Çalgı Yapımı ve Onarımı: Stradivari Ekolünün Yerelliği Dışlaması BEUN bünyesindeki Çalgı Yapımı ve Onarımı Bölümü’nün eğitim vizyonu, sistemin yerellikten ne kadar uzaklaştığının bir başka kanıtıdır. Bölümün öğretim planları, "Stradivari il Cremonese" ekolünü (İtalyan stili) temel yapısal teknik olarak benimsemiştir.6 Kuşkusuz, lüthiyelik sanatında İtalyan ekolü bir dünya standardıdır; ancak Karadeniz gibi zengin bir halk çalgısı kültürüne sahip bölgede yer alan bir üniversitenin, kemençe veya tulum yapımına dair bilimsel bir kürsü açmamış olması dikkat çekicidir. Öğrenciler; matematiksel hesaplamalar, sesin fiziksel davranışları ve cilaların kimyasal içerikleri gibi teknik konularda Batı çalgıları üzerinden eğitilmektedir.6 Organoloji bilimi tüm kavramlarıyla derslerin bir parçası olsa da, bu bilimsel yaklaşımın neden Türk Müziği enstrümanlarına (Ud, Kanun, Tanbur, Bağlama vb.) uygulanmadığı sorusu yanıtsız kalmaktadır. Bu durum, yerel müzik teknolojisinin ve zanaatının akademik düzeyde "yok sayılmasına" ve bilimsel metotlarla geliştirilmesinin engellenmesine yol açmaktadır.
Türkiye’de müzik eğitimi sistemi, tarihsel süreç içerisinde modernleşme projelerinin en temel yapı taşlarından biri olarak kurgulanmıştır. Cumhuriyetin ilanını takip eden yıllarda, Batı Klasik Müziği normlarının bir "çağdaşlaşma" kriteri olarak benimsenmesi, yükseköğretim kurumlarındaki müzik bölümlerinin ve konservatuvarların bu eksende şekillenmesine yol açmıştır. Ancak gelinen noktada, toplumsal dokudan kopuk, sadece belirli bir estetik, sanat anlayışa hizmet eden ve Türkiye’nin bin yılı aşkın makamsal müzik mirasını ikincil plana iten bu sistemin sürdürülebilirliği ciddi şekilde sorgulanmaktadır. Türkiye’nin sosyo-kültürel gerçekliğiyle uyumlu, yerel mirası evrensel pedagojik yaklaşımlarla harmanlayan bir modelin inşası, sadece bir kültürel tercih değil, aynı zamanda ulusal bir eğitim zorunluluğudur.
Halkbilimi (Folklor) ya da Halk Kültürü, bir toplumun maddi ve manevi kültür ürünlerini inceleyen, toplumsal belleği kayıt altına alan ve kimlik inşasında temel rol oynayan bir disiplindir. Türkiye’de 19. yüzyılın sonlarında "Halkiyat" adıyla tartışılmaya başlanan bu alan, Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte ulus-devlet inşasının merkezine yerleşmiştir. Ancak günümüzde bu disiplin, bilimsel bir araştırma alanından ziyade, bürokratik bir yapıya hapsolmuş durumdadır.
Pir Sultan Abdal Türk kültürünün en önemli şahsiyetlerinden biridir.16. Yüzyıl Anadolu halk ozanı sadece şiirleriyle değil, aynı zamanda Alevi-Bektaşi inancının ve toplumsal dayanışma ruhunun en güçlü temsilcisi olmasıyla da Türk kültür tarihinde müstesna bir yere sahiptir. O'nun edebi mirası, bir yandan Anadolu Türkçesinin sadeliğini ve zenginliğini yansıtırken, diğer yandan dönemin siyasi otoritesine (Osmanlı bürokrasisi) karşı Ehlibeyt sevgisi ekseninde şekillenen inançsal duruşu ifade etmiştir. Bu değerlendirmede, Pir Sultan Abdal'ın inanç dünyasının temel unsurlarının, onun şiir formlarına, temalarına ve nihayetinde halk müziği geleneğine nasıl yansıdığı, dini-tasavvufi mirası dikkate alınarak incelenmektedir.
