YAZARLAR

31 Mayıs 2026 Pazar, 09:00

PAZAR SOHBETLERİ NO: 12 Bir Fotoğrafın Hatırlattıkları: Gazi Meslek Yüksekokulu, Öğrencilerimiz ve Mesleki Eğitimin Gönül Cephesi

Bir öğrencimin yıllar sonra gönderdiği fotoğraf, beni Gazi Üniversitesi Gazi Meslek Yüksekokulunda geçen çok kıymetli yıllara götürdü. Bu kare; öğrencilerimizi, meslektaşlarımızı, atölyelerimizi, laboratuvarlarımızı ve mesleki eğitimin insan yetiştiren gerçek ruhunu yeniden hatırlattı.



Bazı fotoğraflar vardır; yalnızca geçmişten kalmış bir anı değildir. Bir dönemin emeğini, heyecanını, insan ilişkilerini, eğitim idealini ve yetişen gençlerin bugün geldikleri noktayı sessizce anlatır. Yıllar sonra elinize ulaştığında sizi sadece geçmişe götürmez; aynı zamanda eğitimci olmanın anlamı üzerine yeniden düşündürür.

Bugün böyle bir fotoğrafla karşılaştım. Fotoğrafı bana, o günkü öğrencilerimden Metin Yılmaz Gür gönderdi. Kendisi bugün emekli; görev yaptığı yıllarda Sağlık Bakanlığı bünyesinde çalışmış, aynı zamanda futbol hakemliği yapmış; çalışkanlığı, sorumluluk duygusu ve insani yönüyle hatırladığım çok sevdiğim öğrencilerimizden biridir.

Bu kareyi görünce, Gazi Üniversitesi Gazi Meslek Yüksekokulu Makine Resim ve Konstrüksiyon Bölümünde geçen yıllar bir anda zihnimde yeniden canlandı. Öğrencilerimiz, meslektaşlarımız, atölyelerimiz, dersliklerimiz, laboratuvarlarımız ve o dönemin mesleki eğitim heyecanı hafızamda yeniden yerini aldı.

Fotoğrafta yer alan öğrencilerimizin her biri bizim için ayrı ayrı kıymetliydi. Aralarında yaş itibarıyla daha büyük olanlar da vardı; lise sonrası eğitim hayatına Gazi Üniversitesi Çubuk Yerleşkesinde bulunan Gazi Meslek Yüksekokulu Makine Resim ve Konstrüksiyon Bölümünde devam eden genç öğrencilerimiz de… Fakat hepsinde ortak bir değer vardı: Öğrenme arzusu, emeğe saygı, sorumluluk bilinci ve geleceğe tutunma iradesi.

Bu yazı, bir fotoğrafın hikâyesi gibi görünse de aslında Türkiye’de endüstriyel mesleki ve teknik yükseköğretimin hafızasına düşülen mütevazı bir nottur.

Gazi Meslek Yüksekokulu’nda Başlayan Güzel Bir Dönem

Ben, METEM proje süreçlerinden önce Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Kalıpçılık Bölümünde öğretim elemanı olarak görev yapıyordum. Mesleki ve teknik eğitimin geliştirilmesine yönelik proje görevlerinin ve çalışmaların tamamlanmasının ardından, doğal olarak yeniden fakülte ortamına dönüş süreci gündeme gelmişti. Ancak o dönemin idari şartları, kurumsal görev planlamaları ve üniversite içindeki yeni yapılanma arayışları çerçevesinde süreç farklı bir şekilde gelişti.

Bu çerçevede, Gazi Üniversitesi Rektörlüğünün uygun görmesi ve yürürlükteki idari prosedürler doğrultusunda, 2007 Temmuz ayı itibarıyla Gazi Üniversitesi Gazi Meslek Yüksekokulunda öğretim görevlisi olarak göreve başladım. Yaklaşık dört buçuk yıla yakın süren bu görev dönemi, meslek hayatımın en öğretici, en anlamlı ve en verimli dönemlerinden biri olarak hafızamda yerini aldı.

METEM sürecinde edinilen proje tecrübesi, mesleki ve teknik eğitimin dönüşümüne ilişkin bilgi birikimi ve kurumsal bakış açısı, Gazi Meslek Yüksekokulundaki görev yıllarımda bana önemli bir perspektif kazandırdı. Çünkü meslek yüksekokulu öğrencisinin yalnızca teorik derslerle değil; atölye, laboratuvar, uygulama, sektör ilişkisi, özgüven gelişimi ve meslek ahlakı ile desteklenmesi gerektiğini yaşayarak görüyorduk.

O yıllarda Gazi Üniversitesi bünyesinde güçlü meslek yüksekokulları vardı. Bunlardan ikisi Ankara’nın Akyurt ve Çubuk ilçelerinde bulunuyordu. Biri Gazi Meslek Yüksekokulu, diğeri ise Atatürk Meslek Yüksekokuluydu. Her iki kurum da mesleki ve teknik eğitimin ön lisans düzeyindeki önemli temsilcileri arasında yer alıyordu.

