CUMARTESİ OKUMALARI NO:13- Kentin Kararına Yurttaş da Ortak Olabilir mi?
İrlanda’da rastgele seçilen yurttaşlar, anayasal değişikliklerden iklim krizine kadar toplumun zor başlıklarını uzmanlarla birlikte tartışıyor; önerilerini karar vericilerin önüne taşıyor. Türkiye’de kent konseyleri ise güçlü bir hukuki zemine sahip olmasına rağmen, kararların belediye meclislerine ve uygulamaya ne ölçüde yansıdığı sorusuyla karşı karşıya. Dünyadaki örnekler, kent konseylerini dışlamayan; aksine onları yeni nesil yurttaş katılımı araçlarıyla güçlendiren bir modeli gündeme getiriyor.

Demokrasi yalnızca sandık günü verilen oyla mı sınırlı kalmalı, yoksa yurttaşlar karmaşık kamu politikalarının hazırlanmasında daha doğrudan ve bilgilenmiş biçimde söz sahibi olmalı mı?
Bir kentte ulaşımın nasıl planlanacağına, deprem riskine karşı hangi önlemlerin önceliklendirileceğine, gençlerin kent yaşamına nasıl daha etkin katılacağına ya da kentsel dönüşümün hangi ilkelerle yürütüleceğine yalnızca seçilmişler ve uzmanlar mı karar vermeli?
Yoksa bilgilenmiş, farklı toplumsal kesimleri temsil eden ve kararlarının arkasında durabilen yurttaşlar da bu sürecin doğrudan parçası olabilir mi?
Bu soru, son yıllarda dünyada demokrasinin geleceği üzerine yürütülen tartışmaların merkezinde bulunuyor. İrlanda’nın Yurttaş Meclisi modeli, seçilmiş kurumların yerine geçmeyi değil; karmaşık kamusal sorunlarda yurttaşların bilgiye dayalı ve temsil gücü yüksek katılımını sağlamayı hedefleyen dikkat çekici örneklerden biri olarak öne çıkıyor.
Türkiye açısından ise tartışma daha da somut bir noktaya dayanıyor: Yerel yönetimlerde yasal zemini bulunan kent konseyleri, yalnızca görüş bildiren yapılar olmaktan çıkarak kent kararlarına etkisi izlenebilen daha güçlü katılım mekanizmalarına dönüşebilir mi?
İrlanda’da Yurttaşlar Karar Sürecinin İzleyicisi Değil
İrlanda’daki Yurttaş Meclisi uygulamalarında belirli bir konu için yurttaşlardan oluşan temsilî bir grup bir araya getiriliyor. Bu gruplar; yaş, cinsiyet, coğrafi dağılım ve sosyoekonomik yapı gibi ölçütler bakımından toplumun genel profilini mümkün olduğunca yansıtacak şekilde, rastgele seçim yöntemiyle belirleniyor.
İrlanda’da farklı dönemlerde gerçekleştirilen yurttaş meclislerinde 99 yurttaş ile bağımsız bir başkanın yer aldığı yapılar kuruldu. 2016–2018 Yurttaş Meclisi anayasal düzenlemelerden iklim değişikliğine, yaşlanan nüfustan referandum süreçlerine kadar geniş toplumsal etkisi bulunan konuları ele aldı.
Bu modelin esas gücü, yurttaşların yalnızca “fikri sorulan” kişiler olmamasında yatıyor.
Katılımcılar önce konu hakkında bilgi alıyor; uzmanları, sivil toplum temsilcilerini, kamu kurumlarını ve farklı görüşleri dinliyor. Ardından küçük gruplarda tartışıyor, ortaklaşan ve ayrışan noktaları değerlendiriyor, öneriler geliştiriyor. Hazırlanan raporlar ise kamuoyu ve ilgili karar mercileriyle paylaşılıyor.
İrlanda Yurttaş Meclisi’nin resmi çalışma yaklaşımında temel hedef; toplumun farklı kesimlerinden gelen yurttaşların, zor ve çoğu zaman kutuplaştırıcı meselelerde bilgiye dayalı değerlendirme yapabilmesini sağlamak olarak öne çıkıyor.
Türkiye’de Hazır Bir Zemin Var: Kent Konseyleri
Türkiye’de yerel katılımın kurumsal omurgasını kent konseyleri oluşturuyor.
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 76’ncı maddesi, kent konseylerine; kent vizyonunun geliştirilmesi, hemşehrilik bilincinin güçlendirilmesi, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, saydamlık, hesap sorma, hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirme görevi yüklüyor.
Kanun, belediyelerin; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversiteler, sendikalar, sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, kamu kurumları, muhtarlar ve diğer ilgili kesimlerin katılımıyla oluşan kent konseylerine destek vermesini de öngörüyor.
