YAZARLAR

14 Temmuz 2026 Salı, 08:00

KÜLTÜR, TARİH VE KENT BELLEĞİ- Gordion: Geçmişin Sessiz Çığlığı ve Geleceğin Mirası Yazı No:2- GORDİON ANTİK KENTİ: MEGARONLARDAN DÜNYANIN EN ESKİ GEOMETRİK MOZAİĞİNE

Gordion yazı dizimizin ikinci ve son bölümünde, Prof. Dr. C. Brian Rose ile kazı alanındaki yolculuğumuzu sürdürüyor; Teras Binaları’nı, megaronları, dünyanın bilinen en eski geometrik çakıl taşı mozaiğini ve yangının izlerini taşıyan yapılarda yürütülen koruma çalışmalarını ele alıyoruz. Gordion’un anıtsal mirası, Frig mimarisinin görkemini gösterirken geçmişi ortaya çıkarmak ile onu gelecek kuşaklara aktarmak arasındaki hassas dengeyi de gözler önüne seriyor.

İlk Bölümden Bugüne

İki gün süren Gordion yazı dizimizin ilk bölümünde, Friglerin Anadolu ve Batı uygarlığı üzerindeki etkisini ele aldık.

Kibele’den Kral Midas’a, Frig yazısından ahşap işçiliğine, tümülüslerden Gordion’un UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne uzanan yolculuğuna kadar geniş bir tarihî çerçeve çizdik.

Gordion’un yalnızca geçmişten kalan bir antik kent olmadığını; Anadolu’nun üretim, inanç, sanat ve mimarlık tarihini günümüze taşıyan büyük bir kültür merkezi olduğunu gördük.

Bu bölümde kazı alanındaki yürüyüşümüze kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Teras Binaları’nı, Frig mimarisinin seçkin örnekleri olan megaronları, dünyanın bilinen en eski geometrik çakıl taşı mozaiğini ve antik yapılarda sürdürülen koruma çalışmalarını yerinde inceliyoruz.

Prof. Dr. C. Brian Rose ile Gordion’da

Tarihe yön veren üç büyük mirasta Prof. Dr. C. Brian Rose’un emeği var.

Homeros’un efsanevi Troya’sına, mermer işçiliğinin şaheseri Afrodisias’a ve yaklaşık yirmi yıldır Kral Midas’ın gizemli başkenti Gordion’a dokunarak dünya kültür mirasına paha biçilmez katkılar sundu, sunmaya devam ediyor.

Ekibiyle birlikte kazdığı Gordion’u Brian Hoca ile gezdik.

Harika Türkçesiyle megaronları anlatmaya başladı.

Anlattıklarını kaydettim.

Toplam beş bölüm olmasını düşündüğüm kayıtların üçü, bu yazı yayına hazırlanırken izleyiciyle buluşmuştu. Diğer bölümler de ilerleyen günlerde kanalda yerini alacak.

“Prof. Rose ile Gordion Antik Kenti” adıyla izlenebilecek mini video dizisinin yayımlanan ilk üç bölümünün bağlantıları:

www.youtube.com/watch?v=AFvgFfMr9g4

www.youtube.com/watch?v=ruJ--szRayY

www.youtube.com/watch?v=d7bWl38Nb2c

Geçen yıl gerçekleştirdiğimiz kayıt:

www.youtube.com/watch?v=9XNzHiHHH8U

2026 yılı kazı döneminde Gordion’da neler yapıldığını ve hangi çalışmaların sürdürüldüğünü yerinde konuştuk.

Teras Binaları

Teras Binaları, Gordion Antik Kenti’nin iç kalesinde yer alıyor.

Saray alanından yaklaşık iki metre daha yüksekte bulunduğu için böyle adlandırıldığını düşünüyorum.

Anıtsal Teras Binası ile CC Binası, Teras Kompleksi’ni oluşturuyor.

Anıtsal Teras Binası alanında TB-1’den TB-8’e kadar adlandırılan, birbirine bitişik sekiz oda bulunuyor. Birbirinin eşi olan bu odaların atölye olarak kullanıldığı düşünülüyor.

Burada sarayın ve yönetici sınıfın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla üretim yapıldığı kabul ediliyor. Arkeolojik buluntular, odalarda özellikle tekstil üretimi ile gıda işleme faaliyetlerinin yürütüldüğünü gösteriyor.