Türkiye'de sanat ve kültür denildiğinde, modernleşme çabalarının etkisiyle Batı menşeli sanat disiplinleri (resim, heykel, bale, opera, modern tiyatro vb.) sıklıkla ön plana çıkmaktadır. Oysa, Türk medeniyeti, Batı Asya'dan Anadolu'ya ve nihayetinde Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasına uzanan binlerce yıllık birikimin ürünü olan, kendine has estetik kuralları ve derin manevi anlamlar taşıyan geleneksel sanatlara sahiptir. Hat, tezhip, minyatür, çini, Türk müziği, gölge oyunu ve geleneksel mimari gibi sanatlar, bu zenginliğin temel taşlarıdır ve modern sanatların gölgesinden çıkarak hak ettikleri değeri görmeleri önem arz etmektedir [1]. Bu analiz, Türk sanatlarının estetik ve kültürel derinliğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Bu değerlendirme, Türk Müziği'nin temel kimliğini oluşturan koma seslerinin (mikrotonal aralıklar) icradan çıkarılması ve bu durumun geleneksel müzik mirası üzerindeki etkileri hakkındaki güçlü eleştirileri analiz etmektedir. Sib2 koma sesinin özel olarak belirtilmesi, müziğin temel yapı taşlarından biri olan B (Si) perdesinin akort ve makam tanımlamasındaki kritik rolüne işaret etmektedir. Eleştirinin odak noktası, popülerleşme eğilimlerinin geleneksel icra kurallarını aşındırması ve sanatsal yorumun sınırlarının sorgulanmasıdır. Son dönemlerde batı müziği icra eden kişi veya grupların halk tabiri ile “Yağma Hasan’ın Böreği” veya “Mal Bulmuş Mağribi” gibi Türk müziği makamsal ses sistemi özelliklerine yok sayma gibi bir tutum içerisindedirler.
Türk halk müziğinin Orta Anadolu kolunda, özellikle Kırşehir merkezli Abdal geleneği içinde doğup gelişen Muharrem Ertaş (1913-1984) ve Neşet Ertaş (1938-2012), icra ettikleri sanatla bölgesel bir kimliği ulusal düzeye taşımış usta-çırak ve baba-oğul ozanlardır. Bu iki ismin sanatsal performansı, sadece müzikal bir aktarım değil, aynı zamanda uzun yıllar boyunca toplumun çeperinde kalmış, yoksulluk ve dışlanmışlıkla mücadele etmiş Abdal kimliğinin bir ifade ve kabul aracı haline gelmiştir. Onların müziği, hem yerel Türkmen Abdal kimliğini yeniden üretmiş hem de Anadolu'nun geniş kesimleri için evrensel bir "garip" kimliği inşa etmiştir.
Türk halk müziği (THM), Türk coğrafyasının kadim kültürel mirasını taşıyan, geniş bir coğrafyaya yayılmış ve derin bir çeşitliliğe sahip sanat formudur. Bu müzik, sadece melodilerden ve sözlerden ibaret olmayıp, her bölgenin tarihini, coğrafyasını ve toplumsal yaşam biçimini yansıtan yöresel tavırlar ve icra üslupları bütünüdür. Bu kültürel zenginliğin günümüze ulaşmasında ve yaygınlaşmasında, icra ve bağlama başta olmak üzere birçok çalım tekniğinde zirveye ulaşmış usta sanatçıların rolü yadsınamaz.
Alevi-Bektaşi müziği, Kadim Türk müzik kültüründe, Türk Halk Müziği (THM) geleneğinin tartışmasız en derin, en zengin ve en temel katmanlarından birini oluşturur. Bu müzik, sadece ezgisel bir miras değil; aynı zamanda köklü bir felsefenin, inancın ve toplumsal hafızanın doğrudan aktarım aracıdır. Bu analizi dini ve felsefi etkiler olmak üzere iki ana başlıkta inceleyebiliriz:
Şeb-i Arus törenleri bu yıl 752 yılı Vuslat Yıl dönemi olarak Konya’da 7-17 Aralık 2025 tarihleri arasında yapılıyor. Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin (ö. 1273) felsefesi, ilahi aşka ulaşmanın ve yaradan ile bütünleşmenin yollarını arayan bir mistisizmi temsil eder. Bu mistisizmin en çarpıcı ve evrensel ifadeleri ise sema ve musiki ritüelleridir. Mevlâna’nın ölüm gecesini "Düğün Gecesi" anlamına gelen Şeb-i Arûs olarak adlandırması, maddi varoluştan ilahi olana geçişi bir ayrılık değil, bir vuslat olarak görmesinin sonucudur
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.