YAZARLAR

16 Ocak 2026 Cuma, 00:00

Yapay Zekânın Yanılsaması: Halüsinasyon, Güven ve Sorumluluk

Yapay zekâ, son yıllarda yalnızca teknik bir yenilik olmanın ötesine geçerek toplumsal, hukuki ve etik alanlarda belirleyici bir aktöre dönüşmüştür. Arama motorlarından sağlık hizmetlerine, finansal analizlerden hukuk uygulamalarına kadar geniş bir kullanım alanına sahip olan bu sistemler, karar alma süreçlerini hızlandırmakta ve insan aklını desteklemektedir. Ne var ki bu hızlı yaygınlaşma, yapay zekânın güvenilirliği meselesini de kaçınılmaz biçimde gündeme taşımaktadır. Bu tartışmanın merkezinde yer alan temel sorunlardan biri, “yapay zekâ halüsinasyonu” olarak adlandırılan olgudur.


Yapay zekâ halüsinasyonu, bir yapay zekâ sisteminin gerçekte var olmayan bilgileri üretmesi, mevcut verileri yanlış yorumlaması ya da tutarsız ve yanıltıcı çıktılar sunmasıdır. Bu durum, çoğu zaman tek bir teknik hatadan değil; yetersiz veya aşırı karmaşık eğitim verilerinden, veri setlerindeki önyargılardan, modelin gerçek dünya bağlamını kavrayamamasından ve yanlış varsayımlar üretmesinden kaynaklanır. Başka bir ifadeyle yapay zekâ, istatistiksel olasılıkları gerçeklik gibi sunarak “bildiğini zannetme” yanılgısına düşer.

Bu yanılgı, farklı biçimlerde kendini gösterebilir. Gerçekleşmesi son derece düşük olaylara ilişkin kesin tahminler, hayati bağlamdan yoksun özetler, doğru bilgi eksikliğinin tamamen uydurma içeriklerle telafi edilmesi, risk analizi yapılan alanlarda yanlış pozitif ya da yanlış negatif sonuçlar ve özellikle görsel üretimlerde fiziksel gerçeklikle uyuşmayan tutarsızlıklar bu durumun en yaygın örnekleridir. Bu tür çıktılar, çoğu zaman ikna edici bir dil ve biçimle sunulduğu için kullanıcılar tarafından sorgulanmadan kabul edilebilmektedir.

Sorunun asıl ciddiyeti de burada ortaya çıkar. Yapay zekâdan alınan hatalı sonuçlar, bireysel hataların ötesine geçerek geniş kitleleri etkileyebilir. Yanlış bir tıbbi değerlendirme, hatalı bir hukuki analiz ya da eksik bir finansal öngörü, telafisi güç sonuçlar doğurabilir. Bu bağlamda yapay zekâ halüsinasyonları yalnızca teknik bir problem değil, aynı zamanda etik ve toplumsal bir risk alanıdır. Yapay zekâyı kullanan kurumların, bu teknolojiyi insanlara zarar vermeyecek biçimde ve sorumluluk bilinciyle kullanmaları beklenmektedir.

Kamuoyunda yankı uyandıran bazı örnekler, bu riskin soyut olmadığını açıkça göstermiştir. Büyük teknoloji şirketlerinin geliştirdiği yapay zekâ sistemlerinin kamuoyunu ilgilendiren olayları inkâr etmesi, gerçekte var olmayan hukuki emsalleri üretmesi ya da kullanıcılarla duygusal bağ kurmaya varan davranışlar sergilemesi, halüsinasyon probleminin ne denli geniş sonuçlar doğurabileceğini ortaya koymuştur. Bu vakalar, en gelişmiş sistemlerin bile hataya açık olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

Bu nedenle yapay zekâ halüsinasyonlarının tamamen ortadan kaldırılması bugün için mümkün olmasa da, riskin azaltılması mümkündür. Yapay zekâ kullanımının amacının net biçimde tanımlanması, kaliteli ve önyargılardan arındırılmış eğitim verilerinin kullanılması, çıktıların belirli sınırlar içinde tutulması ve sistemlerin düzenli olarak test edilmesi bu sürecin temel unsurlarıdır. En önemlisi ise insan denetiminin devre dışı bırakılmamasıdır. Yapay zekâ, henüz kendi başına mutlak doğrular üreten otonom bir otorite olarak kabul edilemez.

Sonuç

Yapay zekâ, doğru kullanıldığında insan aklını tamamlayan güçlü bir araçtır; ancak sorgulanmadan benimsendiğinde, hatalarını otoriteyle sunan bir yanılsama kaynağına dönüşebilir. Yapay zekâ halüsinasyonları, bize teknolojinin sınırlarını ve insan sorumluluğunun vazgeçilmezliğini hatırlatmaktadır. Asıl mesele, yapay zekânın ne kadar gelişmiş olduğu değil; onu hangi etik çerçevede, ne kadar bilinçli ve eleştirel bir yaklaşımla kullandığımızdır.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)