YAZARLAR

06 Şubat 2026 Cuma, 00:00

Doğa, Ekonomi ve Gelecek: Yerine Konulamayan Gerçeklik

Gelecek denildiğinde, çoğumuzun zihninde benzer bir sahne canlanır: Camdan kuleler, yapay zekânın hüküm sürdüğü şehirler, hap şeklinde gıdalar ve doğayla bağı kopmuş bir insanlık… Parlak yüzeyler, metalik sesler, plastik tatlar… İnsan elinin toprağa değmediği, gökyüzünün yalnızca bir arka planda dekor olarak kaldığı bir dünya. Oysa bu tablo, insanın binlerce yıllık biyolojik ve ekolojik gerçeğini yok sayan bir teknoloji masalından ibarettir. Gelecek, sanıldığı gibi doğanın yerine geçecek bir “yapay dünya” değildir; doğayla kurduğumuz ilişkinin kaçınılmaz sonucudur.

İnsan, binlerce yıldır aynı bedeni taşır. Göğsünün sol yanında aynı kalp atar, aynı mide sindirir, aynı kan aynı damarlarında dolaşır. Ne çipler bu bedeni değiştirmiştir ne de algoritmalar. Bugün olduğu gibi gelecekte de insan, parayla değil meyve ve sebzeyle beslenecektir. Çünkü para yenmez. Para doyurmaz. Para yalnızca oyalar. Para bir değişim aracıdır, bir semboldür, bir uzlaşmadır; ama besin değildir. İnsan bedeni dijital kodlarla, sanal varlıklarla ya da ekonomik göstergelerle değil; toprakla, suyla ve güneşle ayakta kalır. Bu gerçek, ne sanayi devrimleriyle ne de yapay zekâ çağlarıyla değişmiştir; değişmeyecektir.

Gelecekte de meyveler raflardan değil, ağaçlarda yetişecektir. Raflar üretmez; yalnızca taşır. Steril olabilirler ama verimsizdirler. Marketler doğanın yerine geçmez; sadece aracı olurlar. Oysa ağaç üretir: Sabırla, sessizlikle ve mevsimlerin meşakkatine direnerek, kimi zamanda boyun eğerek. Tarım teknolojileri gelişebilir, verim artabilir, tohumlar genetik olarak değiştirilebilir; ancak fotosentezin yerini alabilecek bir sistem hâlâ yoktur. Ne kadar “ileri” gidersek gidelim, hayatın bu temel bilgisinin alternatifi icat edilememiştir. Bilim ilerledikçe, insanın doğaya hükmettiği değil; ona ne kadar bağımlı olduğu daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır.

Bal meselesi de böyledir. Gelecekte de balı gıda endüstrisi ya da makineler değil, arılar yapacaktır. Küçücük bedenleriyle devasa bir dengeyi ayakta tutan arılar… Onları sistemin dışına iten her “yenilik”, kısa vadede kazanç gibi görünse de uzun vadede açlık, kıtlık ve ekosistem çöküşü üretir. Bugün yaşadığımız iklim krizi, tarım sorunları ve biyolojik çeşitlilik kaybı; doğayı denklemden çıkarabileceğini sanan aklın önümüze koyduğu faturadır.

"Sütü gelecekte de nükleer santrallerden değil, ineklerden sağacağız". Bu ifade bir mecazdır; ancak mesajı son derece nettir. Enerji üretimiyle yaşamın üretimi aynı şey değildir. Teknoloji kutsal değildir; kutsal olan yaşamın kendisidir. Teknoloji, yaşamı desteklediği ölçüde anlamlıdır. İnsan enerji için değil, enerji insan içindir. Bu ilişki tersine çevrildiği anda, “ilerleme” dediğimiz şey yalnızca hızlanmış bir savrulmaya dönüşür.

Tam da bu noktada, Hürriyet Gazetesi'nin değerli yazarı, senarist ve oyuncu Gülse Birselin dile getirdiği o çarpıcı tespit anlam kazanıyor: Bunu anlayacak zihinsel kapasite yoksa, zaten tartışılacak bir gelecek de kalmayacaktır.