Anıtsal Teras Binası’nın hemen karşısında CC Binası yer alıyor. İki yapı arasında geniş bir avlu bulunuyor.

Anıtsal Teras Binası ile CC Binası’nın birlikte kapladığı alan yaklaşık 105 x 90 metre.

Bu ölçüler, Teras Kompleksi’nin Gordion saray alanı içindeki önemini açıkça ortaya koyuyor.

Buradaki yapılardan günümüze, genişliği yer yer bir metreyi aşan alt duvarlar ulaşmış. Bu duvarların üzerindeki kerpiç tuğlalar ve ahşap kirişler ise yaşanan büyük yangının ve aradan geçen uzun zamanın etkisiyle korunamamış.

KUTU BİLGİ

Teras Binaları

Teras Kompleksi, Anıtsal Teras Binası ile CC Binası’ndan oluşuyor.

Anıtsal Teras Binası’nda TB-1’den TB-8’e kadar adlandırılan sekiz bitişik oda bulunuyor.

Bu odaların tekstil üretimi ve gıda işleme amacıyla kullanılan atölyeler olduğu düşünülüyor.

Anıtsal Teras Binası ile CC Binası’nın arasında geniş bir avlu yer alıyor.

Teras Kompleksi yaklaşık 105 x 90 metrelik bir alanı kaplıyor.

Megaron M3

Gordion megaronları, Frig mühendisliğinin şaheser yapılarıdır.

Bu yapılar, antik mimarlık tarihindeki en erken ve en gelişmiş geometrik bezemeli çakıl taşı mozaik tabanlara ev sahipliği yapıyor.

Teras Binaları’nda tekstil üretildiği ve gıda işlendiği düşünülüyor. Bu alandaki büyük yapılardan biri Megaron 3, kısaca M3 olarak adlandırılıyor.

MÖ 9. yüzyılın ortalarına, yaklaşık MÖ 850’ye tarihlenen bu yapılar, Friglerin başkenti Gordion’un saray alanını, yani akropolünü oluşturuyordu.

Yunan mimarisinden aşina olduğumuz tapınak planlarının öncüsü kabul edilen megaronlar, Frig seçkinlerinin idari, dinî ve sosyal yaşamının merkezinde yer alıyordu.

İlk megaron planlarını yaklaşık MÖ 3000’den itibaren Batı Anadolu’da ve kıta Yunanistan’da görüyoruz.

İlk kullanımı Ege dünyasına ait olan bu mimari form, sonraki dönemlerde Yunan tapınaklarının öncüsü hâline geliyor.

Bu yönüyle Gordion’daki megaronlar, yalnızca Frig mimarisini değil, Anadolu ile Ege dünyası arasındaki binlerce yıllık kültürel etkileşimi de gösteriyor.

KUTU BİLGİ

Megaron Nedir?

Megaron, önünde açık bir sundurma bulunan dikdörtgen planlı bir yapı türüdür.

Derinlemesine uzanan ana yapının ön tarafında, çoğunlukla iki sütunla desteklenen açık bir bölüm yer alır.

Ana odada ısınma ve dinî törenler için kullanılan dairesel bir kutsal ateş ocağı, yani estia bulunur.

Dumanın dışarı çıkabilmesi için çatıda bir açıklık bırakılır.

Tunç Çağı’nda Troya ve Miken saraylarında kralın taht odası olarak kullanılan bu plan, sonraki dönemlerde klasik Yunan tapınak mimarisindeki kutsal odaya doğrudan ilham vermiştir.

KUTU BİLGİ

Megaronların Mimari Yapısı ve Önemi

Gordion’daki megaronlar, dikdörtgen bir ana oda ile önünde yer alan açık veya yarı açık bir giriş bölümünden oluşuyor.

Duvarlar, ahşap dikmelerle desteklenen taş temeller üzerine kerpiç kullanılarak inşa edilmiş.

Çatılarda saz, ahşap ve çamurdan yararlanılmış.

Megaronlar yalnızca mimari yapılar değil; Friglerin yönetim, inanç ve toplumsal yaşamının merkezleridir.

Dünyanın Bilinen En Eski Geometrik Çakıl Taşı Mozaiği

Gordion megaronlarını dünya çapında eşsiz kılan en önemli özelliklerden biri, Megaron 2 olarak adlandırılan yapının tabanında bulundu.

