HABERLER

G[A]
08 Kasım 2026 14:15 | Son Güncelleme: 08 Kasım 2026 21:16

COP31 İklim Tartışmalarının Gölgesinde Başlıyor

Dünyanın gözü kulağı yarın Türkiye’nin ev sahipliğinde kapılarını açacak olan dev organizasyona çevrildi. Türkiye, Ankara’daki NATO zirvesinin ardından yılın ikinci büyük uluslararası buluşmasına ev sahipliği yapıyor.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31), devlet ve hükümet başkanları, bakanlar, akademisyenler ve sivil toplum temsilcilerinin katılımıyla yarın Antalya’da başlıyor. 9-20 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek zirve için 1,1 milyon metrekarelik dev bir alan hazırlanırken, organizasyonda 27 bin 957 personel görev alacak. Zirvenin ulaşımında da 630 düşük emisyonlu otobüs kullanılacak.

31 YILDIR YAPILAN ZİRVELER VE “ÇİFTE STANDART” TARTIŞMASI

Bir tarafta 1995’ten bu yana iklimi koruma vaadiyle toplanan küresel aktörler, diğer tarafta ise bu aktörlerin uyguladığı çifte standardı eleştiren yaklaşımlar arasındaki derin çelişki ise zirve öncesi yeniden gündemde.

İlki 1995 yılında Berlin’de düzenlenen COP zirveleri, otuz yılı aşkın süredir küresel iklim politikalarına yön verme iddiasını taşıyor. Ancak bu uzun süreçte küresel emisyonların ve doğa tahribatının durdurulamaması, zirvelerin samimiyetine yönelik tartışmaları da beraberinde getiriyor. Küresel aktörlerin kendi sorumluluklarını görmezden gelip faturayı teknoloji veya kalkınmaya değil de bireylere ve gelişmekte olan ülkelere kesmesine kimi uzmanlar ile dünya kamuoyu tepki gösteriyor.

ZEKÂ YAPAY, TÜKETİLEN SU GERÇEK

Bu çelişkinin en somut örneklerinden biri ise teknoloji ve su tüketimi alanında yaşanıyor. İnsanlık için sayısız fayda sağlayan yapay zekâ ve dijital sistemlerin arkasındaki devasa veri merkezlerinin soğutulması için harcanan milyonlarca litre su tartışma konusu olurken, küresel teknoloji devlerinin sınırsız kaynak tüketimine dokunulmayıp yalnızca bireysel kullanıcılara tasarruf çağrısı yapılması çifte standart olarak değerlendiriliyor.

ASIL RİSK KOYUN VE İNEKLER Mİ YOKSA LÜKS TÜKETİM Mİ?  

Benzer bir tablo savunma harcamaları ve tarım politikalarında da kendini gösteriyor. Dünyada her yıl milyarlarca dolarlık silah üretimi ve bölgesel çatışmaların yol açtığı ağır ekolojik yıkım görmezden gelinirken, insanlığın temel gıda kaynağı olan tarım ve hayvancılığın “karbon ayak izi” gerekçesiyle hedef tahtasına oturtulması dikkat çekiyor. Doğayı asıl kirleten küresel sanayi devlerinin, kendi lüks ve yüksek tüketim alışkanlıklarından ödün vermeden tüm dünyaya yeni kurallar dayatması, “iklim adaleti” kavramını ciddi şekilde sorgulatıyor.

Öte yandan, küresel ulaşım ve tüketim alışkanlıklarındaki eşitsizlik de tartışmaların bir diğer boyutunu oluşturuyor. İklim zirvelerine dahi özel jetlerle katılan küresel elitlerin ve lüks tüketim odaklarının yol açtığı yüksek emisyonlar göz ardı edilirken, sıradan vatandaşların günlük ulaşım ve ısınma tercihlerinin karbon vergileriyle sınırlandırılmak istenmesi kamuoyunda tepkiyle karşılanıyor.

Aynı çifte standart, küresel üretim ve atık politikalarında da göze çarpıyor. Teknoloji ve tekstil tekellerinin, kâr marjlarını korumak adına ürünleri bilerek kısa ömürlü tasarlaması sonucu devasa bir elektronik ve plastik atık yığını oluşurken, bu üretim modelini değiştirmek yerine tüm çevresel sorumluluğun tüketicilerin geri dönüşüm alışkanlıklarına yüklenmesi de mevcut iklim politikalarının samimiyetini tartışmaya açıyor.

TARİHTEN BUGÜNE SEÇİCİ ÇEVRECİLİK

Batı’nın çevre politikalarındaki bu seçici tutumu aslında tarihsel bir geçmişe de dayanıyor. Orta Çağ ve sonrasındaki Sanayi Devrimi sürecinde hızla büyüyen Londra’da ormanların tükenmesiyle ortaya çıkan yakıt krizi, halkı yoğun ve zehirli duman salan ucuz deniz kömürü kullanımına yöneltmişti. Başlangıçta sokaktaki halkın bu zehirli dumandan rahatsız olmasını görmezden gelen dönemin yöneticileri, kirlilik kendi yaşam alanlarına ve sağlıklarına dokunmaya başladığında ise dünya tarihindeki ilk hava kirliliği yasasını çıkararak bu yakıtı yasaklama yoluna gitmişti. Bugün küresel aktörlerin kendi konfor alanları dışındaki çevresel yıkımlara karşı sergilediği benzer yaklaşım, tarihteki bu tavrın modern bir yansıması olarak değerlendiriliyor.

TÜRKİYE’DEN “UYGULAMA COP’U” VE “SIFIR ATIK” HAMLESİ

Küresel tartışmaların gölgesinde başlayan zirvede Türkiye ise ev sahibi ve dönem başkanı olarak, sadece konuşulan değil, somut adımların atıldığı bir süreç hedefliyor. NATO zirvesindeki başarılı organizasyon kabiliyetini Antalya’ya taşıyan Türkiye, “Geleceğin COP’u - Uygulama COP’u" yaklaşımıyla 527 bin metrekarelik Mavi Bölge ve 582 bin metrekarelik Yeşil Bölge’yi tüm dünyanın kullanımına sundu.

Zirve alanında ayrıca Türkiye'nin dünyaya kazandırdığı Sıfır Atık Hareketi kapsamında Sıfır Atık Müzesi, kompost merkezleri ve Yörük kültürünü yansıtan tematik alanlar da uluslararası heyetlerin ve ziyaretçilerin beğenisine sunulacak. Türkiye, 20 Kasım’a kadar sürecek maratonda küresel iklim diplomasisinin çözüm ve uzlaşı merkezi olmayı hedefliyor.