Gülse Birsel’in ironinin ardına sakladığı o sarsıcı soru zihinlerimizde yankılanır: “Gelecekte neler olacak?” ve devamında belki de asıl soru şudur: Biz bu geleceği anlayabilecek zihinsel kapasiteyi koruyabilecek miyiz? Çünkü eğer doğayla bağı kopmuş, eleştirel düşünceden uzak, her “yeni” olana sorgusuzca hayranlık duyan bir toplum hâline gelirsek; ortada tartışılacak bir gelecek de kalmayacaktır.

Mesele, geleceğin doğal mı yoksa yapay mı olacağı değildir. Asıl mesele, insan aklının doğayla kavga mı edeceği, yoksa onunla uyum içinde mi düşüneceğidir. Bilim, doğaya karşı konumlandığında değil; onu dinlediğinde, anladığında, koruduğunda insana hizmet eder ve bir anlam taşır. Aksi hâlde elde edilen şey ilerleme değil; yalnızca anlam ve zaman kaybıdır: Daha hızlı tüketmek, daha hızlı unutmak, daha hızlı yok etmek...

Sonuç olarak gelecek, bugünden kopuk bir bilimkurgu ya da masal değildir. Bugün neyi hor görür, neyi hoyratça tüketir, neyi “geri kalmışlık” diye küçümsersek; yarın onun yokluğunda yaşamaya çalışırız! Doğa, romantik bir nostalji ya da estetik bir süs değildir. O, sürdürülebilir bir akıl meselesidir; aklın en gerçekçi sınavıdır.

İnsan, tüm teknolojik iddialarına rağmen hâlâ bir doğa varlığıdır. Bunu unuttuğu gün, gelecek gerçekten yapay olur. Ama o zaman… artık gelecek de kalmaz.

Bu anlamda, belki de en can alıcı soru şudur: Geleceği mi kurtaracağız, yoksa onu anlayacak aklı mı?

Değerlendirme ve Sonuç

Değerli okurlarımız, bu yazımızda; geleceğin yalnızca teknolojik ilerleme, yapay zekâ ya da sayısal büyüme ekseninde tanımlanamayacağını ortaya koymaya çalıştık. Gelecek; bugünün tercihleriyle, değer yargılarıyla ve doğayla kurduğu ilişkiyle şekillenen ahlaki bir alandır. Doğayı “geri kalmışlık” etiketiyle dışlayan veya yaftalayan, onu sınırsız bir kaynak olarak gören zihniyet; aslında kendi varlık koşullarını ve yaşam alanlarını yoketmektedir. Bu bağlamda sorun, doğanın korunup korunmamasından öte, insan aklının kendini nasıl konumlandırdığı meselesidir.

Yazımızda işaret ettiğimiz üzere doğa, estetik bir dekor ya da romantik bir kaçış alanı değildir; sürdürülebilir düşünmenin temel zemini, aklın kendisini sınadığı yerdir. İnsan, teknolojik araçları ne kadar gelişmiş olursa olsun, doğa dışı bir varlık değildir. Bu gerçeğin inkârı, geleceği yapaylaştırmakla kalmaz; onu içi boş bir kavrama dönüştürür. Yapay bir gelecek ise süreklilik taşımaz; yalnızca ertelenmiş bir yok oluş üretir.

Sonuç olarak mesele, geleceği “kurtarma” iddiasının çok ötesindedir. Asıl mesele, geleceği anlayabilecek zihinsel kapasitenin, etik duyarlılığın ve kolektif aklın korunup korunamayacağıdır. Eğer insan, kendisini doğanın efendisi değil bir parçası olarak yeniden tanımlayıp konumlandırmazsa; ne teknoloji ne de ilerleme söylemi onu kurtarabilir. Çünkü geleceği yok eden şey zaman değil, akıldan kopmuş bir anlayıştır.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr

Gülse Birsel’in yazısını bu bağlantıdan okuyabilirsiniz: https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/gulse-birsel/gelecekte-neler-olacak-41307514

 

 

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)