah da Ciddi İştir, Düşünmek de

Genelde mizahi şeyler yazıyordum, galiba bugün çok ciddileştim.

Gerçi mizah da felsefenin gülümseyen hâlidir.

Mizah da ciddi iştir, düşünmek de. Şakaya gelmez.


Av. Durdu Güneş
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı
dgunes@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)