Yine yasal düzenlemeye göre kent konseylerinde oluşturulan görüşlerin belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilmesi gerekiyor.
Bu çerçeve, Türkiye’de kent konseylerinin yalnızca sembolik yapılar olarak değil; kent yönetimine fikir, öneri ve ortak akıl sunabilecek demokratik platformlar olarak tasarlandığını gösteriyor.
Ancak uygulamada temel soru değişmiyor:
Kent konseylerinde dile getirilen öneriler belediye meclislerinde ne kadar görünür oluyor? Stratejik planlara, yatırım programlarına, bütçe tercihlerine ve uygulama takvimlerine ne ölçüde yansıyor?
Kent Konseyi ile Yurttaş Meclisi Aynı Şey Değil
İrlanda’daki Yurttaş Meclisi modeli ile Türkiye’deki kent konseyi uygulamasını birbirinin alternatifi gibi okumak doğru olmaz.
Kent konseyleri, çok sayıda kurumun ve örgütlü yapının temsil edildiği geniş katılımlı platformlardır. Üniversiteler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, muhtarlar, kamu kurumları, siyasi partiler ve yerel aktörler kent konseylerinde yer alabilir.
Yurttaş meclisleri ise belirli bir konuya odaklanan, sınırlı süreli çalışan ve kurumsal temsil gücü bulunmayan yurttaşların da rastgele seçim yöntemiyle sürece katılmasını sağlayan yapılardır.
Başka bir ifadeyle; kent konseyi kurumsal ve sivil temsile dayanırken, yurttaş meclisi toplumun geniş kesimlerini yansıtmayı hedefleyen rastgele ve dengeli katılım yöntemine dayanır.
Bu nedenle Türkiye açısından mesele, kent konseylerinin yerine yeni bir model kurmak değildir.
Asıl mesele; kent konseylerinin bilgiye dayalı müzakere, daha geniş yurttaş katılımı, şeffaf karar takibi ve sonuç odaklı çalışma ilkeleriyle nasıl güçlendirilebileceğidir.
Belçika’dan Dikkat Çeken Ders: Katılım Toplantıyla Bitmiyor
Belçika’nın Almanca Konuşan Topluluğu’nda hayata geçirilen Ostbelgien Yurttaş Diyaloğu modeli, katılımcı demokrasinin sürekliliği bakımından dünyada dikkat çeken örneklerden biri kabul ediliyor.
Bu modelde 24 yurttaştan oluşan bir Yurttaş Konseyi bulunuyor. Konsey, yurttaş meclislerinde hangi konuların ele alınacağını belirliyor, süreçleri hazırlıyor ve önerilerin siyasi karar alma süreçlerinde ne kadar karşılık bulduğunu izliyor.
25 ila 50 yurttaştan oluşan tematik yurttaş meclisleri ise belirlenen başlıklarda bilgi edinme, tartışma ve öneri geliştirme görevi yürütüyor.
Ostbelgien örneğinin Türkiye için taşıdığı en önemli mesaj şudur:
Katılım, yalnızca insanları aynı salonda buluşturmak değildir. Katılımın gerçek değeri, ortaya çıkan önerilerin hangi kurum tarafından ele alındığı, hangi kararın uygulandığı ve hangi önerinin neden hayata geçirilemediği açıkça görülebildiğinde ortaya çıkar.
Fransa Örneği: Zor Sorunlar İçin Bilgilenmiş Yurttaş Katılımı
Fransa’da 2019 yılında başlayan İklim Yurttaş Konvansiyonu, iklim değişikliği gibi teknik, ekonomik ve toplumsal sonuçları bulunan karmaşık bir alanda yurttaş katılımının neler üretebileceğini gösterdi.
Konvansiyonda, toplumun farklı kesimlerini yansıtacak biçimde seçilen 150 yurttaş; ulaşım, konut, enerji, tüketim, tarım ve çalışma hayatı gibi alanlarda uzmanları dinledi, görüş alışverişinde bulundu ve iklim politikalarına ilişkin öneriler hazırladı.
Fransa deneyimi aynı zamanda önemli bir uyarı niteliği taşıyor.
Yurttaşların kapsamlı öneriler geliştirmesi tek başına yeterli değil. Bu önerilerin yasama, yürütme, bütçe ve uygulama süreçlerinde nasıl ele alınacağının baştan açık biçimde belirlenmesi gerekiyor.
Katılımcı demokrasinin güvenilirliği; yalnızca yurttaşların dinlenmesine değil, onların emeğine karşı kamu otoritelerinin ne ölçüde açık, gerekçeli ve hesap verebilir cevap verdiğine bağlı bulunuyor.
Türkiye İçin Yeni Bir Başlangıç Mümkün mü?
Türkiye’de kent konseylerinin mevcut hukuki ve kurumsal kapasitesi, tematik yurttaş meclisleri için güçlü bir başlangıç noktası olabilir.
