YAZARLAR

05 Ekim 2026 Pazartesi, 00:00

Deve Derisinden Dijital Kelepçelere: Modern Mankurtlaşma

Bir insanı köleleştirmenin en tehlikeli yolu ellerini bağlamak değil, kendi hür iradesiyle düşündüğünü sanırken zihnini ele geçirmektir.

A+AA- 1 10 0

Eski Türk ve Altay destanlarında Mankurt hikâyesi anlatılır: Esir alınan gençlerin başı kazınır, üzerine taze deve derisi geçirilip güneş altında bırakılırdı. Kuruyan deri kafatasını sıkarken saçlar içeri doğru uzar ve genç çekilmez acılar içinde hafızasını, ailesini, adını ve kimliğini unuturdu. Artık o, efendisine koşulsuz itaat eden bir köleye dönüşürdü.

Cengiz Aytmatov Gün Olur Asra Bedel romanında bu hikâyeyi aktarırken değişmez bir gerçeğe dikkat çeker: Geçmişini unutan insan, başkalarının yazdığı geleceğin gönüllü mahkûmu olur.

Günümüzde başımızda deve derisi yok ancak görünmeyen dijital kelepçelerimiz var: Telefonlarımız, ekranlarımız ve algoritmalarımız.


Orwell, Huxley ve Günümüz Dünyası

·         George Orwell (1984): İnsanın baskı, korku, denetim ve dilin daraltılması yoluyla nasıl kontrol edildiğini; en sonunda düşünmekten bile korkar hale geldiğini gösterdi.

·         Aldous Huxley (Cesur Yeni Dünya): İnsanın baskıyla değil; eğlence, haz, tüketim ve sürekli meşguliyetle uyuşturulduğunu; özgürlüğünden kendi isteğiyle vazgeçtiğini anlatır.

Orwell’in dünyasında insanlar kitap okuyamazdı; Huxley’ninkinde ise artık kitap okumak istemiyorlardı. Bugün bu iki tehlikenin tam ortasındayız: Bir yanda dezenformasyon ve takip edilme korkusu, diğer yanda sonsuz eğlence ve dikkat dağınıklığı.

Algoritmaların İktidarı

Modern mankurtlaşma artık görünür işkencelerle yapılmıyor; çok daha sessiz ve kişisel ilerliyor: Sosyal medya algoritmaları sürekli aynı görüşleri önümüze çıkararak farklı düşünceleri unutmamıza neden oluyor.  Öfke ve tüketim odaklı içerikler dünyayı daha düşmanca görmemizi ve mutluluğu sadece eşyalarda aramamızı sağlıyor. En tehlikeli kısım ise tüm bu yönlendirmeleri kendi özgür tercihimiz sanmamızdır. Kelepçe değişti ancak soru aynı kaldı: Aklımız ve irademiz kimin elinde?


Hafıza Kaybı ve Türkiye

Türkiye; binlerce yıllık Türk tarihinin, Anadolu medeniyetlerinin, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet mirasının kesişim noktasıdır. Böylesine büyük bir birikimde en önemli değer toplumsal hafızadır. Hafızasını kaybeden toplumlar yönünü yitirir.

Buradaki kritik nokta şudur:Köklerine sahip çıkmak geçmişte takılı kalmak değildir. Köklerini bilen insan geleceğe daha sağlam adımlarla yürür. Sorun Batı’yı veya dünyayı tanımak değil; kendini küçümseyerek başkasına hayran olmaktır.  Çağdaşlaşmak ile taklitçilik, teknoloji kullanmak ile teknolojinin kölesi olmak aynı şey değildir.

Türkiye İçin Yol Haritası: Sorgulayan Gençlik ve Üniversiteler

Yapay zekânın sahte görüntüler, sesler ve metinler üretebildiği günümüzde sadece "bilgiye sahip olmak" yetmez. Çocuklarımıza ve gençlerimize ezberci eğitimi değil; sorgulamayı, kaynağı araştırmayı ve aklını kimseye kiralamamayı öğretmeliyiz.


Üniversitelerin Sorumluluğu

Üniversiteler sadece meslek öğreten veya diploma dağıtan yerler değil, aklın ve düşüncenin özgürleştiği merkezlerdir.

  • Tasarımcı ve Mühendis: Yazdığı kodun veya modelin etik ve toplumsal sonuçlarını düşünmelidir.
  • Hukukçu: Sadece kanunları değil, adaletin özünü kavramalıdır.
  • Öğretmen: Sadece bilgi aktarmamalı, öğrencisine bağımsız düşünmeyi öğretmelidir.

Üniversiteler, gençleri kendi kültüründen koparmadan dünyaya açmalıdır. Yunus Emre'yi bilen bir genç Newton'ı, İbn-i Sina'yı tanıyan bir öğrenci Einstein'ı çok daha iyi anlar. Amaç geçmişi kutsamak değil, geçmişten güç alarak geleceği inşa etmektir.

