YAZARLAR

01 Haziran 2026 Pazartesi, 00:00

Küresel Kıskaçta Türkiye: Bir Bekâ Mücadelesi ve Tarihsel Sorumluluk

Değerli Gazete Ankara Okurları,

İnsanlık tarihi incelendiğinde bazı coğrafyaların yalnızca üzerinde yaşayan toplumların değil, aynı zamanda küresel güç mücadelelerinin de kaderini belirlediği görülür. Anadolu ve onun merkezinde yükselen Türk Devleti, binlerce yıldır böyle bir coğrafyanın taşıyıcısı olmuştur. Bugün içinde bulunduğumuz süreç de sıradan bir siyasi rekabetin veya bölgesel anlaşmazlığın ötesinde, devletlerin geleceğini şekillendiren büyük bir jeopolitik dönüşüm dönemidir.

Türkiye, son yıllarda yalnızca ekonomik, siyasi veya diplomatik sınamalarla değil; aynı zamanda küresel sistemin yeniden inşa edilmeye çalışıldığı çok katmanlı bir mücadeleyle karşı karşıyadır. Karadeniz havzasında devam eden Ukrayna-Rusya savaşı, Orta Doğu'daki istikrarsızlıklar, Doğu Akdeniz'de enerji merkezli rekabet, Suriye'nin geleceği, İran'a yönelik baskılar ve Ege ekseninde yaşanan gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye'nin adeta küresel güç dengelerinin kesişim noktasında bulunduğu açıkça görülmektedir.

Bu nedenle bugün yaşananları günlük siyasi tartışmaların sınırları içerisinde değerlendirmek eksik ve yanıltıcı olacaktır. Çünkü devletlerin hayatında bazı dönemler vardır ki, o dönemlerde alınan kararlar yalnızca bugünü değil, gelecek nesillerin kaderini de belirler. İşte Türkiye tam da böyle bir eşikten geçmektedir.

Devlet kavramı yalnızca bürokratik bir organizasyon veya yönetim aygıtı değildir. Devlet, tarihsel hafızanın, toplumsal birliğin, kültürel devamlılığın ve milli iradenin kurumsallaşmış halidir. Bu nedenle devletin bekası meselesi, herhangi bir siyasi partinin veya ideolojik grubun meselesi olarak görülemez. Bekâ, doğrudan doğruya milletin geleceğiyle ilgilidir.

Son yıllarda Türkiye'nin terörle mücadele alanında ortaya koyduğu kararlılık da bu perspektiften değerlendirilmelidir. Uzun yıllar boyunca farklı güç merkezleri tarafından vekâlet unsuru olarak kullanılan terör örgütlerinin tasfiyesi yalnızca güvenlik politikası değil, aynı zamanda devlet egemenliğinin yeniden tahkim edilmesi anlamına gelmektedir. Özellikle Suriye'nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan terör koridoruna karşı verilen mücadele, Türkiye'nin sınır güvenliğinin ötesinde, bölgesel denklemin yeniden şekillendirilmesine yönelik stratejik bir hamledir.

Bu bağlamda devletin farklı kurumları arasında oluşan uyum ve milli güvenlik perspektifi, siyasi tartışmaların çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. İç cephenin sağlam tutulması, tarih boyunca büyük mücadelelerin ön şartı olmuştur. Malazgirt'ten Çanakkale'ye, Sakarya'dan Kıbrıs Barış Harekâtı'na kadar uzanan süreçte Türk milletinin başarılarının temelinde milli birlik ruhu bulunmaktadır.

Bugün savunma sanayiinde elde edilen başarılar da aynı tarihsel perspektif içerisinde değerlendirilmelidir. Yerli ve milli savunma teknolojilerinin geliştirilmesi yalnızca ekonomik veya teknolojik bir kazanım değildir. Bu gelişmeler, bağımsız karar verebilen bir devlet olmanın ön şartıdır. Tarih göstermiştir ki savunma gücü başkalarının kontrolünde olan toplumlar, siyasi iradelerini de tam anlamıyla koruyamazlar.

İnsansız hava araçlarından milli savaş uçaklarına, uydu teknolojilerinden elektronik harp sistemlerine kadar uzanan geniş yelpazedeki çalışmalar, Türkiye'nin kendi kaderini kendi belirleme iradesinin somut göstergeleridir. Bu nedenle savunma sanayiindeki her başarı, yalnızca mühendislik alanında elde edilmiş bir sonuç değil; aynı zamanda milli egemenliğin güçlendirilmesi anlamına gelmektedir.

Öte yandan küresel güç mücadelelerinin en etkili araçlarından biri de toplumların kendi içlerinde ayrıştırılmasıdır. Tarih boyunca "böl ve yönet" anlayışı farklı biçimlerde uygulanmıştır. Günümüzde bu yöntem yalnızca askeri araçlarla değil; medya, ekonomi, diplomasi, sosyal ağlar ve siyasi kutuplaşmalar üzerinden de yürütülmektedir. Bu nedenle iç siyasette yaşanan gelişmeleri değerlendirirken, olayların görünen yüzünün yanı sıra stratejik sonuçlarını da dikkate almak gerekir.

