2030’a Giderken: Gençler, Üniversiteler ve Karar Vericiler İçin Yapay Zekâ Gerçeği
Bugün üniversite sıralarında oturan gençler, yalnızca bir meslek seçimi yapmıyor; aynı zamanda henüz tam olarak şekillenmemiş bir geleceğe hazırlanıyor. 2030’lara doğru ilerlerken yapay zekâ, otomasyon ve dijitalleşme; iş dünyasını olduğu kadar eğitim sistemini, kamu politikalarını ve bireyin hayata bakışını da köklü biçimde dönüştürüyor.

Bu nedenle artık sormamız gereken soru şudur: Hangi meslekleri seçeceğiz? değil, Nasıl insanlar yetiştireceğiiz?
Gençler İçin: Gençlere sürekli “geleceğin meslekleri” listeleri sunuluyor. Oysa asıl belirleyici olan meslek isimleri değil, yetkinliklerdir. Yapay zekâ, tekrar eden ve anlam üretmeyen işleri hızla devralmaktadır. Bu durum, gençler için bir tehditten çok bir uyarıdır: Sadece ezbere dayalı bilgiyle, sınav başarısıyla ya da tek bir teknik beceriyle ayakta kalmak mümkün değildir.
2030’larda ayakta kalacak olan gençler;
- Eleştirel düşünebilen,
- Problem tanımlayabilen,
- İnsanlarla etkili iletişim kurabilen,
- Teknolojiyle birlikte çalışabilen bireyler olacaktır.
Empati, yaratıcılık ve etik muhakeme hâlâ insana aittir. Yapay zekâ bu alanları destekleyebilir ama yönlendiremez. Bu nedenle gençlerin en büyük yatırımı, kendilerini “kolay ikame edilemeyen” bireyler hâline getirmek olmalıdır.
Üniversiteler İçin: Üniversiteler, bu dönüşümün merkezindedir. Ancak klasik müfredatlar, hızla değişen dünyaya cevap vermekte zorlanmaktadır. Bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu bir çağda, üniversitenin temel işlevi bilgi aktarmak değil; anlamlandırma ve sorgulama becerisi kazandırmak olmalıdır.
Yapay zekâ çağında üniversiteler şunları sorgulamak zorundadır:
- Öğrenciye yalnızca meslek mi kazandırıyoruz, yoksa düşünme yetisi mi?
- Disiplinler arası bakış açısını ne kadar destekliyoruz?
- Etik, toplumsal sorumluluk ve insan merkezli yaklaşım eğitimde ne kadar yer buluyor?
Aksi hâlde üniversiteler, “diplomalı ama yönsüz” bir gençlik üretme riskini taşıyacaktır.
Karar Vericiler İçin: Yapay zekâ politikaları yalnızca ekonomik verimlilik üzerinden şekillendirilemez. Evet, yapay zekâ üretkenliği artırır; ancak aynı zamanda eşitsizliği derinleştirme potansiyeline de sahiptir. Eğitim imkânlarına erişemeyen, yeniden beceri kazanma şansı bulamayan kesimler için bu dönüşüm ciddi bir toplumsal risk barındırmaktadır.
Karar vericilerin sorması gereken temel soru şudur: Bu dönüşümden kimler faydalanıyor, kimler geride kalıyor?
“Anlamsız işler” ortadan kalkarken, insanların anlamlı işe erişimini sağlayacak sosyal ve eğitim politikaları geliştirilmezse, teknoloji ilerlerken toplum geriye düşebilir.
Sonuç ve Öneriler
2030’lu yılların dünyası, yaygın kanaatin aksine, ne kaçınılmaz biçimde karanlık bir distopyaya ne de kendiliğinden gerçekleşecek parlak bir ütopyaya işaret etmektedir. Geleceğin nasıl şekilleneceği; büyük ölçüde bugünün gençlerinin hangi becerilerle donatıldığına, üniversitelerin değişen dünyaya ne ölçüde uyum sağlayabildiğine ve karar vericilerin kısa vadeli kazanımlar yerine hangi insani ve toplumsal değerleri öncelediğine bağlıdır. Teknolojik ilerleme tek başına bir kader değildir; onu yönlendiren insan iradesi, değerler sistemi ve eğitim anlayışı belirleyici unsurlardır.
Bu bağlamda yapay zekâ, insan emeğini ve düşüncesini tamamen ikame eden bir araç olarak değil; insanın yaratıcılığını, eleştirel düşünme kapasitesini ve problem çözme yeteneğini güçlendiren bir destek unsuru olarak konumlandırılmalıdır. Yapay zekânın doğru ve etik biçimde kullanımı, yalnızca verimlilik artışı sağlamaz; aynı zamanda bireyin daha bilinçli, üretken ve anlam odaklı bir yaşam sürmesine katkı sunar. Bunun yolu ise yalnızca donanım, yazılım ve altyapı yatırımlarından değil; insanın zihinsel, duygusal ve ahlaki gelişimine yapılan uzun vadeli yatırımlardan geçmektedir.
Burada sorulması gereken asıl soru şudur: 2030’a yalnızca teknolojik kapasitemizi artırarak mı hazırlanıyoruz, yoksa aynı zamanda ahlaki pusulamızı, düşünsel derinliğimizi ve toplumsal dayanışma bilincimizi de güçlendiriyor muyuz? Gerçek anlamda sürdürülebilir ve adil bir gelecek, ancak teknoloji ile insan değerlerinin dengeli ve bilinçli bir biçimde birlikte ilerlemesiyle mümkün olacaktır. Bu denge kurulamadığı takdirde, en ileri teknolojiler dahi toplumsal sorunları çözmek yerine derinleştirme riski taşımaktadır.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr
YORUM YAP