Bu okullar yalnızca diploma veren kurumlar değildi. Üreten, öğreten, uygulatan, öğrencisini hem sektöre hem de ileri eğitime hazırlayan yapılardı. Fen ve mühendislik alanlarının uygulamaya dönük ön lisans karşılıkları olarak görülebilecek programlarda, özellikle endüstriyel mesleki ve teknik eğitim ağırlıklı bir anlayışla öğrencilerimizle buluşuyorduk.

Gazi Meslek Yüksekokulu, Çubuk Yerleşkesindeki eğitim ortamı, atölyeleri, laboratuvarları, derslikleri, öğretim elemanlarının gayreti ve öğrencilerinin öğrenme arzusu ile benim için yalnızca bir görev yeri olmadı. Burası; mesleki ve teknik eğitime dair bilgi birikimimi, proje deneyimimi ve uygulamalı eğitim anlayışımı öğrencilerle doğrudan buluşturabildiğim çok değerli bir eğitim ortamıydı.

Atölyeden Laboratuvara Uzanan Eğitim Heyecanı

Gazi Meslek Yüksekokulu’nda görev yaptığımız yıllarda, meslektaşlarımızla birlikte öğrencilerimizin hem teorik hem de uygulamalı yönden daha iyi yetişmesi için ciddi gayret gösterirdik. Laboratuvarlarımızı yenilemeye, dersliklerimizi iyileştirmeye, atölyelerimizin imkânlarını geliştirmeye, yerleşke ortamını daha verimli hâle getirmeye çalışırdık.

Farklı kurum ve kuruluşlarla iş birlikleri geliştirir, öğrencilerimizin sektörle temas kurmasını önemserdik. Çünkü mesleki ve teknik eğitim yalnızca sınıfta öğrenilen bilgilerden ibaret değildir. Atölyede, laboratuvarda, sahada, üretim ortamında ve gerçek problemlerle karşılaşıldığında anlam kazanan bir eğitimdir.

O günlerde öğrencilerimizin gözlerindeki heyecanı bugün bile hatırlıyorum. Bir teknik resmi doğru okuyabilmek, bir parçayı tasarlayabilmek, bir konstrüksiyon mantığını kavrayabilmek, bir ölçülendirme kuralını yerli yerine oturtabilmek öğrencide güçlü bir özgüven oluştururdu. Bizler de bu özgüveni artırmak için elimizden geleni yapardık.

Mesleki eğitimde başarı, yalnızca bilgiyi aktarmakla değil; öğrencinin el becerisini, düşünme kabiliyetini, problem çözme yeteneğini ve iş disiplini anlayışını birlikte geliştirmekle mümkündür. O yıllarda Gazi Meslek Yüksekokulunda bunu samimiyetle yapmaya çalıştık.

Mühendisliğe Geçenler, Sektöre Katılanlar

Gazi Meslek Yüksekokulunda bizleri en çok mutlu eden konulardan biri, öğrencilerimizin önemli bir kısmının mühendislik fakültelerine geçiş yapabilmesiydi. Her yıl 10-15 öğrencimizin mühendislik eğitimine devam edebilmesi bizler için büyük bir iftihar vesilesiydi.

Elbette herkesin yolu mühendislik fakültesine çıkmıyordu. Ön lisans eğitimini tamamlayarak doğrudan sektöre yönelen öğrencilerimiz de vardı. Onların da üretim hayatında, kamu kurumlarında, sanayide, teknik ofislerde ve farklı meslek alanlarında başarılı çalışmalar yürüttüklerini duymak bizleri ayrıca mutlu ediyordu.

Bugün fotoğrafı gönderen öğrencimizin Sağlık Bakanlığında görev yapmış olması ve aynı zamanda futbol hakemliği gibi disiplin, adalet duygusu ve sorumluluk gerektiren bir alanda bulunması da bunun güzel örneklerinden biridir. Bir eğitimcinin en büyük mutluluğu, öğrencisinin hayatta sağlam bir yer edinmesi, sorumluluk alması ve topluma katkı sunmasıdır.

Meslektaş Dayanışması ve Öğretme Aşkı

Fotoğrafta hemen yanı başımda, o dönemdeki değerli meslektaşım Öğretim Görevlisi Mete Özbaş da yer alıyor. O yıllarda birlikte görev yaptığımız pek çok meslektaşımız, öğrencilerine yalnızca ders anlatan kişiler değildi. Onlar; mesleğini seven, öğrencisinin gelişimiyle ilgilenen, bilgisini paylaşmaktan mutluluk duyan, atölye ve laboratuvar kültürünü bilen, mesleki eğitimin ruhunu taşıyan insanlardı.

Bir eğitim kurumunu güçlü yapan yalnızca fiziki imkânları değildir. Elbette laboratuvar, atölye, derslik, donanım ve teknik altyapı önemlidir. Fakat bütün bunlara anlam kazandıran unsur, öğretim elemanının öğrencisine dokunabilme gücüdür.

Gazi Meslek Yüksekokulunda o dönem bu ruh güçlü biçimde vardı. Öğrencisine inanan, öğrencisiyle ilgilenen, imkânı geliştirmeye çalışan ve mesleki eğitimi bir insan yetiştirme meselesi olarak gören bir eğitim anlayışı hâkimdi.