Görünmez Kelepçelerin Farkında mıyız?

 Geleceğin en büyük savaşı sadece teknoloji alanında değil; hakikat ile dezenformasyon, özgür düşünce ile manipülasyon arasında yaşanacaktır.

  • Teknoloji bize hız kazandırabilir ama doğru yönü gösteremez.
  • Yapay zekâ cevap verebilir ama doğru soruyu sormayı öğretemez.
  • Gerçek özgürlük sadece istediğini yapabilmek değil, neyi neden istediğini bilebilmektir.

Günümüzün en büyük sorusu şudur: Başımızda deve derisi yok, peki zihnimizdeki görünmez dijital kelepçelerin farkında mıyız?

Sonuç ve Değerlendirme

İnsanlık tarih boyunca özgürlük ile esaret arasında mücadele etti. Dün insanın bedenine zincir vuruluyordu; bugün ise zihnine görünmeyen zincirler bağlanabiliyor. Dün Mankurtlaştırma, insanın geçmişini, kimliğini ve hafızasını yok ederek onu iradesiz bir varlığa dönüştürüyordu. Bugün ise aynı tehlike çok daha incelikli yöntemlerle karşımıza çıkıyor: ekranlar, algoritmalar, dezenformasyon, bağımlılık üreten dijital platformlar ve sürekli tüketimi teşvik eden görünmez mekanizmalar…

Asıl tehlike, insanın esir olduğunu fark etmemesidir. Çünkü zincirin görünür olduğu yerde insan özgürlüğünü arar. Fakat zincir düşünceye, alışkanlığa ve algıya bağlandığında kişi kendisini özgür zanneder. Kendi seçimi olduğunu düşündüğü bazı tercihlerin, aslında sürekli karşısına çıkarılan içerikler tarafından şekillendirildiğini fark etmeyebilir. Böylece modern mankurtlaşma, acı ve zor kullanarak değil; haz, hız, merak, korku ve sürekli meşguliyet üzerinden gerçekleşebilir. İşte bu noktada eğitim, her zamankinden daha büyük bir anlam kazanmaktadır.

Yapay zekânın bilgiye erişimi olağanüstü hızlandırdığı bir çağda, eğitim kurumlarının görevi yalnızca bilgi aktarmak olamaz. Üniversite; düşünen, sorgulayan, karşılaştıran, şüphe eden, hakikati araştıran ve gerektiğinde kendi kanaatini yeniden gözden geçirebilen insan yetiştirmelidir. Çünkü gelecekte bilgiye ulaşmak değil, bilginin doğruluğunu sınamak ve manipülasyonu fark etmek daha büyük bir değer taşıyacaktır.

Kültürel hafıza da bu mücadelenin en önemli dayanaklarından biridir. Geçmişini unutan insan, yalnızca dününü değil, yarınını da başkalarının tasarımına bırakır. Köklerimizden güç alarak bilime, teknolojiye ve evrensel değerlere açılmak; çağın gerisinde kalmak değil, çağın öznesi olmak demektir.

Bugün kendimize sormamız gereken soru artık yalnızca “Teknoloji ne kadar ilerledi?” değildir.

Asıl soru şudur: “Teknoloji ilerlerken insan ne kadar özgür kaldı?”

Çünkü yapay zekâ düşünebilir, algoritmalar tahmin edebilir, makineler karar süreçlerine katılabilir. Fakat insanın yerine sorumluluk taşıyamaz ve hakikatin ahlaki anlamını bütünüyle üstlenemez.

Bu nedenle 21. yüzyılın en büyük mücadelesi, insan ile makine arasında değil; özgür irade ile görünmez yönlendirme arasında yaşanacaktır. Ve belki de çağımızın en önemli özgürlük cümlesi şudur: Zihnini koruyamayan, özgürlüğünü de koruyamaz. Modern dünyanın bize bıraktığı en büyük sorumluluk; teknolojiye karşı çıkmak değil, teknolojinin karşısında insan kalabilmektir. Çünkü gerçek özgürlük, yalnızca istediğini seçebilmek değildir. Gerçek özgürlük, neden seçtiğini bilebilmektir.

Saygılarımla.

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (1)

  • G[A]

    Sevgi

    Somut medya ve platform kısıtlamaları gündemdeyken konuyu sadece algoritmalara indirgemek mevcut sansürü görünmez kılma riski taşımıyor mu? ------------------------------------------------------- Evet çok haklısınız Sevgi Hanım. Özgürlük mücadelesi hem kanalları kapatan somut sansüre hem de zihni içeriden kuşatan algoritmik yönlendirmeye karşı bütüncül olarak verilmelidir.

    + Cevapla