MÖ 850 dolaylarına tarihlenen bu taban, kırmızı, mavi-siyah ve beyaz renkli nehir çakıllarının yan yana dizilmesiyle oluşturulmuş.

Bu eser, dünyanın bilinen en eski geometrik çakıl taşı mozaiği olarak kabul ediliyor.

Mozaikte kilim desenlerini andıran üçgenler, baklava dilimleri ve çarkıfelek motifleri yer alıyor.

Bu desenler, Friglerin geometri, renk ve ritim anlayışını ortaya koyarken Anadolu’nun güçlü dokuma geleneğini de düşündürüyor.

Taşlarla oluşturulan desenlerin kilim motiflerini andırması, Frig sanatında farklı üretim alanları arasında kültürel ve estetik bir bağ bulunduğunu gösteriyor.

Mozaik, korunması amacıyla bulunduğu yerden kaldırılarak Gordion Müzesi’nin bahçesine taşınmış.

Bugün müzeyi ziyaret edenler, yaklaşık 2 bin 850 yıl önce yapılmış bu olağanüstü eseri yakından görebiliyor.

KUTU BİLGİ

Gordion’un Çakıl Taşı Mozaiği

Mozaik, Megaron 2’nin tabanında bulundu.

Yaklaşık MÖ 850’ye tarihleniyor.

Kırmızı, mavi-siyah ve beyaz nehir çakıllarından oluşturuldu.

Üzerinde üçgen, baklava dilimi ve çarkıfelek benzeri geometrik motifler bulunuyor.

Dünyanın bilinen en eski geometrik çakıl taşı mozaiği kabul ediliyor.

Eser, korunmak amacıyla Gordion Müzesi’nin bahçesine taşındı.

Saray Alanının Kalbi

Akropol içindeki büyük megaronların, özellikle Megaron 3’ün, Frig kralı ve saray erkânı tarafından kullanıldığı düşünülüyor.

Bu yapıların ziyafet salonu, kabul mekânı veya taht odası olarak kullanılmış olması mümkün.

Kazılarda megaronların içinde tekstil tezgâhı ağırlıkları, lüks ithal seramikler, fildişi kakmalı mobilya kalıntıları ve büyük ziyafet kapları bulundu.

Bu buluntular, yapıların MÖ 800 dolaylarında yaşanan büyük yangına kadar ne kadar zengin ve hareketli bir yaşama ev sahipliği yaptığını gösteriyor.

Gordion saray alanındaki yaşam yalnızca yönetim faaliyetlerinden ibaret değildi.

Üretim, ticaret, dinî törenler, şölenler ve diplomatik görüşmeler bu yapılarda iç içe geçmiş olmalı.

Tezgâh ağırlıkları saray çevresindeki tekstil üretimini, ithal seramikler Gordion’un uzak bölgelerle kurduğu ilişkileri, büyük kaplar ise ziyafet kültürünü anlatıyor.

Fildişi kakmalı mobilyalar da Frig seçkinlerinin zenginliğini ve gelişmiş sanat anlayışını gözler önüne seriyor.

Büyük Yangının İzleri

Gordion’da MÖ 800 dolaylarında büyük bir yangın yaşanmış.

Bu yangın, saray alanındaki pek çok yapıyı tahrip etmiş. Kerpiç duvarlar, ahşap kirişler ve çatı malzemeleri büyük ölçüde yok olmuş.

Ancak yangın bir yandan yapıları yıkarken diğer yandan bazı arkeolojik buluntuların kapalı tabakalar içinde korunmasını sağlamış.

Bugün Megaron 3’te ve antik merdivenlerde gördüğümüz hasarın önemli bölümü bu büyük yangına dayanıyor.

Duvarlardaki çatlaklar, kırılan taşlar ve yerinden oynayan basamaklar yalnızca fiziksel bir tahribatı göstermiyor.

Bunlar, Gordion tarihinde yaşanan büyük bir kırılmanın sessiz tanıklarıdır.

Megaron 3’te Bugün Neler Yapılıyor?

İçine girdiğimiz Megaron 3’teki çalışmaların bu kazı döneminde tamamlanması planlanıyor.