Meslek Yüksekokullarının Dönüşümü Üzerine Bir Not

Sonraki yıllarda Gazi Üniversitesi bünyesindeki meslek yüksekokullarının kurumsal yapısında önemli değişiklikler yaşandı. Akyurt ve Çubuk gibi ilçelerde varlık gösteren, kendi kimliği ve birikimi olan meslek yüksekokulları farklı bir yapılanma sürecine girdi.

Bu süreçte, benim de kurucusu olduğum Gazi Üniversitesi OSTİM Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu çatısı altında birçok yapı bir araya getirildi. OSTİM Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu, kuruluş dönemindeki özgün modeliyle Türkiye’de dikkat çekici bir örnek olmuştu. Güz, bahar ve yaz dönemlerini kapsayan; altı dönem üzerinden yapılandırılan, iş yeri eğitim anlayışını merkeze alan farklı bir meslek yüksekokulu modeli hedeflenmişti.

Öğrencinin yalnızca okulda değil, sektörle iç içe yetişmesini esas alan bu yaklaşım, mesleki ve teknik eğitimin geleceği açısından değerli bir perspektif taşıyordu. Aslında Çubuk Yerleşkesinde öğrencilerle, atölyelerle, laboratuvarlarla ve meslektaş dayanışmasıyla şekillenen eğitim tecrübesi ile daha sonra sektörle bütünleşik yeni bir meslek yüksekokulu modeli arayışı arasında güçlü bir zihinsel ve mesleki bağ vardı.

Bu konu, kuşkusuz başlı başına birkaç yazıyı hak eder. Türkiye’de meslek yüksekokullarının dönüşümü, yerleşke kültürü, sektörle iş birliği, iş yeri eğitimi, programların sürdürülebilirliği ve kurumsal hafıza meselesi ayrıca ele alınmalıdır. Ancak bu yazının merkezinde kurumsal dönüşüm tartışmalarından çok, bir fotoğrafın hatırlattığı insan hikâyesi, öğrenci emeği ve eğitimci sorumluluğu bulunmaktadır.

Asıl Mesele: İnsan Yetiştirmek

Bugün geriye dönüp baktığımda, o yıllarda yaptığımız çalışmaların merkezinde aslında tek bir amaç olduğunu görüyorum: İnsan yetiştirmek.

Teknik bilgi önemliydi. Mesleki beceri önemliydi. Laboratuvar, atölye, teknik resim, konstrüksiyon, ölçme, üretim, tasarım ve iş disiplini elbette önemliydi. Fakat bütün bunların üzerinde bir başka sorumluluk daha vardı: Öğrencinin kendine güvenen, emeğin değerini bilen, sorumluluk alan, ülkesine ve topluma faydalı bir birey olarak yetişmesine katkı sunmak.

Gazi Meslek Yüksekokulunda bunu yapmaya çalıştık. Belki her şeyi mükemmel yapamadık. İmkânlarımız sınırlıydı. Şartlar her zaman kolay değildi. Fakat samimiyetimiz vardı. Gayretimiz vardı. Öğrencilerimizin iyi yetişmesi için taşıdığımız güçlü bir ideal vardı.

Bu nedenle, yıllar sonra bir öğrencimizin gönderdiği fotoğraf sadece nostaljik bir hatıra değildir. Aynı zamanda verilen emeğin boşa gitmediğini gösteren sessiz ama güçlü bir belgedir.

Bir Fotoğraftan Kalan Büyük Ders

Bu kareye baktığımda; sınıfları, atölyeleri, laboratuvarları, öğrenci sohbetlerini, sınav telaşlarını, mühendisliğe geçiş sevinçlerini, mezuniyet heyecanlarını ve meslektaşlarımızla birlikte yürüttüğümüz çabaları hatırlıyorum.

Her öğrencinin ayrı bir hikâyesi vardı. Kimi mühendisliğe devam etti. Kimi sanayiye yöneldi. Kimi kamu kurumlarında görev aldı. Kimi farklı alanlarda kendine yol açtı. Ama hepsi bizim için kıymetliydi.

Çünkü eğitimcinin nazarında öğrenci yalnızca sınıf listesindeki bir isim değildir. O, bir ailenin umudu, bir ülkenin insan kaynağı, bir toplumun geleceğidir.

Bugün bu fotoğraf vesilesiyle, Gazi Meslek Yüksekokulunda birlikte görev yaptığımız tüm meslektaşlarımı sevgi ve saygıyla anıyorum. Öğrencilerimizin yetişmesinde emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum. O yıllarda yolu Gazi Meslek Yüksekokulundan geçen bütün öğrencilerimize de selam ve muhabbetlerimi iletiyorum.

Her biriyle gurur duyuyorum.

Bir eğitimcinin en büyük zenginliği, yetişmesine katkı sunduğu öğrencilerinin hayatta güzel yerlere geldiğini görebilmektir. Bugün bana ulaşan bu fotoğraf, o zenginliğin en güzel hatırlatmalarından biri oldu.

Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)