Elbette demokratik toplumlarda farklı görüşlerin varlığı doğal ve gereklidir. Ancak milli meseleler söz konusu olduğunda ortak zeminin korunması hayati öneme sahiptir. Çünkü küresel rekabet çağında devletlerin en büyük gücü yalnızca ekonomik veya askeri kapasitesi değil, aynı zamanda toplumsal dayanışma seviyesidir.

Bu noktada üzerinde özellikle durulması gereken hususlardan biri de "insan kalmakta direnmek" düşüncesidir. Akademik çalışmalarımızda ve fikri üretimlerimizde uzun yıllardır insanın ahlaki sorumluluğunu, vicdani direncini ve değerler dünyasını merkeze almaya çalıştık. Ancak insanın onurunu koruyabilmesi için öncelikle güvenli bir toplumsal zemine ihtiyaç vardır. Devletin olmadığı, düzenin çöktüğü, güvenliğin ortadan kalktığı coğrafyalarda insan haklarından, özgürlüklerden veya insani değerlerden söz etmek oldukça güçleşmektedir.

Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan trajediler bunun en açık örneklerini ortaya koymaktadır. Devlet otoritesinin çöktüğü yerlerde yalnızca siyasi yapılar değil, insan onuru da ağır yara almaktadır. Bu nedenle devletin bekası ile insanın onuru birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki temel unsurdur.

Tarih aynı zamanda bizlere önemli bir hakikati öğretmektedir: Büyük kırılma dönemlerinde kararsızlık çoğu zaman ağır bedeller doğurur. Milletlerin kaderini belirleyen süreçlerde olayları yüzeysel okumak, günübirlik tartışmalara hapsolmak veya büyük resmi gözden kaçırmak ciddi sonuçlar ortaya çıkarabilir. Bu nedenle her vatandaşın, her akademisyenin ve her aydının yaşanan gelişmeleri çok boyutlu şekilde analiz etmesi gerekmektedir.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca teknik bilgi değil; aynı zamanda tarih bilinci, medeniyet perspektifi ve stratejik akıldır. Üniversitelerde yürütülen bilimsel çalışmaların, laboratuvarlarda geliştirilen projelerin ve düşünce dünyasında üretilen fikirlerin tamamı aslında bu büyük yürüyüşün parçalarıdır. "İlim Nöbeti" dediğimiz kavram tam da burada anlam kazanmaktadır. Çünkü bilim, yalnızca akademik kariyer üretmenin değil; aynı zamanda milletin geleceğine katkı sunmanın da aracıdır.

Bizler bilim insanları olarak bilginin rehberliğinde düşünmeye, sorgulamaya ve üretmeye devam ederken; aynı zamanda bu toprakların tarihsel sorumluluğunu da omuzlarımızda taşımak durumundayız. Çünkü Türkiye'nin geleceği yalnızca siyasetçilerin veya devlet yöneticilerinin değil, toplumun bütün kesimlerinin ortak meselesidir.

Sonuç ve Değerlendirme

Sonuç olarak Türkiye, yalnızca sınırlarında yaşanan güvenlik sorunlarıyla mücadele eden bir ülke değildir. Aynı zamanda küresel sistemin yeniden şekillendirildiği bir dönemde, kendi tarihsel kimliğini, medeniyet birikimini ve devlet geleneğini koruma mücadelesi vermektedir. Bu mücadele, askeri alandan ekonomiye, teknolojiden eğitime, diplomasiden kültürel hayata kadar çok geniş bir sahada sürmektedir.

Savunma sanayiinde elde edilen başarılar, milli teknoloji hamleleri, diplomatik girişimler ve toplumsal dayanışma çabaları; geleceğimizin teminatı olan güçlü Türkiye idealinin yapı taşlarıdır. Her biri, yarının Türkiye'sine bırakılan stratejik miras niteliğindedir.

"İnsan kalmakta direnmek", yalnızca bireysel bir erdem değildir. Aynı zamanda bir milletin kendi kimliğini, kültürünü ve bağımsızlığını koruma iradesidir. Tarih boyunca ayakta kalmayı başaran milletler, kendi devlet akıllarını ve milli iradelerini koruyabilen milletler olmuştur.

Bugün bizlere düşen görev; günlük tartışmaların ötesine geçebilmek, büyük resmi görebilmek ve ilmi birikimimizi vatanımıza hizmet yolunda kullanabilmektir. Çünkü ilim nöbeti ile vatan nöbeti birbirinden bağımsız değildir; aksine aynı idealin farklı cepheleridir.

Unutulmamalıdır ki beka, yalnızca bugünün değil, yarının da meselesidir. Güçlü devlet, güçlü millet ve güçlü gelecek ideali etrafında birleşmek; tarih karşısındaki ortak sorumluluğumuzdur. Bizler de bilimin ışığında, milletimizin değerlerinden güç alarak, Türk Devleti'nin bekasının yanında durmaya ve ülkemizin geleceğine katkı sunmaya devam edeceğiz.

Saygılarımla.

Prof. Dr. Ayhan ERDEM-Köşe Yazarı                                                         
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP – 
www.gazeteankara.com.tr 
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

 

 

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)