Amaç, yangının ve geçen yüzyılların zayıflattığı duvarları korumak ve yapının planını ziyaretçiler için daha anlaşılır hâle getirmek.

Buradaki alt duvarların genişliği ve yüksekliği yer yer bir metreyi aşıyor.

Ancak bu büyük taş duvarlar, yangın ve zamanın etkisiyle son derece kırılgan bir duruma gelmiş.

Kazı Başkan Yardımcısı Dr. Günsel Özbilen Güngör, yürütülen çalışmayı şöyle anlatıyor:

“MÖ 9. yüzyılın ortalarında inşa edilen Megaron 3’ün duvarları, MÖ 800 civarında meydana gelen yıkıcı yangın nedeniyle o kadar kırılgan hâle gelmişti ki yapılan incelemeler sonucunda bunları mevcut durumlarıyla sağlamlaştırmanın mümkün olmadığını anladık.”

“Ancak bu anıtsal yapı, Erken Frig iç kalesinin başlıca yapılarından biridir. Bu nedenle ziyaretçi yolunu kullananların yapıyı daha iyi anlayabilmesi büyük önem taşıyordu.”

“Bulduğumuz çözüm, özgün taş parçalarını jeotekstil ile kapladıktan sonra uygun biçimde kesilmiş kireçtaşı bloklardan oluşan yeni kuru duvarlarla MÖ 9. yüzyıl yapısının planını yeniden görünür hâle getirmek oldu.”

“Kablo ve paslanmaz çelik çubuklarla sabitlenen bu yeni duvarlarda harç kullanılmadı. Böylece gelecekte daha etkili koruma yöntemleri bulunduğunda yapılan uygulamanın tamamen geri döndürülebilmesi sağlandı.”

Burada yapılan çalışma, geçmişin üzerine yeni bir yapı kurmak değildir.

Özgün kalıntılar jeotekstil ile korunuyor. Üzerlerine yapılan yeni kuru duvarlar, ziyaretçilerin yapının sınırlarını, büyüklüğünü ve planını anlayabilmesini sağlıyor.

Yeni ile eski birbirine karıştırılmıyor.

Özgün taşlar zarar görmüyor.

Gelecekte daha gelişmiş bir koruma yöntemi bulunursa eklenen duvarlar sökülebiliyor.

Bu yaklaşım, çağdaş arkeolojik korumanın temel ilkelerinden biri olan geri döndürülebilirliğin Gordion’daki önemli örneklerinden biridir.

KUTU BİLGİ

Geri Döndürülebilir Koruma

Megaron 3’teki özgün taşlar önce jeotekstil malzemeyle kaplandı.

Özgün duvarların üzerine doğrudan ve kalıcı bir müdahale yapılmadı.

Yapının planını görünür hâle getirmek için uygun biçimde kesilmiş kireçtaşlarıyla yeni kuru duvarlar örüldü.

Harç kullanılmayan duvarlar kablo ve paslanmaz çelik çubuklarla sabitlendi.

Gelecekte daha etkili bir yöntem geliştirilirse eklenen bölümler sökülebilecek.

Antik Merdivenlerde Türk-İtalyan İş Birliği

MÖ 800 dolaylarındaki büyük yangından zarar gören yapılardan biri de antik merdivenler.

Bugün bu merdivenlerde kapsamlı bir konservasyon çalışması yürütülüyor.

Taş basamaklarda yapılan çalışmayı, dev bir yapbozun parçalarını yeniden birleştirmeye benzetebiliriz.

Her taş tek tek inceleniyor.

Eski fotoğraflar, çizimler ve kazı kayıtları değerlendiriliyor.

Parçanın biçimi, kırık yüzeyleri ve diğer taşlarla ilişkisi araştırılıyor.

Ardından hangi basamağa ve hangi konuma ait olduğu belirlenmeye çalışılıyor.

Bu çalışmada Türk-İtalyan iş birliği var.

Angelo Lanza, taş parçalarının bir araya getirilmesi ve korunması için titizlikle çalışıyor.

Yassıhöyüklü Nahit Yılmaz, memleketinde yapılan bu önemli kazılara yirmi yılı aşkın süredir katılıyor. Kazı alanını, taşları ve yapıların geçmiş yıllardaki durumunu çok iyi biliyor.

Genç konservatör Mert Sefa Kahveci de onlarla birlikte her gün sabırla bu büyük yapbozun bir parçası oluyor.

Yangının ve geçen zamanın verdiği hasarın açıkça görülebildiği merdivenin konservasyonunu bu kazı döneminde tamamlamaya kararlı olduklarını söylediler.

Arkeoloji çoğu zaman büyük keşiflerle anılıyor.

Oysa gerçek arkeolojik emek, bazen küçük bir taş parçasının yerini belirleyebilmek için günlerce çalışmayı gerektiriyor.

Bir taşı dikkatle kaldırmak, temizlemek, belgelemek, diğer parçalarla karşılaştırmak ve doğru yerine yerleştirmek…

Gordion’daki antik merdiven çalışması, bilimin, sabrın ve uluslararası iş birliğinin en güzel örneklerinden biri.

KUTU BİLGİ

Konservasyon Nedir?

Konservasyon, tarihî ve arkeolojik eserlerin mevcut durumlarını korumaya yönelik bilimsel çalışmaların bütünüdür.

Amaç, eseri yenilemek veya olduğundan farklı göstermek değildir.

Temel hedef, bozulmayı yavaşlatmak, özgün malzemeyi korumak ve eserin gelecek kuşaklara ulaşmasını sağlamaktır.

Temizlik, belgeleme, güçlendirme, parça birleştirme ve çevresel etkilerden koruma, konservasyon çalışmalarının başlıca aşamalarıdır.

Gordion Kazı Evi

Antik kentteki yürüyüşümüzün ardından kazı evinde ekibin bir bölümüyle buluştuk.

Temmuz ayının sıcaklığından sonra, kazı evinin balkonunda esen hafif rüzgâr hepimize iyi geldi.

Balkonda Kazı Başkanı Prof. Dr. C. Brian Rose, Kazı Başkan Yardımcısı Dr. Günsel Özbilen Güngör ve Gordion Arşivi’nden sorumlu Dr. Gareth Darbyshire ile sohbet etme fırsatı bulduk.

Dr. Günsel Özbilen Güngör, devam eden kazılar, koruma projeleri ve Gordion’un geleceğine ilişkin bilgiler verdi.

Dr. Gareth Darbyshire ise Gordion ve çevresinin askerî tarihiyle ilgili engin bilgisini bizimle paylaştı.

Kazı evi, yalnızca ekip üyelerinin kaldığı bir mekân değil.

Yıllar içinde elde edilen bilgilerin toplandığı, kayıtların saklandığı, buluntuların değerlendirildiği ve bir sonraki çalışma gününün planlandığı bilimsel bir merkez.

Toprağın altında yapılan kazının asıl anlamı, çoğu zaman kazı evindeki kayıt, inceleme ve karşılaştırma çalışmalarıyla ortaya çıkıyor.

Bir buluntunun hangi tabakadan geldiği, başka eserlerle nasıl bir ilişki taşıdığı ve tarihsel olarak ne anlattığı burada değerlendiriliyor.

Tümülüsler Manzarasında Bir Sohbet

Temmuz ayının sıcak günlerinde öğle saatlerine kadar antik kentte bilgilendirmeli bir yürüyüş yaptık.

Ardından kazı evinin serin balkonunda, Frig tümülüslerinin manzarası eşliğinde soluklandık.

Kadim Koç ve benim için Prof. Rose ve ekibiyle yaptığımız sohbetler, yalnızca arkeolojik bir bilgilendirme değildi.

Aynı zamanda yaklaşık 4 bin 500 yıllık kesintisiz bir yerleşim serüvenine tanıklık etmekti.

Karşımızda uzanan tümülüsler, toprağın biçimlendirdiği sıradan tepeler gibi görünmüyordu artık.

Her biri Frig toplumunun inançlarını, ölüm anlayışını, yönetici sınıfını ve mimari becerisini günümüze taşıyan tarihî anıtlardı.

Kazı ekibinin anlattığı her ayrıntı, bu coğrafyanın geçmişle bugün arasında kurduğu bağı biraz daha görünür kılıyordu.

Gordion: Geçmişin Sessiz Çığlığı ve Geleceğin Mirası

Sakarya Nehri’nin bereketiyle yeşeren bu topraklarda Kral Midas’ın efsanelerinden UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne uzanan uzun bir yolculuk var.

Bu yolculuk bugün Prof. Dr. C. Brian Rose liderliğindeki ekibin titiz çalışmalarıyla gelecek kuşaklara aktarılıyor.

Gordion yalnızca dünyanın en eski ahşap yapılarından birine ya da en iyi korunmuş Demir Çağı kapılarından birine ev sahipliği yaptığı için önemli değildir.

Aynı zamanda modern Batı medeniyetinin köklerinde Anadolu’nun taşıdığı izleri göstermesi bakımından da eşsiz bir hazinedir.

Teras Binaları, Friglerin üretim gücünü ve saray düzenini anlatıyor.

Megaronlar, Anadolu ve Ege dünyasındaki mimari gelişimin binlerce yıllık geçmişini ortaya koyuyor.

Geometrik çakıl taşı mozaiği, Friglerin sanat ve tasarım anlayışını gözler önüne seriyor.

Yangından zarar gören duvarlar ve merdivenler ise geçmişi korumanın ne kadar büyük bir sorumluluk gerektirdiğini hatırlatıyor.

Kazı evinin balkonunda dinlediğimiz her yeni keşif hikâyesi, bu dünya markası kentin yalnızca geçmişe ait olmadığını bir kez daha gösteriyordu.

Gordion, doğru koruma ve doğru tanıtımla ülkemizin parlayan yıldızlarından biri olmaya devam edecektir.

Bunu, ilgili bütün kurumların, kuruluşların ve kişilerin Gordion’un önemini daha iyi anlaması umuduyla yazıyorum.

Eminim ki Gordion’da kazılan 47’nci tümülüs gibi her yeni buluntu, Anadolu’nun gizemli halkı Friglerin sesini yaklaşık 2 bin 700 yıl öteden bugüne taşımayı sürdürecektir.

Sonuç

Gordion’da toprağın altından çıkarılan her taş yalnızca geçmişe ait bir nesne değildir.

O taş; Friglerin üretimini, inancını, mimarisini, sanatını ve başka uygarlıklarla kurduğu ilişkileri anlatır.

Bir duvar kalıntısı, saray yaşamının sınırlarını gösterir. Bir tezgâh ağırlığı, binlerce yıl önce çalışan bir dokumacının emeğini hatırlatır. Bir çakıl taşı, dünyanın bilinen en eski geometrik mozaiklerinden birinin parçası olur. Yangında kırılan bir basamak ise bilim insanlarının, konservatörlerin ve yerel çalışanların sabrıyla yeniden anlaşılır hâle gelir.

Ancak bu mirası ortaya çıkarmak kadar korumak da önemlidir.

Arkeolojik kazı yalnızca toprağı açmak değildir. Belgelemek, anlamlandırmak, korumak ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluk taşımaktır.

Tümülüslerden megaronlara, mozaiklerden antik merdivenlere kadar Gordion’un bütün değerleri bilimsel yöntemlerle korunmalıdır.

Çünkü geçmişin sessiz çığlığını duymak yetmez.

O sesi geleceğe ulaştırmak gerekir. 


Dr. Necati Yalçın
Eğitimci ve Yazar
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı
nyalcin@gazeteankara.com.tr


KAYNAKÇA

Akurgal, E. (2020). Anadolu Uygarlıkları. Phoenix Yayınları, 3. Baskı.

Gordion Dostları. (2025). Gordion Dostları Bülteni.

Işık, F. (2023). Uygarlık Anadolu’dan Doğdu. Akdeniz Ülkeleri Akademi Vakfı Yayınları, 4. Baskı.

Rose, C. B., Gürsan-Salzman, A., Özbilen-Güngör, G. ve Darbyshire, G. (2024). Gordion.

Hastings, J. (1917). Encyclopedia of Religion and Ethics. Cilt IX, Mundas–Phrygians.

Simpson, E. (1993). “Phrygian Furniture from Gordion.” The Furniture of Western Asia: Ancient and Traditional. Editör: Georgina Herrmann.

Barnett, R. D. (1975). “Phrygia and the Peoples of Anatolia in the Iron Age.” The Cambridge Ancient History, Cilt 2.2.

Yazıyı titizlikle okuyarak değerli düzeltmeler ve eklemeler yapan Dr. Günsel Özbilen Güngör’e teşekkürlerimle…

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)