Büyükşehir belediyelerinde, il belediyelerinde veya nüfusu yüksek ilçelerde; kent konseyi çatısı altında belirli süreyle çalışan Yurttaş Meclisleri oluşturulabilir.
Bu meclisler, günlük siyasi tartışmaların ötesinde; kentin uzun vadeli geleceğini ilgilendiren başlıklara odaklanabilir.
Örneğin; depreme dayanıklı kentler ve mahalle ölçekli afet hazırlığı, kentsel dönüşümde hak sahipliği ve yerinde dönüşüm, kuraklık ve su yönetimi, toplu taşıma, erişilebilir kent, genç istihdamı, yaşlı bakım hizmetleri, kadınların kent yaşamına eşit katılımı ile atık yönetimi bu modelin ilk çalışma alanları arasında yer alabilir.
Bu başlıkların ortak özelliği, yalnızca teknik uzmanlıkla çözülememeleridir. Her biri, gündelik hayatı yaşayan yurttaşların deneyimini; mahallelerin, ailelerin, gençlerin, yaşlıların, engellilerin ve çalışanların doğrudan bilgisini gerektiriyor.
Öneri Var, Peki Takip Var mı?
Yurttaş katılımının en kritik aşaması, önerinin sunulduğu an değil; öneriden sonra başlayan süreçtir.
Türkiye’de kurulabilecek tematik yurttaş meclislerinde, her öneri için açık bir karar takip mekanizması kurulmalıdır.
Belediye meclisleri, yurttaş meclislerinden gelen önerileri belirli bir süre içinde değerlendirmeli; kabul edilen, kısmen kabul edilen veya uygulanamayacak öneriler için gerekçeli cevap vermelidir.
Bu cevaplar belediyenin internet sitesinde, kent konseyi platformlarında ve kamuya açık dijital izleme ekranlarında yayımlanmalıdır.
Yurttaşlar; önerilerinin hangi aşamada olduğunu, hangi belediye biriminin sorumlu tutulduğunu, hangi takvimde işlem yapılacağını ve bütçe ayrılıp ayrılmadığını görebilmelidir.
Bu yaklaşım, kent konseylerini yalnızca istişare alanı olmaktan çıkarabilir; kent yönetiminin karar kalitesini yükselten, güveni güçlendiren ve hesap verebilirliği görünür kılan etkili yapılara dönüştürebilir.
OECD Ne Diyor?
OECD’nin yurttaş katılımı ve müzakereci demokrasi çalışmalarında, yurttaş meclisleri ve benzeri mekanizmaların temsilî kurumların yerine geçmesi değil; onları tamamlaması gerektiği vurgulanıyor.
OECD’ye göre kalıcı ve iyi tasarlanmış katılım mekanizmaları; kararların kalitesini, demokratik kurumlara duyulan güveni ve kamu politikalarının toplumsal meşruiyetini güçlendirebilir.
Ancak bunun için dört temel koşul gerekiyor: Katılımcıların toplumun farklı kesimlerini temsil edecek şekilde belirlenmesi; yurttaşların dengeli, anlaşılır ve güvenilir bilgiye erişmesi; müzakere sürecinin bağımsız, kapsayıcı ve şeffaf yürütülmesi; karar vericilerin yurttaş önerilerine açık, gerekçeli ve izlenebilir biçimde karşılık vermesi.
Son Söz: Kent Hakkında Konuşmak Yetmez, Karara Etki Etmek Gerekir
İrlanda’nın Yurttaş Meclisi deneyimi, seçilmiş kurumları devre dışı bırakan bir yönetim modeli önermiyor.
Tam tersine, seçilmiş kurumların karar alma kapasitesini toplumun bilgisi, deneyimi ve ortak aklıyla güçlendirmeyi amaçlıyor.
Türkiye’de kent konseyleri de bu anlayış için önemli bir başlangıç zemini sunuyor.
Kent konseylerinin çok paydaşlı yapısı; rastgele seçilen yurttaşların, uzmanların, üniversitelerin, meslek odalarının ve sivil toplumun aynı konuda bilgiye dayalı biçimde buluştuğu yeni nesil katılım modelleriyle desteklenebilir.
Böyle bir dönüşüm, kentler için yalnızca daha fazla toplantı anlamına gelmez.
Daha fazla güven, daha fazla şeffaflık, daha güçlü ortak akıl ve en önemlisi; kent yaşamını doğrudan etkileyen kararların gerçek sahipleriyle birlikte alınması anlamına gelir.
Bugünün kentlerinde artık asıl soru şudur:
Yurttaşlara yalnızca görüşleri mi sorulacak, yoksa kentlerin geleceğine ilişkin kararların gerçek ortağı olmaları mı sağlanacak?
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP