YAZARLAR

  • 08 Kasım 2025, Cumartesi

Gökyüzündeki Doğal Nükleer Santral: Yıldırımların Dev Enerjisi

Yeryüzünde gördüğümüz en çarpıcı doğa olaylarından biri olan yıldırım ve şimşek, sadece birer ışık parlaması değildir; atmosferin elektriksel dengesini düzenleyen, doğanın en büyük enerji boşalımlarından biridir. Gökyüzünde saniyenin küçük bir kesitinde büyük şehirleri aydınlatabilecek kadar yüksek enerji açığa çıkar. Bilim dünyası yıllardır bu olağanüstü olayların sınırlarını anlamaya çalışıyor. Peki “en büyük yıldırım” dediğimizde neyi kastediyoruz? Uzunluğu mu, enerjisi mi, akımı mı?

  • 07 Kasım 2025, Cuma

Evreni Isıtan Sesler: 8 Milyar İnsanın Konuşmalarının Görünmeyen Enerjisi

Her kelime, evrenin sessizliğine bırakılmış küçük bir sıcaklık izidir. Bir an durup düşünelim!  Dünyada şu anda, aynı anda sekiz milyara yakın insan konuşuyor. Bir çocuk “anne” diyor, bir siyasetçi kürsüde sesleniyor, bir öğretmen ders anlatıyor, bir müezzin minareden ezan okuyor… Bu seslerin her biri, görünmeyen ama hissedilen bir enerji dalgası olarak evrene yayılıyor.  Peki bu devasa ses okyanusunun enerjisi nereye gidiyor? Sözlerimiz, evrenin neresine karışıyor?

  • 06 Kasım 2025, Perşembe

Yapay Zekâ ve Din: İnanç, Bilinç ve Etik Sınırlar

İnsan, Allah’ın yarattığı bir varlık olarak yapay zekâ üretirken, farkında olmadan kendi suretinde “yeni bir bilinç” inşa ediyor. Ancak bir soru zihinleri meşgul ediyor: İnanç kodlanabilir mi?

  • 05 Kasım 2025, Çarşamba

Yapay Zekânın Ruhsuz Bilinci: Din, Siyaset ve Duygular Üzerine Felsefi Bir Değerlendirme

İnsanlık, binlerce yıldır bilginin peşinde koşup durdu. Bilgi, kutsala ulaşmanın bir yolu olarak görüldü; sonra güce, hâkimiyete, nihayet “yaratma” isteğine dönüştü. Bugün geldiğimiz noktada insan, artık bilgiye sahip olmakla yetinmiyor-bilgi üreten sistemler yaratıyor. Fakat bu sistemler, insana benzeyen bir zekâya sahip oldukça, şu sorular kaçınılmaz biçimde gündeme geliyor: Yapay zekânın dini olabilir mi? Bir siyasi yönelimi var mı? Ya da en çok merak edileni: Hissetmeyi öğrenebilir mi?

  • 04 Kasım 2025, Salı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Dünya Devletleri Arasında Tanınmamasının Temel Nedeni ve Tanınması İçin Stratejik Eylem Planı

Değerli Gazete Ankara okurları,  Doğu Akdeniz’in jeopolitik kalbinde yer alan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), yalnızca Türkiye açısından değil, tüm bölgesel dengeler bakımından stratejik bir öneme sahiptir. Ancak aradan geçen yarım asra yakın zamana rağmen KKTC, uluslararası sistemde hâlen tanınmamış bir devlet olarak varlığını sürdürmektedir. Bu durum, sadece bir diplomasi sorunu değil; aynı zamanda uluslararası hukuk, siyaset bilimi ve küresel güç dengeleri açısından da derin bir analiz gerektiren bir meseledir. Bu nedenle, bugünkü yazımızda “KKTC’nin dünya devletleri arasında tanınmamasının temel nedenleri ve tanınması için uygulanabilecek stratejik eylem planı” konusunu ele alıyoruz. Konuya salt politik bir gözle değil, bilimsel bir disiplin ve akademik analiz yöntemiyle yaklaşarak; tarihsel arka planı, uluslararası hukuk dinamiklerini ve uygulanabilir diplomatik stratejileri kısa başlıklar altında sistematik biçimde inceleyeceğiz. Amaç; kamuoyunu bilgilendirmenin ötesinde, karar vericiler ve diplomasi çevreleri için düşünsel bir çerçeve sunmaktır. Çünkü KKTC’nin uluslararası alanda hak ettiği meşruiyet zeminine ulaşması, sadece bir “tanınma” meselesi değil; aynı zamanda Türk dünyasının bölgesel barış, adalet ve denge arayışının da bir parçasıdır.

  • 03 Kasım 2025, Pazartesi

Bilim Tarihine Yön Veren Ama Değeri Bilinmeyen Kadın Bilim İnsanları

Bilim tarihi çoğu zaman erkek isimleriyle doludur: Newton, Einstein, Nikola Tesla… Ama aynı satır aralarında, mütevazı ama kararlı kadınların adımları da yankılanır. Onlar, laboratuvarların loş ışığında insanlığın geleceğini kuran sessiz kahramanlardır. Yüzyıllardır unutuldular; ama bilimin vicdanında hep yaşadılar. Bunlardan bazıları;

  • 30 Ekim 2025, Perşembe

Terörsüz Türkiye: Güvenlikten Toplumsal Barışa Uzanan Yeni Vizyon

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin son dönem gündemlerinde öne çıkan başlıklardan biri, “Terörsüz Türkiye” stratejisidir. Bu ifade, yalnızca güvenlik birimlerinin yürüttüğü operasyonel bir kavram değil, Türkiye’nin siyasal, sosyolojik ve kurumsal dokusunu yeniden şekillendirecek çok katmanlı bir dönüşüm vizyonunun ifadesidir. Zira terörün olmadığı bir ülke tahayyülü, sadece silahların sustuğu değil; fikirlerin özgürce konuşulduğu, toplumun güven duygusunun yeniden inşa edildiği bir Türkiye’yi de ima eder.

  • 29 Ekim 2025, Çarşamba

Cumhuriyet: Bir Milletin Küllerinden Doğan Işığı

" Efendiler, Yarın Cumhuriyet'i İlan Edeceğiz! " Her 29 Ekim sabahı, ufukta yükselen güneş sadece yeni bir günü değil, bir milletin yeniden doğuşunu da müjdeler. Bayraklarımızı asarken, meydanlarda yankılanan marşlara eşlik ederken aslında hepimiz aynı gerçeği bir kez daha hatırlarız: Bu topraklarda özgürlük; kanla, inançla, umutla yoğrulmuş bir emanet olarak bizlere verilmiştir.

  • 28 Ekim 2025, Salı

Ahlakın Sessiz Çöküşü

“Bir toplumun en derin sessizliği, vicdanının sustuğu andır.” Değerli okurlar, bugün sizlerle rakamların, istatistiklerin, raporların ötesinde bir meseleyi konuşmak istiyorum. Çünkü bu mesele, ekonomiden de, siyasetten de, teknolojiden de önce geliyor. Adına ne derseniz deyin, özünde bir ahlak buhranı, bir vicdan yorgunluğu yaşıyoruz.

  • 27 Ekim 2025, Pazartesi

Her Sonbaharın İçinde Bir İlkbahar Gizlidir: Güz Gülleri Gibiyiz

GÜZ GÜLLERİİnan ki ağlamadımHüzünlüyüm sadeceGözlerimdeki yaşlar çığ gibiYağar böyle her gece                          ***Güz gülleri gibiyimHiç bahar yaşamadımYa sevmeyi bilmedim yıllarcaYa sevince geç kaldım Şimdi delicesineSevmek istesem bileSonbahar sisi çökmüş üstümeSevincim buruk yine                 ***Güz gülleri gibiyimHiç bahar yaşamadımYa sevmeyi bilmedim yıllarcaYa sevince geç kaldım[Selim Öztaş] Şair, “İnanki ağlamadım, Hüzünlüyüm sadece, Gözlerimdeki yaşlar çığ gibi,Yağar böyle her gece..."  derken bu sözlerin içinde sessiz bir çığlık gizlidir. Ağlamadığını söylerken, aslında kalbinin yıllardır ağladığını, gözyaşlarını kimseye göstermediğini itiraf eder. Hayatın yükünü omuzlarında taşımış, gülümsemeyi bir erdem gibi öğrenmiş, ama içindeki sızıya da alışmıştır insan… Bizler de öyle değil miyiz zaten?